Paranoya sadece şüphecilikten ibaret değil!
Gerçek dışı düşüncelere sarsılmaz biçimde inanmakla ortaya çıkan paranoya, kişinin günlük yaşamını uzun süre normal şekilde sürdürmesine rağmen ciddi psikiyatrik sorunlara yol açabiliyor.
Haberin Özeti
- • Paranoya, Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Oğuz Tan'ın belirttiği gibi, mantıklı tartışmayla düzeltilemeyen, takip edilme veya zarar görme sanrılarıyla karakterizedir.
- • Aşırı bilgiye maruz kalmak yatkınlığı artırırken, esrar, metamfetamin, kokain ve uzun süreli alkol kullanımı paranoya gelişimini tetikleyebilir.
- • Paranoya hastaları, gerçek dışı inançlarına rağmen günlük yaşamlarını ve işlevselliklerini büyük ölçüde normal şekilde sürdürebilirler.
Sürekli takip edildiğini düşünmek, çevresindeki insanların kendisine zarar vermek istediğine inanmak ya da gerçek dışı düşünceleri kesin doğrular olarak kabul etmek... Paranoya, çoğu zaman yalnızca aşırı şüphecilikle karıştırılsa da, temelinde mantıklı açıklamalarla değiştirilemeyen sanrılar bulunuyor.
Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Oğuz Tan, paranoyanın en belirgin özelliğinin hezeyan (sanrı) olduğunu belirterek, şunları söyledi:
“Hezeyan ya da sanrı, mantıklı tartışmayla düzeltilemeyen yanlış inançtır. Yani kişi yanlış bir şeye inanır ve katiyen aksini ispat edemezsiniz. Ne yaparsanız yapın, bu düşünceyi değiştiremezsiniz.”
Paranoyada görülen yanlış inançların çoğunlukla zarar görme, takip edilme ya da tehdit altında olma düşüncesi etrafında şekillendiğini belirten Prof. Dr. Tan, şu ifadeleri kullandı:
"Kişi, ‘birileri beni takip ediyor, beni öldürecekler’, ‘evime kameralar yerleştirdiler’, ‘televizyonda geçen altyazılar beni tehdit ediyor’, ‘insanlar bana zarar vermeye, beni delirtmeye çalışıyor’ diye düşünebilir. Katiyen aksini ispat edemezsiniz. Kişi buna inanır. Bu yanlış inanç mistik alanda da olabilir. Kişi Tanrı, peygamber ya da ermiş olduğuna, vahiy aldığına inanabilir. Çevresine bir cemaat de toplayabilir. Çok da tutarlı olmadığı hâlde bunun aksini ispat edemezsiniz. Ya da İstanbul'un üçte birinin kendisinin olduğuna, büyük bir icat yaptığına veya 500 tane patent hakkı bulunduğuna inanabilir. Tamamen gerçek dışı olduğu ve herkese gerçek dışı geldiği hâlde kişi buna inanır ve kendi içinde tutarlı birtakım kanıtlarla bunu savunur."
Fazla bilgiye maruz kalmak yatkınlığı artırabiliyor
Yapay zekâ içeriklerinin doğrudan paranoyaya neden olduğuna dair kesin bir bulgu bulunmadığını belirten Prof. Dr. Tan, aşırı bilgiye maruz kalmanın bazı kişilerde mevcut yatkınlığı ortaya çıkarabileceğini ifade etti.
"Tabii bunu kesin olarak bilemeyiz. Ancak şunu söyleyebiliriz; paranoya hastaları vardır, bir de paranoyaya yatkın olanlar vardır. Fazla bilgiye maruz kalmak, fazla araştırma yapmak ve fazla soruşturmak kişinin paranoyaya olan yatkınlığını besleyip ortaya çıkarıcı bir rol oynayabilir."
Madde kullanımının da önemli risk faktörleri arasında yer aldığını belirten Tan, özellikle esrar, metamfetamin, kokain ve uzun süreli alkol kullanımının paranoya gelişimine neden olabileceğini söyledi.
"Esrar dâhil metamfetamin ve kokain çok sıklıkla paranoya durumuna yol açar. Uzun süre alkol kullanımı da paranoya gelişimine yol açabilir."
Günlük yaşamını sürdürebiliyor
Paranoyanın en dikkat çekici özelliklerinden biri ise kişinin yaşamının diğer alanlarında işlevselliğini büyük ölçüde koruyabilmesi oluyor.
Prof. Dr. Tan, bu durumu şöyle anlattı:
"Şizofrenide de hezeyanlar görülür. Fakat şizofreni hastası kanıt toplamaz ve tutarlı olma kaygısı gütmez. Paranoyada ise kişi kanıt toplar ve tutarlı olma kaygısı güder. Üstelik paranoyada kişinin hayatındaki diğer bütün alanlar normaldir. Kişi işini başarıyla devam ettirir, ailevi sorumluluklarını yerine getirir, çevresiyle ilişkilerini sürdürür. Düzgün konuşur, düzgün anlatır ve dinler. Bu yüzden aile hastalığın şiddetinin farkında olsa da, kişinin hayatındaki diğer alanlar normal olduğu için bazı insanları da kendisine inandırabilir."
Paranoya ile paranoid kişilik aynı değil
Paranoyanın sık sık paranoid kişilik yapısıyla karıştırıldığını belirten Prof. Dr. Tan, iki durum arasında önemli farklar bulunduğunu söyledi.
"Paranoyada tek bir alanda kesin bir inanç vardır. Örneğin ‘beni takip ediyorlar, öldürecekler’, ‘eşim beni aldatıyor’ ya da ‘ben Tanrıyım, peygamberim’ gibi gerçek dışı ama kesin bir inanç söz konusudur."
Paranoid eğilimde ise sürekli kuşkuculuk ön planda oluyor.
"Kişi insanların kötü niyetli olduğuna, kendisine kötülük istediklerine inanır ve buluttan nem kapar. Tek bir belirli alanda gerçek dışı bir inanç yoktur; hayatın her alanında ve her gün kuşkuculuk vardır. Mesela ‘eşim beni aldatıyor’ diye düşünmez ama ‘Neredeydin?, Ne yapıyordun?, Bir yere mi gittin?, Neden bana yalan söyledin?’ gibi kuşkucu düşünceler taşır."
Tedavide en büyük engel hastalığı kabul etmemek
Paranoyanın tedavi edilebilen bir hastalık olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tan, en büyük sorunun kişinin hasta olduğunu kabul etmemesi olduğunu belirtti.
"Hastaların önemli bir kısmı tedaviye iyi cevap verir. Tabii maalesef tedaviye cevap vermeyenler de vardır. Tedavi şarttır çünkü kişi durduk yere, tedavi görmeden düzelmez."
Tedavi sürecindeki en önemli güçlüğün içgörü eksikliği olduğuna dikkat çeken Tan, sözlerini şöyle tamamladı:
"En büyük problem, paranoya hastalarında içgörünün olmamasıdır. Kişi hasta olduğuna inanmaz. ‘Siz yanlış biliyorsunuz. Kesinlikle bunun doğru olduğuna inanıyorum’ der. Hastaların büyük bölümü tedaviye inanmadığı için onları ikna etmek ve tedavi etmek zordur."
Bakmadan Geçme
