Karaciğer tümörlerinde 'iğne deliğinden' tedavi dönemi başladı
Memorial Ankara Hastanesi Girişimsel Radyoloji Bölümü'nden Prof. Dr. Onur Ergun, karaciğer tümörlerinin tedavisinde kullanılan ablasyon ve damar içi yöntemlerin cerrahi kesi gerektirmeden uygulanabildiğini belirterek, uygun hastalarda hastanede kalış ve iyileşme süresinin kısalabildiğini söyledi.
Haberin Özeti
- • Memorial Ankara Hastanesi'nden Prof. Dr. Onur Ergun, karaciğer tümörlerinde cerrahi kesi gerektirmeyen ablasyon ve damar içi tedavi yöntemlerini tanıttı.
- • Gelişen girişimsel radyoloji uygulamaları, tümöre 1-2 milimetrelik giriş noktasıyla enerji vererek kanser hücrelerini tahrip etmeyi hedefliyor.
- • Ultrasonografi veya BT eşliğinde yapılan bu tedaviler, uygun hastalarda hastanede kalış ve iyileşme sürelerini önemli ölçüde kısaltıyor.
Vücudun hayati organlarından biri olan karaciğerde hem organın kendi dokusundan kaynaklanan birincil tümörler hem de başka organlardaki kanserlerin yayılması sonucu ortaya çıkan metastatik tümörler görülebiliyor. Tedavide izlenecek yol ise tümörün türü, büyüklüğü, sayısı ve yerleşiminin yanı sıra hastanın genel sağlık durumuna göre belirleniyor.
Memorial Ankara Hastanesi Girişimsel Radyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Onur Ergun, gelişen girişimsel radyoloji uygulamalarının karaciğer tümörlerinde hem tanı hem de tedavi aşamasında önemli seçenekler sunduğunu belirtti.
Karaciğer tümörlerinde tedaviye geçilmeden önce tümörün yapısının doğru şekilde belirlenmesi önem taşıyor. Prof. Dr. Onur Ergun, girişimsel radyolojinin bu aşamada da kullanıldığını ifade etti.
Ultrasonografi veya Bilgisayarlı Tomografi eşliğinde gerçekleştirilen iğne biyopsileriyle tümörden örnek alınabiliyor. Alınan örnekler üzerinden tümörün yapısı, gerekli görülen durumlarda ise moleküler özellikleri değerlendirilebiliyor.
Görüntüleme eşliğinde gerçekleştirilen işlem sayesinde biyopsi iğnesinin hedeflenen bölgeye kontrollü ve hassas şekilde ulaştırılması mümkün oluyor.
Tümöre 1-2 milimetrelik noktadan ulaşılabiliyor
Karaciğer tümörlerinde kullanılan girişimsel radyolojik tedavilerin önemli bölümünü ablasyon yöntemleri oluşturuyor.
Prof. Dr. Onur Ergun’un verdiği bilgilere göre, ablasyon işleminde ciltten özel bir iğneyle tümörün içerisine ulaşılıyor. Ardından kullanılan yönteme göre tümör dokusuna enerji uygulanıyor veya doku kontrollü şekilde donduruluyor. Böylece kanser hücrelerinin tahrip edilmesi hedefleniyor.
İşlemler yaklaşık 1-2 milimetrelik giriş noktasından ve görüntüleme yöntemlerinin rehberliğinde gerçekleştirilebiliyor. Cerrahi kesi yapılmaması da uygun hastalarda iyileşme sürecinin daha kısa olmasına katkı sağlıyor.
Özellikle küçük boyutlu ve sınırlı sayıdaki uygun tümörlerde farklı ablasyon yöntemlerinden yararlanılabiliyor.
Radyofrekans ablasyonda elektrik akımı kullanılarak tümör dokusunun ısıtılması ve tahrip edilmesi amaçlanıyor. Mikrodalga ablasyonda ise mikrodalga enerjisiyle yüksek sıcaklık oluşturularak tümör dokusunun yok edilmesi hedefleniyor.
