AĞRI DAĞI Dünya Keşfetti, Sıra Bizde
Prof. Dr. Faruk Kaya
Türkiye'nin çatısı olan Ağrı Dağı, 5.137 metrelik yüksekliğiyle sadece coğrafi bir zirve değildir. Üç semavi dinin ortak hafızasında yer eden Nuh Tufanı anlatısıyla, dünyanın dört bir yanında insanların zihninde ve gönlünde yaşayan eşsiz bir semboldür. Friedrich Parrot'un 1829 yılında gerçekleştirdiği ilk bilimsel tırmanıştan bu yana gezginler, bilim insanları, araştırmacılar ve inanç turizmiyle ilgilenen milyonlarca kişi aynı dağa ilgi duydu. Batı dünyası ona "Ararat" dedi, bizim kaynaklarımız "Gemi Dağı" olarak andı; Yakutlar "Ağrı", İranlılar ise "Kûh-ı Nûh" adını verdi. Her medeniyet bu dağa kendi bakışını ve kendi anlamını yükledi.
Peki böylesine eşsiz bir miras bugün bize ne kazandırıyor?
Yakın zamanda yayımlanan akademik çalışmamın ortaya koyduğu veriler, hem gurur verici hem de düşündürücü bir tabloyu gözler önüne seriyor. Ağrı Dağı; dağ turizmi ile inanç turizminin buluştuğu, Türkiye'de benzeri olmayan çok özel bir destinasyondur. Görkemli volkanik yapısı, Türkiye'nin en büyük örtü buzulu, zengin yüksek dağ ekosistemi ve Doğubayazıt güzergâhının tırmanış için elverişli olması sayesinde dünya çapında rekabet edebilecek bir potansiyele sahiptir.
Buna, Durupınar formasyonu etrafında oluşan uluslararası ilgiyi ve Nuh'un Gemisi anlatısının yüzyıllardır süregelen etkisini de eklemek gerekir. Nitekim Batılı coğrafyacılar bu değeri şu çarpıcı ifadeyle anlatıyor:
"Güney Afrika'nın altını ve elması ne kadar kıymetliyse, Türkiye'nin Ağrı Dağı da o kadar kıymetlidir."
Bugün Ağrı Dağı ve Nuh'un Gemisi dünya medyasında düzenli olarak yer alıyor. Discovery Channel, National Geographic ve History Channel gibi uluslararası yayın kuruluşlarının hazırladığı belgeseller, dijital platformlardaki sayısız içerik ve bilimsel çalışmalar, bu dağın küresel ölçekte ilgi gören bir marka olduğunu açıkça gösteriyor. Günümüzde turizm artık tam da bu tür güçlü hikâyeler ve marka değerleri üzerine inşa ediliyor.
Ancak elimizdeki bu büyük marka, ekonomik karşılığını henüz tam anlamıyla bulabilmiş değil. Ağrı Dağı'na yılda yaklaşık 5 bin kişi tırmanıyor. Oysa Nepal, yalnızca Everest'e verilen tırmanış izinlerinden kişi başına 11 bin dolar gelir elde ediyor ve bu dağın ülke ekonomisine yıllık katkısı 300 milyon doların üzerine çıkıyor. Tanzanya'daki Kilimanjaro'yu her yıl yaklaşık 50 bin kişi ziyaret ediyor. Amerika Birleşik Devletleri'nde kurulan Nuh'un Gemisi temalı Ark Encounter Parkı yılda yaklaşık bir milyon ziyaretçi ağırlarken, Hong Kong'daki benzer merkez açıldığı günden bu yana yaklaşık yedi milyon kişiyi misafir etti.
Bu tablo bize önemli bir gerçeği gösteriyor. Sorun doğal zenginlik eksikliği değil; sahip olduğumuz değeri doğru planlayamamak ve güçlü bir turizm markasına dönüştürememektir.
Bunun için öncelikle altyapı eksikliklerinin giderilmesi gerekiyor. Nitelikli konaklama tesislerinin artırılması, yeme-içme sektörünün geliştirilmesi, izin süreçlerinin kolaylaştırılması ve kamu kurumları arasındaki koordinasyonun güçlendirilmesi büyük önem taşıyor.
İshak Paşa Sarayı, Ahmed-i Hani Türbesi, Balık Gölü, Diyadin Kaplıcaları, Meteor Çukuru ve Durupınar formasyonu birbirinden bağımsız destinasyonlar değil; doğru planlandığında birbirini tamamlayan büyük bir turizm rotasının parçaları olabilir.
Artık ihtiyaç duyulan şey, Ağrı Dağı ve çevresini kapsayan bütüncül bir turizm master planıdır. Dağ turizmini, inanç turizmini, kültür ve doğa turizmini aynı vizyon etrafında buluşturan; yerel halkı sürecin merkezine alan ve koruma-kullanma dengesini gözeten bir yol haritası hazırlanmalıdır. Bu vizyonun en önemli adımlarından biri de Doğubayazıt-Durupınar hattında uluslararası ölçekte ilgi görecek bir Nuh'un Gemisi Müzesi ve Ziyaretçi Merkezi'nin hayata geçirilmesidir.
Artık mesele Ağrı Dağı'nın potansiyelini konuşmak değil, onu hayata geçirmektir. Çünkü dünya bu dağı çoktan keşfetti. Şimdi sıra bizde. Bu eşsiz mirası doğru yatırımlarla Türkiye'nin en güçlü turizm markalarından birine dönüştürebiliriz. Ağrı Dağı, hak ettiği değeri alacağı günü bekliyor.