Obezite cerrahisi hakkında merak edilen 9 soruya yanıt

Prof. Dr. Aziz Sümer, Türkiye'de her 3 kişiden 1'ini etkileyen obezitenin yalnızca kilo sorunu olmadığını belirterek cerrahinin kimlere uygulanabileceğinden zayıflama iğnelerine kadar merak edilen soruları yanıtladı.

WhatsApp

AĞRI KARAKÖSE HABER WhatsApp Kanalını Takip Et

En güncel haberler için bizi WhatsApp kanalımızdan takip edin!

WhatsApp TAKİP ET

Haberin Özeti

  • Obezite, Türkiye'de yetişkinlerin yaklaşık %35'ini etkileyen, tip 2 diyabet ve 13 farklı kanser dahil birçok hastalığın riskini artıran kronik bir sağlık sorunudur.
  • Prof. Dr. Sümer, obezite cerrahisinin estetikten ziyade hastalıkları kontrol altına alma amaçlı olduğunu; VKİ 40 üzeri, veya eşlik eden rahatsızlıklarla VKİ 30-39,9 olanlara uygulandığını vurguladı.
  • Obezite cerrahisi sonrası tip 2 diyabet ve tansiyon gibi hastalıklarda iyileşme görülürken, SPLENDID çalışması kanser riskini %4,9'dan %2,9'a düşürdüğünü kanıtladı.

Obezite, vücutta sağlığı bozacak ölçüde yağ birikmesiyle ortaya çıkan kronik bir hastalık olarak tanımlanıyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün 2022 verilerine göre dünyada 1 milyardan fazla kişi obeziteyle yaşıyor. TURDEP-II çalışmasında ise Türkiye’de yetişkinlerde obezite sıklığı yaklaşık yüzde 35, kadınlarda yüzde 44, erkeklerde yüzde 27 olarak belirlendi.

Obezite yalnızca kilo artışına yol açmıyor; tip 2 diyabet, yüksek tansiyon, uyku apnesi, kalp-damar hastalıkları, eklem sorunları ve karaciğer yağlanmasıyla da ilişkilendiriliyor. Ayrıca 13 farklı kanser türünün gelişme riskini artırabildiği belirtiliyor.

Acıbadem Bakırköy Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Aziz Sümer, obezite cerrahisinin estetik amaçlı bir zayıflama ameliyatı olarak görülmemesi gerektiğini belirterek, “Tedavinin amacı yalnızca tartıdaki rakamı düşürmek değil; obeziteye eşlik eden hastalıkları kontrol altına almak, kişinin sağlığını ve yaşam kalitesini iyileştirmektir. Ameliyat tedavinin sonu değil, sağlıklı beslenme, hareket ve düzenli takiple sürdürülmesi gereken yeni bir dönemin başlangıcıdır” dedi.

 Obezite cerrahisi kimlere uygulanıyor?

Yaşam tarzı değişiklikleri ve tıbbi tedavilere rağmen yeterli sonuç alınamayan, vücut kitle indeksi 40 kg/m² ve üzerinde olan kişilerde cerrahi gündeme gelebiliyor. Vücut kitle indeksi 35-39,9 kg/m² arasında olanlarda obeziteye bağlı önemli sağlık sorunlarının bulunması halinde cerrahi değerlendirilebiliyor. Vücut kitle indeksi 30-34,9 kg/m² arasında olup tedaviye rağmen tip 2 diyabeti kontrol altına alınamayan seçilmiş hastalarda da metabolik cerrahi uygulanabiliyor.

Prof. Dr. Sümer, ameliyat kararının yalnızca kiloya göre verilmediğini belirterek hastanın genel sağlık durumunun, eşlik eden hastalıklarının ve daha önce uygulanan tedavilerin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

Cerrahinin etkisi de yalnızca kilo kaybıyla sınırlı kalmıyor. Ameliyatın ardından bazı hastalarda tip 2 diyabet, yüksek tansiyon, uyku apnesi, kan yağlarındaki bozukluklar ve karaciğer yağlanmasında iyileşme görülebiliyor. Sümer, buna karşın ameliyatın diyabeti kesin olarak ortadan kaldırdığı düşüncesinin doğru olmadığını ve düzenli metabolik takibin sürdürülmesi gerektiğini ifade etti.

