Yk Genetik Müh. Rıdvan Genç

İnsan Beyni Bu Hıza Göre Evrilmedi

Yk Genetik Müh. Rıdvan Genç

Bir süredir etrafıma baktığımda aynı hissi görüyorum: Herkes aceleci, herkes gergin, herkes bir şeylere yetişmeye çalışıyor ama kimse tam olarak nereye gittiğini bilmiyor. Sokakta, trafikte, sosyal medyada, hatta evlerin içinde bile bir telaş hâli var. Sanki dünya kendi hızını artırdı ve biz hâlâ eski ayarlarımızla ayakta kalmaya çalışıyoruz.

Bu durum çoğu zaman ahlaki bir mesele gibi ele alınıyor. İnsanların sabrı kalmadı deniyor, hoşgörüsü azaldı, tahammülü tükendi. Oysa mesele sadece karakterle, terbiye ile ya da niyetle açıklanamayacak kadar derin. Çünkü bilim bize şunu söylüyor: İnsan beyni, bugün yaşadığımız hızda bir dünya için tasarlanmadı.

Aslında bu hız meselesi sadece bireysel bir sorun da değil. Toplumun tamamı aynı anda hızlandığında, herkes birbirinin temposuna çarpmaya başlıyor. Birinin gecikmesi, diğerinin öfkesi oluyor. Birinin suskunluğu, başkasının tahammülsüzlüğüne dönüşüyor. Çünkü hız arttıkça anlayış değil, tepki çoğalıyor.

İnsan beyninin evrimi yüz binlerce yıla yayılıyor. Bu süreçte çevre yavaştı, değişimler sınırlıydı ve bilgi akışı son derece düşüktü. Tehlike anlıktı, kararlar basitti ve çoğu hayatta kalmaya yönelikti. Beyin, bu koşullara göre şekillendi. Yavaş düşünen ama derin düşünen, az uyaranla çalışan ama odaklanabilen bir yapı oluştu.

Bugün ise tam tersi bir dünyadayız. Beynimiz, aynı anda onlarca tehditle, yüzlerce bilgiyle, binlerce uyaranla karşı karşıya. Haberler bitmiyor, ekranlar susmuyor, bildirimler durmuyor. Her şey acil, her şey önemli, her şey şimdi. Beyin için bu bir gelişme değil, bir yük.

Bilim insanları bu durumu “modern yaşam uyumsuzluğu” olarak tanımlıyor. Yani biyolojik donanımımız ile içinde yaşadığımız çevre arasında ciddi bir uyumsuzluk var. Sorun, insanların zayıflaması değil; dünyanın insanı beklememesi. Hız arttıkça, beyin kendini sürekli tehlike altındaymış gibi algılıyor.

Bu yüzden stres hormonları hiç düşmüyor. Kortizol seviyeleri yüksek kalıyor. Beyin dinlenemediği için en küçük olaylara bile aşırı tepkiler vermeye başlıyor. Bir bakış, bir söz, bir cümle büyük öfkelere dönüşebiliyor. Çünkü aslında verilen tepki o ana değil, birikmiş yorgunluğa.

Toplumsal gerginliğin bu kadar artmasının arkasında biraz da bu var. İnsanlar kötüleşmiyor, sadece yoruluyor. Sürekli tetikte olan bir zihin sağlıklı karar veremiyor. Sürekli uyarılan bir beyin sakin kalamıyor. Bu yüzden her tartışma büyüyor, her fikir çatışmaya dönüşüyor.

Sosyal medya bu hızın en görünür yüzlerinden biri. İnsan beyni, bu kadar çok görüşü, bu kadar çok yargıyı, bu kadar çok karşıtlığı aynı anda taşımaya uygun değil. Herkes konuşuyor, herkes haklı, herkes emin. Ama kimse durup düşünmeye vakit bulamıyor. Çünkü düşünmek yavaş bir iştir.

Oysa beyin, yavaşlıkta çalışır. Sessizlikte toparlanır. Tek bir şeye odaklandığında derinleşir. Modern hayat ise tam tersini dayatıyor. Aynı anda birçok şeyle ilgilenmeyi, sürekli tepki vermeyi, hiç durmamayı normalleştiriyor. Bunun bedelini de ruhsal ve zihinsel yorgunlukla ödüyoruz.

Belki  bu yüzden insanlar artık büyük cevaplardan çok küçük duraklar arıyor. Uzun tatiller değil, birkaç dakikalık sessizlikler. Büyük kaçışlar değil, kısa nefesler. Çünkü beyin, tamamen kurtulmayı değil; sadece biraz yavaşlamayı istiyor.

Belki de bu yüzden insanlar yalnız kalmak istiyor. Telefonsuz, habersiz, sessiz anlar arıyor. Bu bir kaçış değil; biyolojik bir ihtiyaç. Beynin kendini onarma çabası. Yavaşlamak istemek tembellik değil, hayatta kalma refleksi.

Dünya muhtemelen daha da hızlanacak. Teknoloji geri gitmeyecek, bilgi akışı azalmayacak. Ama insanın buna karşı küçük de olsa savunma alanları oluşturması gerekiyor. Çünkü her şeye yetişmek zorunda değiliz. Her şeye tepki vermek de.

Bazen yavaşlamak bir tercih değil, bir zorunluluktur. İnsan beyninin sınırlarını kabul etmek, zayıflık değil; bilgeliktir. Her çağ kendi hastalıklarını üretir. Bizim çağımızın hastalığı da hızdır.

Belki çözüm dünyayı yavaşlatmak değil. Ama kendimize, günde birkaç an olsun, dünyanın hızından çıkma izni vermektir. Çünkü insan beyni hâlâ yavaşlığı sever. Ve bazen hayatta kalmak için yapılacak en cesur şey, durmaktır.

Yazarın Diğer Yazıları