“Saat kulesinin orada buluşuruz.”
Evet, bu cümleyi hepimiz en az bir kez kurduk. Cumhuriyet Caddesi'nin bir ucunda yükselen saat kulesi, sadece zamanı gösteren bir yapı değildi. Buluşmaların adresi, bekleyişlerin şahidi, nice anının başlangıç noktasıydı. Saat kulesi şimdilerde olmasa da geriye dönüp baktığımızda, bazı günler birer hatıra olarak hafızamızda kalmış. Acaba o günler gerçekten daha mı güzeldi, yoksa biz mi o günlerin güzelliğini yıllar geçtikçe daha iyi anlıyoruz?
Turuncu renkli dolmuşlarla bir yerden başka bir yere giderken şehir daha mı büyüktü? Yoksa eskiden yürüdüğümüz yollar, gittiğimiz mesafeler mi daha uzundu?
Belediye ekmek fırınının önünde uzayıp giden ekmek kuyruğunu hatırlıyorum. Ekmek çıktığı an etrafa yayılan o sıcak ekmek kokusu... Şimdi aynı kokuya rastlasak bile o günlerdeki kadar güzel gelir mi insana?
Ve bir bina geliyor aklıma, İçinde Sümerbank, Orkide Pastanesi, Millî Eğitim Yayınlarının satış yeri olan. Bugün pansiyon olarak kullanılan o bina , Şehrin hafızasına kazınmış bu mekânları içinde barındırıyordu. Bugün gözümüzde daha mı soluk, daha mı ciddi duruyor? Yoksa değişen binalar değil de onlara anlam yükleyen bizler miyiz?
İlde düzenlenen resmî programlarda Aydın Kasar hocamızın kendine has üslubuyla, “Sayın Valim” diye başlayan sunuşu hâlâ kulaklarımızda. O günlerin heyecanı, o sesin bıraktığı iz neden hâlâ bu kadar canlı?
Herkesin bisikleti yoktu belki ama bisikleti olan herkesin tanıdığı bir isim vardı: Bisikletçi Ali Amca. Lastiğimiz patladığında, bisikletimizin bir yeri bozulduğunda soluğu onun yanında alırdık.Tabi bazen paramızı biriktirip kiraladığımız bisiklet ile dünyalar bizim olurdu.
Caddelerinde çocukların oyunlar oynadığı bir Ağrı, At arabasının arkasına takılmayı oyun bilip daha sonra " arkada kara kamçı" diye bağırdığımız bir Ağrı, merkez caminin önünde ki küçük dükkanlarda aradığımız herşeyi bulduğumuz bir Ağrı...
Merkez Camii'nde Mehmet Tanır hocamızın Ramazan ayında kıldırdığı teravih namazları, bir mevlit programında yankılanan sesi... Bazı sesler vardır, aradan yıllar geçse de insanın hafızasından silinmez. Allah Rahmet eylesin Mehmet Tanır hocanın sesi herkesin aklında ve kalbindedir.
Bir de Ağrı'nın insanları vardı. Renkli kişilikleriyle, kendilerine has tavırlarıyla şehrin hafızasında yer edinmiş isimler... Deli Reco'muz, Deli Sone'miz... Onlar da bu şehrin hikâyesinin bir parçasıydı. Belki herkesin hayatında farklı bir hatıraları vardı ama Ağrı'nın ortak hafızasında ayrı bir yerleri bulunuyordu.
Peki, eskiler mi güzeldi, yoksa eskiden mi her şey güzeldi?
Belki de mesele eski ya da yeni olmak değil. Mesele, yaşadığımız günlerin içinde kurduğumuz bağlarda, tanıdığımız insanlarda, paylaştığımız sevinçlerde saklı.
Yeni olan, kalbimize ve hatıralarımıza henüz uyum sağlayamadığında eskiye özlemimiz daha da büyüyor. Çünkü insan bazen bir şehri değil, o şehirdeki kendisini özlüyor. Çocukluğunu, gençliğini, arkadaşlarını, artık karşılaşamadığı insanları ve bir daha yaşanmayacak günleri…
Şehirler değişir. Binalar yıkılır, yenileri yapılır. Sokaklar genişler, yollar uzar, insanlar gelir ve gider. Ama bazı şehirler vardır ki onların gerçek zenginliği binalarında değil, hafızalarında ve insanlarında saklıdır.
Ağrı da benim için böyle bir şehir.
Ah eski Ağrı!
Gidenlerin de kalanların da aklında ve gönlünde hep güzel kalacaksın.
Çünkü bazı şehirlerden ayrılabilirsiniz ama o şehirlerin hatıralarından asla...