• Haberler
  • Sağlık
  • Psikolojik dayanıklılığın anahtarı: Kendinize nasıl konuştuğunuz

Psikolojik dayanıklılığın anahtarı: Kendinize nasıl konuştuğunuz

Klinik Psikolog İpek Erol, kişinin kendisiyle kurduğu iç konuşmanın özsaygı ve psikolojik dayanıklılık üzerinde önemli etkileri olduğunu belirterek, gerçekçi ve yapıcı ifadelerin ruh sağlığını güçlendirdiğini söyledi.

WhatsApp

AĞRI KARAKÖSE HABER WhatsApp Kanalını Takip Et

En güncel haberler için bizi WhatsApp kanalımızdan takip edin!

WhatsApp TAKİP ET

Haberin Özeti

  • Klinik Psikolog İpek Erol, kişinin kendisiyle kurduğu iç konuşmanın özsaygı ve psikolojik dayanıklılık üzerinde önemli etkileri olduğunu belirtti.
  • Erol, "öz-onaylama" olarak adlandırılan bu yaklaşımın kişinin güçlü yönlerini hatırlayarak zor durumlarda dengeyi korumasını sağladığını vurguladı.
  • Gerçekçi iç konuşmaların beyindeki ödül sistemini harekete geçirip stres tepkilerini azalttığını ve olumlu iç konuşmanın kendine iltifattan farklı olduğunu ekledi.

Kişinin kendisiyle kurduğu iç diyalog, ruh sağlığı ve yaşam olayları karşısındaki dayanıklılığı üzerinde sanıldığından çok daha büyük bir rol oynuyor. Günlük yaşamda kullanılan iç konuşmaların yalnızca moral vermekle sınırlı olmadığına dikkat çeken Klinik Psikolog İpek Erol, kişinin kendi değerlerini ve güçlü yönlerini fark etmesinin psikolojik dengeyi korumada önemli bir yere sahip olduğunu söyledi.

Son yıllarda özellikle sosyal medyada sıkça dile getirilen "kendine güzel sözler söyle" önerilerinin bilimsel temellere dayandığını belirten Erol, bu yaklaşımın psikolojide "öz-onaylama" kavramıyla açıklandığını ifade etti.

"Psikoloji literatüründe bu yaklaşım çoğunlukla öz-onaylama (self-affirmation) kavramıyla açıklanır. Öz-onaylama, kişinin kendisini abartılı biçimde övmesi anlamına gelmez. Daha çok, kendi değerlerini, güçlü yönlerini ve yaşamındaki anlamlı rolleri hatırlayabilme becerisini ifade eder. İnsan, eleştirildiğinde, başarısız olduğunda ya da zorlayıcı bir yaşam olayıyla karşılaştığında benlik algısı sarsılabilir. İşte bu noktada kişi, yalnızca eksiklerine değil, sahip olduğu değerlere de bakabildiğinde psikolojik dengesini koruması kolaylaşır" dedi.

Kendimize söylediğimiz sözlerin yalnızca psikolojik değil, biyolojik etkiler de oluşturduğunu belirten Erol, olumlu ve gerçekçi değerlendirmelerin beynin ödül sistemiyle ilişkili bölgelerini harekete geçirdiğini söyledi.

"Özellikle kendimizle ilgili gerçekçi ve olumlu değerlendirmeler yaptığımızda, ödül sistemiyle ilişkili beyin bölgelerinde aktivitenin arttığını gösteren çalışmalar bulunuyor. Aynı zamanda duygu düzenleme süreçlerinde görev alan prefrontal bölgelerin daha etkin çalıştığı, stres karşısında ise savunucu tepkilerin azalabildiği gösteriliyor. Başka bir ifadeyle, kişinin kendisiyle kurduğu dil değiştikçe, olayları değerlendirme biçimi de değişebiliyor." ifadelerini kullandı.

Olumlu iç konuşma ile kendine iltifat aynı şey değil

Olumlu iç konuşma ile kişinin kendisini takdir etmesi arasında önemli farklar bulunduğunu dile getiren Erol, her iki yaklaşımın farklı psikolojik işlevlere sahip olduğunu belirtti.

"Olumlu iç konuşma, kişinin kendisiyle kurduğu yapıcı diyaloğun genel adıdır. 'Şu an zorlanıyorum ama bunun üstesinden gelebilirim' ya da 'hata yaptım, bunu telafi edebilirim' gibi ifadeler bu gruba girer. Kendine iltifat etmek ise daha çok kişinin kendi çabasını, davranışını veya karakter özelliklerini takdir etmesini içerir. 'Bugün sabırlı davrandım', 'bu iş için gerçekten emek verdim' gibi cümleler buna örnektir. Aradaki fark küçük gibi görünse de psikolojik açıdan önemlidir. İlki kişiyi geleceğe hazırlarken, ikincisi kişinin kendisiyle kurduğu ilişkinin niteliğini güçlendirir." dedi.

