Işık, saniyede yaklaşık 300 bin kilometre hızla yol alıyor.
Işık hızıyla hareket ettiğimizi varsayarsak;
Dünya’dan Ay’a yaklaşık 1,3 saniyede, Güneş’e ise yaklaşık 8 dakika 20 saniyede ulaşabiliyoruz.
Yine ışık hızıyla yolculuk ettiğimizi varsayarsak;
Gözlemlenebilir evrenin bir ucundan öbür ucuna, milyarlarca ışık yılı (93 milyar ışık yılı) süren bir yolculuktan sonra ancak ulaşabiliyoruz.
Evren bu kadar büyük...
Uzayı, kâinatı, maddeyi, enerjiyi ve fiziksel gerçekliği doğrudan araştıran onlarca bilim dalı var.
Fizik, astrofizik, kozmoloji, astronomi, parçacık fiziği, kuantum fiziği, nükleer fizik, termodinamik, jeofizik, plazma fiziği ve daha niceleri...
Her biri kâinata başka bir pencereden bakıyor.
Bütün bu bilimlerin açtığı pencerelerden baktığımızda ortaya çıkan tablo bize şunu söylüyor:
Bildiğimiz şeyler, bilmediklerimizin yanında hâlâ hiç hükmündedir.
Bu muhteşem büyüklükteki kâinatı Allah yarattı.
Sonra dönüp insana bakalım.
Görme, işitme, konuşma, düşünme, hafıza, karar verme, öğrenme ve daha birçok karmaşık işlevin merkezinde bulunan;
İnsanın sadece beyninde milyarlarca sinir hücresi (86 milyar nöron) bulunuyor.
İnsanı; bedeni, zihni, toplumu, kültürü, davranışları ve değerleri bakımından araştıran onlarca bilim dalı var.
Anatomi, fizyoloji, nörobilim, psikoloji, psikiyatri, biyoloji, genetik, antropoloji, sosyoloji, tarih, dilbilim, eğitim bilimleri, ekonomi, siyaset bilimi, hukuk, felsefe ve daha niceleri...
Her biri insana başka bir pencereden bakıyor; insanın başka bir boyutunu anlamaya çalışıyor.
Bu bilim dallarının açtığı pencerelerden insana baktığımızda da aynı gerçekle karşılaşıyoruz:
İnsan, kendisini araştırdığı hâlde kendisini bütünüyle hâlâ çözebilmiş değil.
Bu muhteşem insanı da Allah yarattı.
(Devam edecek)