Yk Genetik Müh. Rıdvan Genç

Ahlaklı Arıların Çöken Kovanı

Yk Genetik Müh. Rıdvan Genç

Bernard Mandeville’in “Arıların Masalı” adlı kitabında söylediği meşhur ama rahatsız edici bir fikir vardır: Eğer herkes erdemli olsaydı, toplum çökerdi.

Bu cümle ilk bakışta bir provokasyon gibi durur. Ahlakın, erdemin, dürüstlüğün yüceltilmesi gereken bir dünyada; böylesi bir iddia insanın içini kaşır. Çünkü bize çocukluktan beri söylenen şudur: İyi olursan, doğru olursan, ahlaklı olursan dünya daha güzel bir yer olur. Mandeville ise bu masum inancı eline alır, ters çevirir ve masaya bırakır. “Gerçekten mi?” diye sorar. “Bugünkü dünya ahlaklı insanlar sayesinde mi dönüyor?”

Arıların Masalı, görünürde basit bir alegoridir. Bir arı kovanı düşünün: Herkes çalışkan, herkes düzenli, herkes kendi çıkarının peşinde. Arılar bencil, gösteriş meraklısı, açgözlüdür. Ama tam da bu kusurlar sayesinde kovan zengindir, üretkendir, güçlüdür. Ta ki bir gün, arılar bir mucizeyle erdemli olmaya karar verene kadar. Kimse kimseyi aldatmaz, kimse lükse özenmez, kimse hırs yapmaz. Sonuç? Ticaret durur, ihtiyaç azalır, iş bölümü çöker ve kovan dağılır.

Mandeville’in söylediği şey şu değildir: “Ahlaksızlık iyidir.”
Asıl söylediği şudur: Toplum dediğiniz yapı, erdem üzerine değil; erdemsizlikler üzerine kuruludur.

Bugün biraz etrafımıza bakalım. Ekonomiyi ayakta tutan nedir? İhtiyaç mı, yoksa arzular mı? İnsan gerçekten ihtiyaç duyduğu kadar mı tüketir, yoksa başkasından geri kalmamak için mi? Reklamlar, “daha iyisini hak ediyorsun” diye fısıldarken, aslında hangi ahlaka seslenir? Kanaate mi, yoksa doyumsuzluğa mı?

Modern toplum, ahlakı sever gibi yapar ama onunla yaşamayı sevmez. Dürüstlük bir erdemdir denir ama “fazla dürüst olma” diye de tembihlenir. Adalet kutsaldır denir ama güçlü olanın adaleti daha geçerlidir. Çalışkanlık övülür ama sömürü sistemin motorudur. Yani ahlak, vitrine konur; sistem ise arka odada başka türlü işler.

Eğer herkes gerçekten ahlaklı olsaydı, bugün bildiğimiz birçok şey çökerdi. Faizle dönen finans sistemleri, rekabet üzerine kurulu iş dünyası, manipülasyonla yürüyen siyaset, hatta sosyal medyada kurulan sahte mutluluk ekonomisi… Hepsi ciddi bir krize girerdi. Çünkü bu düzen, insanın zaaflarını yakıt olarak kullanır. Kıskançlık, hırs, açgözlülük, korku… Bunlar olmadan çark dönmez.

Bu yüzden ahlak, çoğu zaman bir kişisel lüks gibi sunulur. “Sen ahlaklı ol ama sistem öyle değil.” “Sen doğru dur ama çok da saf olma.” “Vicdanını koru ama oyunu kurallarına göre oyna.” İşte tam burada Mandeville’in tokadı gelir: Eğer herkes gerçekten ahlaklı olsaydı, bu ikiyüzlülük sürdürülemezdi. Sistem kendini açık ederdi.

Asıl rahatsız edici soru şudur: Toplum mu ahlaksız, yoksa ahlaksızlığa göre şekillenmiş bir toplumda mı yaşıyoruz?

Belki de “toplum çökerdi” derken kastedilen şey, insanlığın yok olması değil; alıştığımız düzenin dağılmasıdır. Çünkü biz düzeni, adaletle değil; dengeyle tanımlarız. O denge de çoğu zaman iyilikle kötülük arasında değil, çıkarla çıkar arasında kurulur.

Ahlaklı bir insan bu düzende hep biraz fazlalık gibidir. Ya “enayi” denir, ya “idealistsin” diye kenara itilir. Çünkü ahlaklı insan hesap bozar. Herkesin kabul ettiği küçük yalanları söylemez, normalleştirilen haksızlıkları içselleştirmez. Ve bu yüzden sistem için tehlikelidir.

Mandeville’i okurken insan ister istemez şunu fark eder: Biz ahlakı gerçekten istiyor muyuz, yoksa sadece ahlaktan bahsetmeyi mi seviyoruz? Dürüst bir toplum hayali kurarken, o toplumun bedelini ödemeye hazır mıyız? Daha az tüketmeye, daha az kazanmaya, daha az büyümeye razı mıyız?

Belki de mesele şudur: Ahlaklı bir toplum, bugünkü refah tanımımızla uyumlu değildir.
Bu yüzden Mandeville’in cümlesi hâlâ canlıdır, hâlâ rahatsız eder. Çünkü bize aynayı tutar. “Bak,” der, “ahlakı kutsal ilan ediyorsun ama ahlaksızlıktan beslenen bir dünyayı ayakta tutuyorsun.”

Sonuçta şu noktaya geliyoruz: Eğer herkes ahlaklı olsaydı toplum çökerdi evet. Ama belki de çökmesi gereken toplum zaten budur. Belki de yıkılacak olan insanlık değil, insanı yoran, ezen, ikiyüzlü hale getiren düzendir.

Belki de asıl soru şudur: Ahlaklı bir toplum istiyor muyuz, yoksa ahlaklı görünmenin konforu bize yetiyor mu? Çünkü ahlaklı bir toplum, alıştığımız düzeni değil; alıştığımız çıkarları yıkar. Ve insan, en çok da kendi kazancını tehdit eden erdemden korkar.

Çünkü bu soru, masaldan çok daha gerçek bir şey ister: Değişimi.

Yazarın Diğer Yazıları