Başarı kadar emek de değerli

Kişinin kendisini değerlendirirken yalnızca sonuçlara odaklanmaması gerektiğini belirten Erol, özsaygının yalnızca başarıyla oluşmadığını vurguladı.

"Öncelikle kullanılan ifadelerin gerçek yaşantıya dayanması gerekir. Kişinin hiç sahip olmadığını düşündüğü özellikleri kendisine yüklemesi, sağlıklı bir öz değerlendirme oluşturmaz. Buna karşılık, küçük de olsa gösterdiği çabayı fark edebilmesi çok daha güçlü bir etki yaratır. Çünkü özsaygıyı besleyen şey yalnızca başarı değildir; emek, kararlılık, sabır ve yeniden deneme cesareti de benlik algısının önemli parçalarıdır" diye konuştu.

Erol, kişinin yalnızca başarı ya da başarısızlık üzerinden kendisini tanımlamaması gerektiğini belirterek şunları söyledi:

"İkinci olarak, kişinin kendisini yalnızca sonuç üzerinden değerlendirmemesi gerekir. Günümüzde birçok insan başarılı olduğunda bunu 'zaten olması gereken' diye küçümserken, en küçük hatasını kimliğinin tamamına mal edebiliyor. Oysa psikolojik açıdan daha dengeli olan yaklaşım, davranışı kişilikten ayırabilmektir. Başarısız bir sunum yapmak, başarısız bir insan olmak anlamına gelmez. Aynı şekilde başarılı olmak da insanı kusursuz yapmaz."

Gerçekçi olmak en önemli nokta

Kendine iltifat etmenin gerçekleri görmezden gelmek anlamına gelmediğini ifade eden Erol, sağlıklı bir iç konuşmanın hem güçlü hem de gelişmesi gereken yönleri kabul etmeyi gerektirdiğini söyledi.

"'Kendine iltifat etmek, kendini kandırmak anlamına gelir mi?' sorusunun yanıtı büyük ölçüde kişinin gerçeklikle kurduğu ilişkiye bağlıdır. Sağlıklı bir iç konuşma, ne eksikleri görmezden gelir ne de yalnızca kusurlara odaklanır" dedi.

Konuya ilişkin değerlendirmelerini sürdüren Erol, şu ifadeleri kullandı:

“İnsanın, güçlü yönlerini kabul ederken gelişmesi gereken alanları da inkâr etmemesi gerekir. Kendini kandırmak ise gerçekliği çarpıtmakla başlar. Sürekli kusursuz olduğunu söylemek de, sürekli yetersiz olduğunu düşünmek de aynı ölçüde gerçeklikten uzaklaşabilir. Ruh sağlığı açısından önemli olan, kişinin kendisini uçlarda değil, olduğu hâliyle değerlendirebilmesidir.”

Gün sonunda kişinin kendisine birkaç soru yöneltmesinin zamanla bakış açısını değiştirebileceğini belirten Erol, birçok insanın başkalarına gösterdiği anlayışı kendisine göstermediğini ifade etti.

"Gün sonunda birkaç dakika ayırıp 'Bugün hangi davranışımdan memnunum?', 'Bugün hangi konuda emek verdim?' ya da 'Yakın bir arkadaşım aynı şeyi yapsaydı ona ne söylerdim?' sorularını düşünmek bile zamanla kişinin kendisine yönelik bakışını değiştirebilir. Çünkü birçok insan başkalarına gösterdiği anlayışı kendisinden esirger." dedi.

Erol, sözlerini şu ifadelerle tamamladı:

"Kendine iltifat etmek, kusurları görmezden gelmek değildir. Asıl mesele, kişinin kendi emeğini fark etmeyi öğrenebilmesidir. Ruh sağlığını güçlendiren şey, sürekli olumlu düşünmeye çalışmak değil; başarıyı da hatayı da aynı gerçekçilikle değerlendirebilmektir. İnsan kendisine karşı daha adil davranabildiğinde, özsaygı dışarıdan gelen onaylara daha az bağımlı hâle gelir. Belki de kendimize söyleyebileceğimiz en kıymetli iltifat, 'mükemmel değildim ama elimden geleni yaptım' cümlesidir. Çoğu zaman iyileşme tam da bu noktada başlar."

Psikolojik dayanıklılığın anahtarı: Kendinize nasıl konuştuğunuz

Karaköse Haber - Bizi Sosyal Medyada Takip Edin!

Bakmadan Geçme