Bir şehrin turizm şehri olabilmesi için yalnızca tarihi eserlerinin, doğal güzelliklerinin ya da yöresel ürünlerinin olması yetiyor mu?
Sanırım yetmiyor.
Çünkü turizm biraz da hikâye anlatma işi.
Ve Ağrı'nın anlatacak hikâyesi fazlasıyla var.
Dünyanın en yüksek dağlarından biri olan Ağrı Dağı burada. Yüzyıllardır ayakta duran İshak Paşa Sarayı burada. Doğasıyla, manzarasıyla Balık Gölü burada. Keşfedilmemiş bir güzellik olan Diyan konyonu ve kaplıcalar burada.Dağları, yaylaları, vadileri, kış manzaraları burada.
Peki bütün bunlar ne kadar tanınıyor?
Asıl sorumuz belki de bu olmalı.
Ağrı'nın en büyük eksikliği güzellik değil, tanıtım olabilir
Bugün Ağrı denildiğinde insanların zihninde çoğu zaman yalnızca Ağrı Dağı ve İshak Paşa Sarayı beliriyor.
Oysa Ağrı bundan çok daha fazlası.
Fakat biz bu değerleri tek tek ortaya çıkarıp güçlü bir turizm hikâyesine dönüştürebiliyor muyuz?
Bir turist Ağrı'ya geldiğinde “Nereye gidebilirim, ne yiyebilirim, ne satın alabilirim, nerede konaklayabilirim, hangi doğal güzellikleri görebilirim?” sorularının cevaplarına kolayca ulaşabiliyor mu?
İşte burada ciddi bir çalışma alanı ortaya çıkıyor.
Çünkü bir şehrin güzelliğinin var olması başka, o güzelliğin insanların zihninde yer edinmesi başka.
Dünyanın farklı şehirlerine baktığımızda bunun örneklerini görüyoruz. Bazı yerler belki Ağrı kadar büyük doğal veya tarihi değerlere sahip değil. Ancak kendilerini anlatmayı, markalaşmayı ve ziyaretçiye bir deneyim sunmayı başarıyorlar.
Bunun en güzel örneğini Kars ve Ardahanda görebiliyoruz. Özellikle Kars, Doğu Ekspresi ,kaşar peyniri ve kaz yemeğini öyle güzel pazarlıyor hayran kalmamak elde değil. En az Sarıkamış kadar güzel kayak tesisleri kurulabilecek ilimizde kış Turizmi için bile hiçbir gayret göstermiyoruz.
Ağrı Dağı'na sadece bakmayalım, onu anlatalım
Ağrı Dağı ise başlı başına bir marka.
Ancak marka olmak, sadece bir dağın fotoğrafının çekilmesiyle gerçekleşmiyor.
Ağrı Dağı'nın hikâyesi anlatılmalı.
Fotoğraf rotaları oluşturulmalı.
Doğa yürüyüşleri, dağcılık, kampçılık ve kış turizmi gibi alanlar daha görünür hale getirilmeli.
Sosyal medya için profesyonel içerikler hazırlanmalı.
Ağrı Dağı'nın farklı mevsimlerdeki görüntüleri, gün doğumu ve gün batımı manzaraları, çevresindeki köyler ve doğal yaşam bir bütün olarak anlatılmalı.
Çünkü bugün bir turistin kararını yalnızca broşürler değil, telefon ekranındaki birkaç saniyelik görüntü de verebiliyor.
Tabi son dönemde deneme uçuşları başlatılan, Ağrı dağı eteklerinde ki Sıcak hava balonu bölgeye güzel bir ahenk katacaktır. Zaman kaybetmeden başlatılması gereken bu proje ile Ağrı dağının muhteşem görüntüsü daha fazla ziyaretçi alacaktır.
Peki çözüm ne?
Bence Ağrı'nın turizm konusunda artık “bir etkinlik yapalım, birkaç fotoğraf paylaşalım” anlayışından çıkıp sürekli ve profesyonel bir tanıtım stratejisine ihtiyacı var.
Ağrı için ortak bir turizm markası oluşturulabilir.
Tek bir internet sitesi ve sosyal medya ağı üzerinden Ağrı'nın bütün turizm değerleri tanıtılabilir.
Ağrı Dağı, İshak Paşa Sarayı, Balık Gölü, Diyadin kanyonu,kaplıcalar,Hamur kümbeti,Toprak kale,doğal alanlar, yöresel yemekler, bal, peynir, el sanatları ve diğer yerel ürünler aynı hikâyenin parçaları haline getirilebilir.
Profesyonel fotoğraf ve kısa tanıtım filmleri hazırlanabilir.
Sosyal medya takipçi sayısı fazla olan kişiler şehre davet edilebilir. Yerel ve Ulusal basında sürekli olarak Ağrının güzelliklerinin ön plana çıkması için çalışma yapılabilir.
Turizm rotaları oluşturulabilir.
“1 günlük Ağrı”, “2 günlük Ağrı”, “Aile ile Ağrı”, “Doğa için Ağrı”, “Tarih için Ağrı”, “Lezzet için Ağrı” gibi hazır rotalar hazırlanabilir.
Ve en önemlisi...
Ağrı'nın tanıtımı sadece Ağrı'da yapılmamalı.
İstanbul'da, Ankara'da, İzmir'de, Antalya'da, hatta yurtdışında Ağrı'nın tanıtımını görebilmeliyiz.
Çünkü Ağrı'nın turizm sorunu belki de insanların Ağrı'ya gelmek istememesi değil; Ağrı'nın onlara yeterince görünmemesi.
Artık “Ağrı'da ne var?” sorusunu değiştirmeliyiz
Belki de artık kendimize “Ağrı'da ne var?” diye sormak yerine,
“Ağrı'da olanları dünyaya nasıl anlatabiliriz?” diye sormalıyız.
Çünkü Ağrı'da dağ var.
Tarih var.
Doğa var.
Lezzet var.
Bal var.
Kültür var.
Ve bütün bunların ötesinde anlatılmayı bekleyen bir şehir hikâyesi var.
Turizm, yalnızca turistin gelmesi değildir.
Turizm; otelcinin, esnafın, üreticinin, çiftçinin, arıcının, rehberin, restoranın ve hediyelik eşya satan vatandaşın da kazanmasıdır.
Bu nedenle Ağrı'nın turizmi konuşulurken yalnızca ziyaretçi sayısını değil, bu ziyaretçinin şehir ekonomisine ne bıraktığını da konuşmalıyız.
Kalbinde her zaman "Ağrı" olanlara selam olsun...