Doğubayazıt’ta Ramazan bir başka yaşanır. Ramazan ayı geldi mi, sadece takvimler değil; sokaklar, çarşılar ve gönüller de değişir.
Ağrı Dağı’nın heybetli gölgesinde kurulan iftar sofraları, kadim bir şehrin yüzyıllardır taşıdığı dayanışma kültürünü yeniden canlandırır.
Doğubayazıt’ta Ramazan, kapıların daha sık çalındığı bir zamandır.
Komşular birbirine tabak uzatır, ihtiyaç sahipleri gözetilir, hayır sahipleri sessizce yardımlarını ulaştırır.
Kurulan iftar sofraları, aslında bütün şehrin sofrasıdır. Aynı ezan sesiyle oruç açılır, aynı dualarla amin denir.
İshak Paşa Sarayı’nın siluetine karşı yapılan akşam yürüyüşleri, Ramazan akşamlarının huzurunu daha da derinleştirir.
Teravih sonrası çay ocaklarında edilen sohbetler, geçmiş Ramazanların hatıralarını bugüne taşır.
Büyükler eski günleri anlatır, Mem U Zin caddesinde çocuklar mahyaların ve ışıkların büyüsüne kapılır.
Doğubayazıt’ta bereket sadece sofrada değildir; paylaşımda, selamlaşmada ve gönül almada gizlidir.
Bir fırından çıkan sıcak pide, bir evden yükselen çorba kokusu, bir ihtiyaç sahibine uzanan yardım eli…
Hepsi bu şehrin Ramazan ruhunun parçalarıdır.
Belki de en kıymetlisi şudur: Ramazan burada yalnızca bir ibadet ayı değil, toplumsal bir hatırlayıştır.
Birlik olmanın, omuz omuza durmanın, aynı duaya “amin” demenin hatırlayışı…
Ağrı Dağı’nın eteklerinde kurulan her iftar sofrası, aslında şunu fısıldar:
Bereket paylaştıkça artar. Ve Doğubayazıt, bu bereketi her yıl yeniden çoğaltmayı bilen kadim bir şehirdir.