Bazı cümleler vardır, insanın zihninde yıllarca dolaşır:
“Bizim zamanımızda böyle değildi…”
Belki de her kuşak, kendisinden sonra gelen kuşağa bakıp bu cümleyi kuruyor. Ancak bugün özellikle 15-25 yaş arasındaki gençlere baktığımızda, üzerinde biraz daha fazla düşünmemiz gereken bir durumla karşı karşıyayız.
Çünkü sanki gençlerimiz daha yolun başındayken yoruluyor.
Bir işin başına geçiliyor, biraz zorluk çıkıyor, motivasyon düşüyor. Bir hedef belirleniyor, ilk engelde vazgeçilebiliyor. Bir şey hemen sonuç vermediğinde sabır göstermek zorlaşıyor.
Peki neden?
Gerçekten gençler artık daha mı isteksiz?
Yoksa biz onların hayatını kolaylaştırırken, farkında olmadan mücadele etme kaslarını mı zayıflattık?
Bizim çocukluğumuzda “yok” vardı
80'li ve 90'lı yıllarda çocuk olanların hayatı bugünkü kadar konforlu değildi.
Bir şey istediğimizde hemen ulaşamazdık. Bir oyuncağın alınması için beklerdik. Televizyonda istediğimiz programı istediğimiz zaman izleyemezdik. İnternet yoktu, akıllı telefon yoktu, sosyal medya yoktu. Belki de bu yazıyı okuyan kişiler benim gibi çocukluğunun ve gençlik yıllarının çoğunu farklı işyerlerinde çalışarak, Cumhuriyet caddesinde su, limonata satarak belki de ayakkabı boyacılığı yaparak geçirdik. Tek bir ayakkabıya sahip olsakda mutlu olan bir nesil vardı, en önemlisi, beklemek vardı.
Bir şeyi elde etmek için çaba göstermek, sabretmek ve bazen de yokluğuna alışmak vardı.
Çocukluk dönemimizde sokakta saatlerce oynardık. Eve çağrıldığımızda gitmek istemezdik. Düştüğümüzde kalkar, üzerimizi siler ve oyuna devam ederdik.
Bugünün çocuklarının sahip olduğu imkânların çoğu bizim hayalimizdi.
Bugün bir bilgiye ulaşmak saniyeler sürüyor.
Bir yemek dakikalar içinde kapıya geliyor. Bir ürün birkaç tıklamayla satın alınabiliyor. Bir arkadaşımıza dünyanın diğer ucundan ulaşabiliyoruz.
Eğlence bile sabır istemiyor.
Beğenmediğimiz videoyu geçiyoruz.
Sıkıldığımızda uygulamayı değiştiriyoruz.
İstemediğimiz bir konuşmayı kapatıyoruz.
Bir şey hoşumuza gitmediğinde başka bir seçeneğe yöneliyoruz.
Belki de bunun sonucunda hayatın en önemli gerçeklerinden birini unutmaya başladık:
Bazı şeyler zaman ister.
Başarı zaman ister.
Meslek sahibi olmak zaman ister.
Tecrübe zaman ister.
İyi bir insan olmak bile zaman ister.
Ve belki de en önemlisi, güçlü bir karakter oluşturmak mücadele ister.
Gençler gerçekten tembel mi?
Burada dikkat etmemiz gereken önemli bir nokta var.
Bugünün gençlerine sadece “tembelsiniz, sabırsızsınız” demek kolay.
Ama mesele bu kadar basit değil.
Onların dünyası da bizim dünyamızdan farklı.
Sürekli karşılaştırmanın olduğu, başarı hikâyelerinin her gün önlerine çıktığı, herkesin hayatının mükemmel gösterildiği bir çağda yaşıyorlar.
Sosyal medyada birkaç saniye içerisinde yüzlerce insanın başarısını görüyorlar.
Biri genç yaşta şirket kuruyor.
Biri milyonlar kazanıyor.
Biri dünyayı geziyor.
Biri üniversitede büyük başarılar elde ediyor.
Biri hayatının aşkını buluyor.
Bunların hepsi aynı ekranın içinde.
Genç ise kendi hayatına bakıyor ve “Ben neden böyle değilim?” diye düşünüyor.
Belki de bazı gençlerin motivasyonunu düşüren şey yalnızca zorluklar değil; kendilerini sürekli başkalarıyla kıyaslamak.
Biz ne yaptık?
Belki de burada biraz kendimize bakmamız gerekiyor.
Çocuklarımız zorlanmasın diye onların yerine çok fazla şey yaptık mı?
Düşmesinler diye önlerine çıkan engelleri kaldırdık mı?
Üzülmesinler diye her istediklerini vermeye çalıştık mı?
Kaybetmesinler diye mücadele etmelerine fırsat vermedik mi?
Çünkü bir çocuğu korumak ile onu hayata hazırlamak aynı şey değildir.
Çocuklarımızın hayatını kolaylaştırmak elbette güzel.
Ama bazen onların yerine mücadele etmek, onlara iyilik değil, farkında olmadan bir eksiklik bırakabilir.
Çünkü insan bazı şeyleri yaşayarak öğrenir.
Düşerek kalkmayı…
Kaybederek yeniden denemeyi…
Bekleyerek sabretmeyi…
Başaramayarak tekrar çalışmayı…
Belki de ihtiyacımız olan şey “daha zor bir hayat” değil
Burada “Eskiden zorluk vardı, şimdi de gençler zorluk görsün” demek doğru değil.
Çocuklarımızın bizim yaşadığımız imkânsızlıkları yaşamasını istememeliyiz.
Ancak onlara şunu öğretmeliyiz:
Her şey kolay olmayacak.
Bazen emek vereceksin ve karşılığını hemen alamayacaksın.
Bazen çok çalışacaksın ama yine de kaybedeceksin.
Bazen bir kapı yüzüne kapanacak.
Bazen arkadaşların senden önce başarılı olacak.
Bazen istediğin olmayacak.
Ama bütün bunlar hayatın bittiği anlamına gelmeyecek.
Çünkü başarısızlık, vazgeçmek için değil; yeniden denemeyi öğrenmek için hayatın bir parçasıdır.
Gençlere kızmadan önce onları anlamalıyız
Bugünün gençleri bizim çocukluğumuzdaki şartlarda yetişmedi.
Biz de onların dünyasında büyümedik.
Bu yüzden iki kuşağın birbirini anlaması gerekiyor.
Biz onlara biraz sabrı, biraz mücadeleyi, biraz beklemeyi anlatmalıyız.
Onlar da bize değişen dünyanın ne kadar farklı olduğunu göstermeli.
Belki de asıl mesele kuşakların birbirini suçlaması değil, birbirinden öğrenmesi.
Çünkü gençlerimizin motivasyonunun hemen düşmesini yalnızca onların sorunu olarak görürsek, önemli bir şeyi kaçırırız.
Bir nesli yetiştiren yalnızca zaman değildir; aile, toplum, eğitim sistemi ve içinde yaşadığı dünya da o nesli şekillendirir.
Ve belki bugün kendimize şu soruyu sormalıyız:
Çocuklarımızı hayata hazırlıyor muyuz, yoksa hayatın bütün zorluklarından korumaya çalışırken onları hayata karşı hazırlıksız mı bırakıyoruz?
Cevabımız, yalnızca bugünün gençlerini değil, yarının toplumunu da şekillendirecek.
Bu yüzden şairin dediği gibi "Sen yürüdükçe yol açılır." Bu yolu da gençlerimiz ile beraber yürümeliyiz.