Kriyoablasyonda bunun tersine tümör dokusu kontrollü olarak dondurularak kanser hücrelerinin tahrip edilmesi amaçlanıyor.
Hangi yöntemin uygulanacağına ise tümörün özellikleri ve hastanın genel durumu değerlendirilerek karar veriliyor.
Tümörü besleyen damarlara doğrudan ulaşılıyor
Prof. Dr. Onur Ergun, karaciğer tümörlerinde kullanılan bir diğer seçeneğin damar yoluyla gerçekleştirilen endovasküler tedaviler olduğunu belirtti.
Bu işlemlerde damar yolundan ilerlenerek karaciğer atardamarına ve buradan da tümörü besleyen damarlara ulaşılıyor. Tedavinin doğrudan hedeflenen bölgeye uygulanması amaçlanıyor.
Bu alanda öne çıkan yöntemlerden biri TAKE olarak bilinen Transarteriyel Kemoembolizasyon. İşlem sırasında tümörü besleyen damarlara kemoterapi ilacı verilirken aynı zamanda damarlar embolize edilerek tümörün kanlanmasının azaltılması hedefleniyor.
Bir diğer yöntem olan TARE’de ise tümörü besleyen damarlara radyoaktif mikroküreler gönderiliyor. Böylece radyasyonun doğrudan tümör dokusuna ulaştırılması amaçlanıyor.
Cerrahiye uygun olmayan hastalarda seçenek olabiliyor
TAKE ve TARE gibi damar içi yöntemler özellikle cerrahi tedaviye uygun olmayan bazı hastalarda kullanılabiliyor. Hastalığın özelliklerine göre tümörün küçültülmesi veya büyümesinin kontrol altına alınması hedefleniyor.
Prof. Dr. Onur Ergun, bazı hastalarda girişimsel tedaviler sonrasında cerrahi tedavinin uygulanabileceği koşulların da oluşabildiğini ifade etti.
Girişimsel radyolojik tedavilerin dikkat çeken özelliklerinden biri işlemlerin küçük bir giriş noktasından yapılabilmesi. Cerrahi kesi gerektirmeyen uygulamalar, uygun hastalarda daha az ağrı ve daha kısa iyileşme süreci sağlayabiliyor.
Prof. Dr. Onur Ergun, hastanın ve gerçekleştirilen işlemin özelliklerine bağlı olarak hastanede kalış süresinin de kısa olabileceğini belirterek, uygun hastaların aynı gün veya ertesi gün taburcu edilebildiğini kaydetti.
Hastalığın seyri ve tümörün özellikleri uygun olduğunda bazı girişimsel tedavilerin gerektiğinde yeniden uygulanabilmesi de yöntemin avantajları arasında bulunuyor.
Karaciğer tümörlerinde uygulanacak yöntemin kişiye özel belirlenmesi gerektiğine dikkat çeken Prof. Dr. Onur Ergun, tümörün türü, sayısı, büyüklüğü ve yaygınlığının yanı sıra hastanın genel sağlık durumunun da tedavi kararında etkili olduğunu belirtti.
Bu nedenle tedavi planlamasında girişimsel radyolojinin yanı sıra onkoloji ve genel cerrahi gibi farklı branşların birlikte değerlendirme yapması önem taşıyor.
Yapay zekâ ve robotik teknolojiler tedaviye giriyor
Girişimsel radyolojide teknolojik gelişmeler de devam ediyor. Görüntüleme sistemlerinin gelişmesi, işlemler sırasında tümörün daha hassas şekilde hedeflenmesine yönelik yeni imkânlar sağlıyor.
Prof. Dr. Onur Ergun’un aktardığı bilgilere göre, yapay zekâ ve robotik teknolojilerin görüntüleme sistemlerine entegrasyonunun ilerleyen dönemde tedavilerin hassasiyetini daha da artırması ve karaciğer tümörlerinin tedavisinde yeni olanaklar oluşturması bekleniyor.
Bakmadan Geçme
