Prof. Dr. Faruk Kaya

'Hüzn ü keder def' ola Bayrâm o bayrâm ola

Prof. Dr. Faruk Kaya

WhatsApp

AĞRI KARAKÖSE HABER WhatsApp Kanalını Takip Et

En güncel haberler için bizi WhatsApp kanalımızdan takip edin!

WhatsApp TAKİP ET

Kurban Bayramı’na bu yıl da yine buruk bir gönülle giriyoruz. Bir yanda, Arafat’tan semaya yükselen ve asırlardır ümmetin ortak vicdanında yankılanan Allahu Ekber nidaları; yeryüzünü tek bir kalp gibi attıran o büyük teslimiyet… Bir yanda çocukların bayram heyecanı, aile sofralarının sıcaklığı, büyüklerin ellerini öpmeye hazırlanan küçük yürekler… Diğer yanda ise başta Gazze olmak üzere İslam coğrafyasının farklı bölgelerinde kanayan yaralar, insanlık vicdanını sızlatan acılar Bombaların altında bayrama uyanan çocuklar, evsiz kalan aileler, açlıkla mücadele eden milyonlar…

Böyle bir tabloda insan ister istemez şu soruyu soruyor: Bayramı gerçekten bayram yapan nedir?

Eğer bir coğrafyada çocuklar bombaların altında can veriyorsa, anneler evlatlarını kefensiz toprağa veriyorsa, insanlar yalnızca hayatta kalabilmek için mücadele ediyorsa; yalnızca bizim sofralarımızın dolu, evlerimizin şen olması gerçek bir bayram için yeterli olabilir mi?

İşte tam da böyle zamanlarda bayramlar, sıradan günler olmaktan çıkar; vicdanın, merhametin, kardeşliğin ve insanlık onurunun yeniden hatırlandığı büyük muhasebe günlerine dönüşür. Çünkü insanı insan yapan yalnızca aklı değildir; kalbidir, vicdanıdır, merhametidir.

Bediüzzaman Said Nursî’nin şu tespiti adeta bugün için söylenmiş gibidir: Kalb-i insanîden hürmet ve merhamet çıksa, akıl ve zekâvet, o insanları gayet dehşetli ve gaddar canavarlar hükmüne geçirir; daha siyasetle idare edilmez.

Gerçekten de bugün insanlık, teknolojide ve bilimde büyük ilerlemeler kaydederken; merhameti, şefkati ve vicdanı aynı ölçüde büyütemediği için ağır bir ahlâk krizi yaşamaktadır. Bir tarafta şehirleri yerle bir eden bombalar, diğer tarafta aileleri ve toplumları içten içe çürüten manevî çözülme…Çünkü hürmet, merhamet, şefkat, edep ve fazilet; yalnızca aklın değil, kalbin vasıflarıdır Ve kalbin gıdası yalnızca bilgi değildir; maneviyat ve ahlâktır.

Kurban Bayramı’nın temelinde ise teslimiyet vardır. Hz. İbrahim’in sadakati, Hz. İsmail’in tevekkülü ve Allah’a adanmışlığın en yüksek örneği…Kur’an-ı Kerim’de Rabbimiz şöyle buyurur(Hac, 22/37); Onların ne etleri Allah’a ulaşır ne de kanları. Fakat O’na sadece sizin takvânız ulaşır. Bu ayet bize şunu hatırlatır: Demek ki mesele yalnızca şekil değildir. Asıl mesele; kalpte oluşan samimiyet, ahlâk ve vicdandır.

Peygamber Efendimiz (sav) de şöyle buyurur: Sizin en hayırlınız, ahlâkı en güzel olanınızdır. (Buhârî, Edeb, 39) Bu hadis-i şerif, bir toplumun nasıl ayakta kalacağını tek cümlede özetler. Çünkü ahlâkın çöktüğü yerde aile sarsılır, güven kaybolur, toplum çözülmeye başlar.

Bugün yalnızca savaşlarla değil; aile kurumundaki çözülmeyle, gençlerin kimlik bunalımıyla, yalnızlaşmayla, şiddetle, madde bağımlılığıyla ve dijital kültürün kontrolsüz etkileriyle de mücadele ediyoruz. Özellikle medya, diziler, sosyal medya platformları ve dijital içerikler artık sadece eğlendirmiyor; toplumun değer dünyasını da şekillendiriyor. Şiddeti normalleştiren, mahremiyeti aşındıran, tüketimi kutsayan ve insan bedenini değersizleştiren yayınların uzun vadede aile yapısını tahrip ettiği açıkça görülüyor.

Modern çağın en büyük problemlerinden biri de haz odaklı yaşam anlayışıdır. İnsan yalnızca kendi rahatını merkeze aldığında; fedakârlık, sabır, sadakat ve sorumluluk gibi aileyi ayakta tutan değerler zayıflamaktadır. Oysa güçlü toplumların temeli güçlü ailelerdir. Güçlü ailelerin temeli ise sevgi, merhamet, sadakat ve maneviyattır.

Bu nedenle çocuklarımızı yalnızca bilgiyle değil; ahlâk ve vicdanla da yetiştirmek zorundayız. Küçük yaştan itibaren onların kalplerini Allah ve Peygamber sevgisiyle doldurmak; şefkat, merhamet, edep, hayâ ve istikamet gibi güzel hasletlerle yetiştirmek gerekir. Çünkü vicdanla birleşmeyen bilgi, insanı daha merhametli değil; yalnızca daha tehlikeli kılar.

İşte bu noktada Peygamber Efendimizin hayatı insanlık için en büyük örnektir. Hz. Aişe validemize Efendimizin ahlâkı sorulduğunda verdiği ne kadar da anlamlıdır: Siz Kur’an okumuyor musunuz? Onun ahlâkı Kur’an’dı ((Müslim, Müsâfirîn, 139). O; merhametiyle, adaletiyle, affediciliğiyle ve insan onuruna verdiği değerle insanlığa örnek oldu. Bugün birey olarak da, toplum olarak da, devletler olarak da en büyük ihtiyacımız; bu ahlâkı yeniden hayatın merkezine taşıyabilmektir.

Bediüzzaman Said Nursî’nin toplum hayatı için ortaya koyduğu şu beş esas ise bugün hâlâ yol gösterici mahiyettedir: Merhamet, Hürmet, Emniyet, Haram ve helâlı bilip haramdan çekilmek, Serseriliği bırakıp itaat etmektir.  Gerçekten de bir toplumda merhamet kaybolursa şiddet artar; hürmet kaybolursa aile çöker; emniyet kaybolursa insanlar birbirine güvenemez hale gelir. Haram-helâl hassasiyetinin silindiği yerde ise adalet duygusu da kurur gider.

Bu nedenle bugün yalnızca bireylerin değil; ailelerin, eğitim kurumlarının, medya kuruluşlarının ve devletlerin de büyük sorumlulukları vardır. Zira mesele artık yalnızca bireysel bir tercih meselesi değil; bir medeniyet meselesidir.

Bayramlar bize yeniden paylaşmayı öğretir:
Bir yetimin başını okşamayı…
Bir komşunun kapısını çalmayı…
Bir kırgınlığı bitirmeyi…
Bir sofrayı paylaşmayı…
Bir mazlumun duasında yer almayı…

Bu vesileyle Kurban Bayramı’nın; merhametin, ahlâkın, kardeşliğin ve insanlık vicdanının yeniden güç kazandığı bir bayrama vesile olmasını temenni ediyor, bayramınızı tebrik ediyorum.

Yazarın Diğer Yazıları