Kâinatı anlamaya çalışan bilim insanları, kâinatın bütün sırlarını çözemediklerini kabul ediyor.
Konu evren olunca temkinli konuşuyorlar.
İnsanı araştıran bilim insanları da insanın sahip olduğu muhteşem yapıyı bütünüyle çözemediklerini kabul ediyor.
İnsan hakkında da temkinli konuşuyorlar.
Ama;
Kâinatı araştıran onlarca bilim dalının adını bile bilmeyen,
İnsanı araştıran onlarca bilim dalının ne yaptığından bile haberi olmayan,
Fiziğin, biyolojinin, nörobilimin, kozmolojinin temel meselelerini rüyalarında bile görmemiş bazı ergen zihinler;
Evreni ve insanı yaratan Allah'ın;
Ne istediğini,
Neyi murat ettiğini,
Kimin cennete veya cehenneme gideceğini,
Hangi davranışın Allah katında nasıl değerlendirileceğini...
Kesin bir dille söyleyebiliyorlar.
Cesur cehaletlerini bilgelik kisvesiyle kapatıp, kıt ilimleriyle kendi tek pencerelerinden bakıyor; bilmedikleri hâlde biliyormuş gibi konuşuyorlar.
Cehaletleri ortaya çıkınca, bu kez de kendi kanaatlerini Allah'ın hükmü gibi sunmaya çalışıyorlar.
Böylece kişisel kanaatlerini kutsal bir hüküm gibi dolaşıma sokuyor, kendileri gibi düşünmeyenleri Allah'a isyan etmekle itham edebiliyorlar.
Bundan sonra akıl susuyor,
Sorgulamak ayıp hâle geliyor,
Farklı düşünmek neredeyse günah ilan ediliyor...
Ergen zihinler:
“Ben böyle düşünüyorum.” deseler, söyledikleri tartışılabilir olduğunu,
Ama:
“Allah bunu istiyor.” dedikleri anda, kendi sözlerini sınırsız bir otoriteye dönüştüğünü biliyorlar.
Oysa;
Ergen zihinler;
Kâinatı bilmiyorlar,
İnsanı bütünüyle tanımıyorlar,
Kendi zihnindeki derinliği bile bütünüyle kavramış değiller...
Ama bütün bunları bilmeden, bir de kalkıp:
“Allah'ın muradı budur.” diyebiliyorlar.
"Allah'tan Allah var" ve kayıt melekleri niyetleri de biliyor...