Obeziteyle bazı kanser türleri arasındaki ilişkiye de dikkat çeken Sümer, yaklaşık 30 bin kişinin değerlendirildiği SPLENDID çalışmasında 10 yıl içinde obeziteyle ilişkili kanser gelişme oranının bariatrik cerrahi uygulananlarda yüzde 2,9, ameliyat olmayanlarda ise yüzde 4,9 olarak belirlendiğini aktardı.

 Tüp mide mi, gastrik bypass mı?

Dünyada sık uygulanan yöntemlerden biri halk arasında “tüp mide” olarak bilinen sleeve gastrektomi ameliyatı. Bu yöntemde midenin büyük bölümü çıkarılarak daha küçük bir mide oluşturuluyor. Gastrik bypass ameliyatında ise mide küçültülürken gıdaların bağırsaktan geçiş yolu değiştiriliyor.

Hangi yöntemin uygulanacağına kişinin kilosu, yaşı, vücut kitle indeksi, tip 2 diyabet ve reflü durumu, yeme alışkanlıkları, kullandığı ilaçlar ve daha önce geçirdiği ameliyatlar değerlendirilerek karar veriliyor.

Ameliyattan sonra en hızlı kilo kaybı genellikle ilk 6-12 ayda gerçekleşirken süreç 12-18 aya kadar devam edebiliyor. Bu dönemde kişinin fazla kilosunun yüzde 50-80’ini vermesi hedeflenebiliyor. Ancak sonuçlar kişiden kişiye ve uygulanan yönteme göre değişiklik gösterebiliyor.

Her cerrahi girişimde olduğu gibi obezite ameliyatlarında da kanama, kaçak, enfeksiyon ve pıhtı gibi erken dönem riskleri bulunuyor. Uzun dönemde ise reflü, safra taşı, fıtık ve vitamin-mineral eksiklikleri gelişebiliyor.

 Zayıflama iğneleri cerrahinin yerini alabilir mi?

Ameliyattan sonra yeniden kilo alınabileceğine dikkat çeken Prof. Dr. Sümer, yüksek kalorili ve şekerli içecekler, sık atıştırma, hareketsizlik ve eski beslenme alışkanlıklarına dönüşün kilo artışını kolaylaştırdığını belirtti. Ameliyat sonrasında demir, B12, folat, D vitamini ve kalsiyum gibi değerlerin de düzenli takip edilmesi gerekiyor.

Son dönemde yaygınlaşan zayıflama iğneleri ve obezite ilaçlarına da değinen Sümer, mevcut bilimsel verilerin bu tedavilerin obezite cerrahisini tamamen ortadan kaldıracağını göstermediğini söyledi.

Prof. Dr. Sümer, “Yeni nesil ilaçlardan ameliyat öncesinde kilo kaybını desteklemek, ameliyat riskinin azaltılmasına yardımcı olmak veya ameliyat sonrasında yetersiz kilo kaybı ve yeniden kilo alma durumlarında yararlanılabilir” dedi.

Obezite cerrahisi hakkında merak edilen 9 soruya yanıt

Obezite tedavisinde yaşam tarzı değişiklikleri, ilaç tedavisi ve gerektiğinde cerrahinin kişinin sağlık durumuna göre planlanması gerektiğini belirten Sümer, uzun dönemli başarının ameliyat sonrasındaki beslenme, fiziksel aktivite ve düzenli sağlık kontrolleriyle yakından ilişkili olduğunu vurguladı.

Karaköse Haber - Bizi Sosyal Medyada Takip Edin!

Bakmadan Geçme