Tiroit nodüllerini hafife almayın! 35 yaşından sonra bir kez kontrol önerisi
Türkiye'de ve dünyada giderek daha sık görülen tiroit nodülleri, çoğu zaman belirti vermeden yıllarca büyüyebiliyor. İyi huylu olsa bile nefes darlığı, yutma güçlüğü ve ses kısıklığı gibi önemli sorunlara yol açabilen nodüllerde, gelişen teknolojiler sayesinde ameliyatsız tedavi yöntemleri giderek yaygınlaşıyor.
Haberin Özeti
- • Türkiye'de artan tiroit nodülleri, çoğu kez belirti vermeden büyüyerek solunum sorunlarına yol açabilir; 35 yaşından sonra kontrol önerilir.
- • Prof. Dr. Melih Kara, iyi huylu nodüllerde ameliyatsız ablasyon yöntemlerinin başarıyla kullanıldığını belirtirken, nodüller kadınlarda 4 kat fazla görülüyor.
- • İyot eksikliği, genetik yatkınlık ve otoimmün hastalıklar nodül oluşum riskini artırırken, çoğu nodül tesadüfen tespit ediliyor.
Tiroit bezinde oluşan nodüller, yetişkinlerin önemli bir bölümünde görülen sağlık sorunları arasında yer alıyor. Çoğu iyi huylu olan bu oluşumlar uzun yıllar hiçbir belirti vermeyebiliyor. Ancak büyüyen nodüller hem yaşam kalitesini düşürebiliyor hem de estetik kaygılara neden olabiliyor.
Acıbadem Kadıköy (Dr. Şinasi Can) Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Melih Kara, günümüzde iyi huylu tiroit nodüllerinin tedavisinde cerrahi yerine daha az girişimsel yöntemlerin öne çıktığını belirterek, "Bu yöntemler arasında dokunun lazer veya kimyasal maddeler kullanılarak yok edilmesi prensibine dayanan ablasyon yöntemi ön plana çıkmaktadır. Özellikle radyofrekans ablasyon, mikrodalga ablasyon ve lazer ablasyon gibi yöntemler, seçilmiş hastalarda oldukça başarılı sonuçlar vermektedir. Bu yöntemlerin sağladıkları en önemli fayda ise birçok hastada tiroit hormonu üretiminin korunması sayesinde ömür boyu hormon ilacı kullanma ihtiyacını azaltabilmesi veya tamamen ortadan kaldırabilmesidir" dedi.
Son yıllarda tiroit nodüllerinin yalnızca ileri yaş grubunda değil, genç erişkinlerde de daha sık görülmeye başladığını belirten Prof. Dr. Melih Kara, ultrason kullanımının yaygınlaşmasının yanı sıra beslenme alışkanlıkları ve otoimmün hastalıkların da bu artışta etkili olabileceğini söyledi.
Nodül oluşumunda birçok etken bulunduğunu ifade eden Kara, "Özellikle yıllarca süren iyot eksikliği tiroit bezinin büyümesine ve nodül oluşumuna yol açabilmektedir. Ayrıca genetik yatkınlık, ilerleyen yaş, kadın olmak, boyun bölgesine radyasyon maruziyeti, sigara kullanımı ve Hashimoto gibi otoimmün tiroit hastalıkları önemli risk etkenleri arasında yer almaktadır" diye konuştu.
Kadınlarda erkeklere göre yaklaşık dört kat fazla görülüyor
Tiroit nodüllerinin kadınlarda çok daha yaygın görüldüğünü belirten Prof. Dr. Melih Kara, hormonların bu tabloda önemli rol oynadığına dikkat çekti.
"Çalışmalarda, yaklaşık her 3 kadından 1'inde, hatta bazı serilerde yaklaşık her 2 kadından 1'inde ultrason taramasında nodül saptandığı belirtilmektedir. Erkeklere göre kadınlarda yaklaşık 4 kat daha fazla görülmektedir. Bunun başlıca sebebi hormonal etkilerdir. Özellikle östrojenin tiroit dokusu üzerindeki uyarıcı etkisi ve otoimmün tiroit hastalıklarının kadınlarda daha sık olması nodül oluşumunu tetikleyebilmektedir. Aynı zamanda gebelikler de tiroit dokusunu etkileyebilmektedir" ifadelerini kullandı.
