Rahmetli Kemal Sunal’ın Salako adlı bir filmi vardır. İzleyenler bilir.
İzlemeyenler için kısaca özetleyeyim:
Film, köy ağasının yanında çalışan saf oğlan Salako’nun, ağanın kızı Emine’ye olan aşkını anlatır.
Babasının kendisini zorla evlendirmek istediğini öğrenen Emine, kendisine âşık olduğunu bildiği saf oğlan Salako’yu kandırır.
Salako’yla kaçıyormuş gibi yaparak, aslında sevdiği kişi olan eşkıyabaşı Hamido’ya ulaşmak için Salako’yu yanına alıp dağa gider.
Salako ise Emine’nin kendisini sevdiğini zannederek yol boyunca ona yardım eder.
Yaşanan tesadüfler sonucu Salako, dağdaki eşkıyabaşı Hamido’yu alt eder ve eşkıyaların başına geçer.
Salako’nun eşkıyabaşı olarak yaptığı ilk otobüs soygununda, köyünden tanıdığı bir komşusu da vardır.
Salako, gasp edilen eşyaları komşusuna geri verince, komşusunun gözünde artık bir kahramandır.
Komşusu köye döndüğünde, Salako’nun eşkıyalığını —ki o zamanlar eşkıyalık kahramanlık olarak görülür— köylülere abartarak anlatmaya başlar.
Köylüler, saf oğlan Salako’nun yaptığı kahramanlıkları her duyduklarında, hayretler içinde hep bir ağızdan sorarlar:
“Bizim Salako mu?”
Salako’nun artık saflıkla anılmasını istemeyen komşusu ise her defasında düzeltir:
“He, bizim Salo…”
Durum bu...
Şimdi memlekette dolaşımda olan bir haberi soruyor arkadaşlar:
“Bizim Salako, Salo mu oluyor?”
Öyle bir zamanda yaşıyoruz ki, bırakın Salako’nun Salo olmasını...
“Maşa paşa oldu.” deseler, inanacağım.