Yönetilenler, Yönetenleri Neden Sevmez?
Mehmet Ali Sezer
Dikkat ettiniz mi bir mahallede muhtar seçilir, en çok oyu alır. Aradan biraz zaman geçer, onu seçenlerin bir kısmı memnuniyetsizliğini dile getirmeye başlar. Belediye başkanı da öyle, milletvekili de… Bu hep böyle.
Ankara’da bir taksiye binin. “Belediye başkanınızdan memnun musunuz?” diye sorun. Beş kişiden en az üçü memnun olmadığını söyler. Bu durum sadece bir şehir için geçerli değil; Ağrı için de geçerli, başka yerler için de.
Ne demek istiyorum?
Platon’un devlet anlayışına girmeyeceğim. Felsefi tartışmalara da… Çok daha sade konuşacağım: Ağrı siyasetinden bahsedeceğim.
Elbette yöneticiler eleştirilebilir. Hesap mı sorulacak? Sorulsun. Demokrasi bunu gerektirmiyor mu zaten? Oy verdiğimiz insanlara yeri geldiğinde soru soramayacaksak, eleştiremeyeceksek o zaman demokrasi ne işe yarayacak?
Ama bir şeyi de unutmamak gerekir.
Birini eleştirirken insaflı olmak lazım. Oturduğumuz yerden klavye başında yazmak çok kolay. İnsan evinde padişah kesilir; isterse padişaha bile saydırır. Ama mesele şu: Söylediklerimizin ne kadarı doğru, ne kadarı haksızlık?
Ağrı insanı merttir. Sert bir iklimde büyür ama içi sıcaktır. Misafire kapısını açar, acıyı da sevinci de paylaşır. Fakat iş insafa gelince biraz daha ölçülü olmamız gerekiyor.
Biz gazeteciler sokağın nabzını tutarız. Aynı zamanda siyasetçilerin sosyal medya hesaplarını da takip ederiz. Paylaşımların altındaki yorumları okurken bazen gülmeden edemiyoruz.
Kendi şahsımız için bir şey istemek elbette doğal. Ama asıl mesele Ağrı için ne istiyoruz? Makro düzeyde hangi hizmetleri talep ediyoruz? Hangi yatırımlar yapılmış, hangileri yapılmamış? Yapılmamışsa neden yapılmamış? Bu sorular daha kıymetli değil mi?
“Oğlumun düğünü oldu, neden gelip benimle halay çekmedin?” demek bir eleştiridir belki. Ama aynı vekil o sırada bir başka evde cenazede olabilir. Semaya açılmış ellerle Fatiha okuyordur. Bir annenin gözyaşını siliyordur. Bir yerde düğüne yetişemeyen, başka bir yerde acıya ortak oluyordur.
Herkese aynı anda yetişmek mümkün mü?
Sosyal medyada bir fotoğraf paylaşılır. Vekil bir toplantıdadır. Altına hemen şu yorum gelir: “Bizim köyün yolu yok, siz orada keyif yapıyorsunuz.”
El insaf… O toplantılarda zaten o köyün yolu konuşuluyor olabilir. Ramazan’da iftar programları düzenleniyor. Bürokratlar, sivil toplum temsilcileri bir araya geliyor. O masalarda Ağrı’nın sorunları masaya yatırılıyor. Neşter oralarda vuruluyor.
“Köyümüzün yolu kapandı, neredesin vekil?”
Vekil iş makinesine binip yolu kendisi mi açacak? Eleştirinin de bir dozu var. O doz kaçtığında insan farkında olmadan gülünç duruma düşebiliyor.
Siyasetçi elbette acımızı paylaşacak, düğünümüzde yanımızda olacak. Ama bir insanı kaç parçaya bölebiliriz ki? Ağrı’nın her köşesine bir parçasını bırakalım da hepimize aynı anda yetişsin?
En başta söylediğim yere dönelim:
Yönetilenler, yönetenleri kolay kolay sevmez. Çok güzel elma veren bir ağaç olsanız bile size bir kusur bulunur. “Neden portakal vermiyorsun?” derler. Oysa ağaç elma ağacıdır.
Sosyal medyada her paylaşımın altına mutlaka bir şey yazma ihtiyacı duyan bir kesim var. Emin olun, o sert yorumları yazanların çoğunu eleştirdikleri siyasetçinin karşısına koyun; yüzüne karşı aynı cümleleri kuramaz. “Sayın vekilim…” der, iki kelimeyi zor bir araya getirir. Madem yüz yüze söyleyemeyeceğiz, o zaman bu öfke neden?
Yanlış anlaşılmasın. Bu yazdıklarım “Vatandaş hizmet istemesin” demek değildir. Elbette isteyecek. Elbette hesap soracak. Siyasetçi dokunulmaz değildir. Anayasal bir dokunulmazlık olabilir ama kapısını çalıp derdimizi anlatabiliyoruz. Kimi zaman çözülür, kimi zaman kısmen çözülür, kimi zaman sıra bekler.
Onlar da insan. Gururlarını incitmeden derdimizi anlatmak hem bize yakışır hem de sonuç almamızı kolaylaştırır.
Ankara’daki kamu kaynaklarının Ağrı'ya yönlendirilmesinde milletvekilleri önemli bir köprüdür. Bir doktor atandığında, bir sağlık personeli gönderildiğinde, bir yol projesi gündeme alındığında arka planda ciddi bir mesai vardır. Bakanlık kapılarında yapılan görüşmeler, mecliste verilen önergeler, grup toplantılarında dile getirilen talepler… Bunların çoğunu vatandaş görmez.
Örneğin bir yol yapılacaksa, ilgili bakanlıklarla ciddi pazarlıklar yapılır. Bütçe istenir, proje takip edilir. Kolay değildir.
O yüzden özellikle Ağrı gibi kadim bir şehirde yaşayan bizler, eleştiri yapmadan önce kendimize şu soruyu sormalıyız:
“Ben şimdi insaflı davranıyor muyum?”
Eleştirelim, sorgulayalım, hesap soralım.
Ama bunu yaparken hem vicdanımızı hem de dilimizi kaybetmeyelim.