Çoğu kişi tesadüfen öğreniyor
Tiroit nodülleri uzun yıllar belirti vermediği için çoğu hasta nodülünü farklı nedenlerle yaptırdığı tetkikler sırasında öğreniyor.
Belirti vermeye başladığında ise boyunda şişlik, ele gelen kitle, yutkunurken takılma hissi, boğazda baskı, nefes darlığı ve ses kısıklığı görülebiliyor. Hormon üreten nodüllerde çarpıntı, kilo kaybı, aşırı terleme ve sinirlilik gibi hipertiroidi belirtileri de ortaya çıkabiliyor.
Prof. Dr. Melih Kara, "Hastaların çok az bir kısmında ise hızlı büyüme, sertlik, lenf bezlerinde büyüme veya kalıcı ses kısıklığı gibi kanser açısından dikkat gerektiren bulgular görülebilir" uyarısında bulundu.
Erken tanının tedavi başarısını artırdığına dikkat çeken Prof. Dr. Melih Kara, özellikle risk grubundaki kişilerin düzenli takip edilmesi gerektiğini belirtti.
"Şikâyeti olmayan bireylerde bile özellikle 35 yaş sonrası en az bir kez tiroit muayenesi ve ultrason değerlendirmesi faydalı olabilmektedir. Sonrasında takip sıklığı; kişinin risk durumuna, nodül varlığına ve ultrason bulgularına göre belirlenmektedir. Boyunda şişlik, yutma güçlüğü, ses kısıklığı, hızlı büyüyen kitle veya ele gelen sertlik durumunda ise mutlaka hekime başvurulmalıdır." dedi.
Ameliyatsız tedavi seçeneği öne çıkıyor
Tiroit nodüllerinde tedavinin temel amacının kanser riskini değerlendirmek, hastanın şikâyetlerini gidermek ve tiroit bezinin fonksiyonlarını korumak olduğunu belirten Prof. Dr. Melih Kara, her iyi huylu nodülün ameliyat gerektirmediğini söyledi.
Ablasyon yönteminin özellikle büyüyerek baskı oluşturan iyi huylu nodüllerde etkili sonuçlar verdiğini belirten Kara, "Tiroit ablasyonu özellikle iyi huylu olduğu biyopsiyle kanıtlanmış ancak büyümeye devam ederek baskı ya da kozmetik sorun oluşturan nodüllerde tercih edilmektedir. Ayrıca, cerrahi için riskli veya ameliyat istemeyen hastalarda da önemli bir alternatiftir" ifadelerini kullandı.
Kötü huylu nodüllerde ise cerrahinin temel tedavi yöntemi olmaya devam ettiğini vurgulayan Kara, "Ancak küçük, düşük riskli bazı papiller tiroit kanserlerinde ya da ameliyat olamayacak hastalarda ablasyon yöntemleri alternatif veya tamamlayıcı tedavi olarak kullanılabilmektedir" dedi.
Ablasyon yönteminin en önemli avantajlarından birinin sağlam tiroit dokusunu koruması olduğunu belirten Prof. Dr. Melih Kara, "Böylece ömür boyu hormon ilacı kullanma ihtiyacı azalabilmekte veya tamamen ortadan kalkabilmektedir. Boyunda hiçbir kesi izinin olmaması, genel anestezi gerektirmemesi ve iyileşme süresinin kısa olması da yöntemin önemli faydalarını oluşturmaktadır" diye konuştu.
Aynı gün taburcu olmak mümkün
Ablasyon tedavisinin lokal anestezi altında, ultrason eşliğinde uygulandığını belirten Prof. Dr. Melih Kara, "Çoğu zaman hastanede yatış gerektirmeyen bu yöntem ortalama 20-45 dakika içinde tamamlanmaktadır. İnce bir iğne elektrot yardımıyla kontrollü ısı enerjisi verilerek nodülün küçültülmesi sağlanmaktadır. Hastalar genellikle aynı gün evine dönebilmekte ve kısa sürede günlük yaşamlarına devam edebilmektedir" ifadelerini kullandı.
Bakmadan Geçme
