Kök hücre naklinde doğru donör seçimi hayati önem taşıyor
Prof. Dr. Vefki Gürhan Kadıköylü, lösemi, lenfoma ve multipl miyelom başta olmak üzere birçok hastalıkta uygulanan kök hücre naklinde doğru donör seçimi, HLA uyumu ve bağışçının sağlık durumunun ayrıntılı değerlendirilmesinin büyük önem taşıdığını belirtti.
Haberin Özeti
- • Prof. Dr. Vefki Gürhan Kadıköylü, lösemi, lenfoma ve multipl miyelom gibi birçok hastalıkta kök hücre naklinde doğru donör seçiminin hayati önem taşıdığını belirtti.
- • Donör seçiminde HLA uyumu, bağışçının sağlık durumu ve gönüllülük esası kritik olup, ailede uygun donör bulunamazsa TÜRKÖK veri tabanı devreye giriyor.
- • Yılda yaklaşık 90 bin kök hücre nakli yapılarak kanser, kan hastalıkları ve bağışıklık sistemi bozuklukları dahil pek çok farklı hastalığın tedavisi sağlanıyor.
Lösemi, lenfoma ve multipl miyelom gibi birçok hematolojik hastalığın tedavisinde önemli seçeneklerden biri olan kök hücre naklinde donör seçimi kritik rol oynuyor. Hastayla bağışçı arasındaki HLA uyumundan kök hücre kaynağına, bağışçının sağlık durumundan nakil sonrasındaki takibe kadar birçok faktör sürecin önemli parçaları arasında bulunuyor.
Dünyada yılda yaklaşık 90 bin kök hücre nakli gerçekleştirilebilirken, Memorial Diyarbakır Hastanesi Hematoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Vefki Gürhan Kadıköylü, 16 Eylül Dünya Kemik İliği Bağışçıları Günü dolayısıyla kök hücre bağışçılığı ve donör seçiminde dikkat edilen kriterlere ilişkin bilgi verdi.
Kök hücre nakli birçok hastalıkta kullanılabiliyor
Kök hücre nakli yalnızca lösemi tedavisinde kullanılmıyor. Lenfoma, multipl miyelom, miyeloproliferatif hastalıklar ve miyelodisplastik sendromda da bu tedavi seçeneğinden yararlanılabiliyor.
Prof. Dr. Kadıköylü, nöroblastom, glioblastom, Ewing sarkomu ve medulloblastomun yanı sıra farklı tedavilere yanıt vermeyen bazı kanserlerde de kök hücre naklinin uygulanabildiğini belirtti.
Talasemi, orak hücreli anemi ve aplastik anemi gibi hastalıklarla birlikte bazı depo hastalıkları, bağışıklık yetersizlikleri ve otoimmün hastalıklar da kök hücre naklinin kullanılabildiği hastalıklar arasında bulunuyor.
Kanser tedavisinde nakil öncesinde kemoterapi, immüno-kemoterapi veya tüm vücut ışınlaması gibi hazırlık tedavileri uygulanabiliyor. Bağışıklık sistemiyle ilişkili hastalıklarda ise sistemin yeniden düzenlenmesi amaçlanıyor.
Kök hücrelerini hastaya veren kişi “donör” yani bağışçı olarak tanımlanıyor. Bağış işleminin gönüllülük esasına dayanması ve donörün işlem hakkında ayrıntılı şekilde bilgilendirilerek onamının alınması gerekiyor. 18 yaşından küçük donörlerde ise ebeveyn onamı aranıyor.
Prof. Dr. Kadıköylü, donör seçiminde en önemli aşamalardan birinin insan lökosit antijenlerinin (HLA) tiplendirilmesi olduğunu belirtti.
HLA uyumu; naklin başarısının yanı sıra graft versus host hastalığı (GVHH), graft yetersizliği ve ölüm riski açısından önem taşıyor.
Aile içerisindeki donör taraması kardeşler, anne, baba ve diğer akrabalardan başlayabiliyor. Akraba taramalarında uygun HLA uyumunun yaklaşık yüzde 25 oranında bulunabildiği belirtiliyor.
Akraba donörlerde HLA-A, HLA-B ve HLA-DRB1 açısından 5/6 eşleşme tama yakın, 6/6 eşleşme ise tam uyum olarak değerlendiriliyor.
Ailede donör bulunamazsa TÜRKÖK devreye giriyor
Akrabalar arasında uygun donör bulunamaması kök hücre nakli seçeneğinin tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Bu durumda akraba dışı donör taramasına geçilebiliyor.
Türkiye’de bu süreçte Kızılay bünyesindeki TÜRKÖK veri tabanından yararlanılıyor. Kök hücre nakli merkezleri hastanın HLA verileri ile veri tabanında bulunan gönüllü bağışçıların bilgilerini karşılaştırarak uygun donör arıyor.
Türkiye’de uygun bağışçı bulunamadığı durumlarda ise uluslararası donör veri tabanlarında arama yapılabiliyor.
Akraba dışı donörlerde HLA-A, HLA-B, HLA-C, HLA-DRB1 ve HLA-DQ1 değerlendiriliyor. Bu grupta 9/10 eşleşme tama yakın, 10/10 ise tam uyum olarak kabul ediliyor.
Tam uyumlu akraba veya akraba dışı donör bulunamadığı bazı durumlarda en az yarı uyumlu bağışçılarla haploidentik allojeneik kök hücre nakli de gerçekleştirilebiliyor.
Prof. Dr. Kadıköylü, HLA uyumsuzluğu arttıkça GVHH, graft yetersizliği ve mortalite riskinin de artabileceğine dikkat çekti.
Donörün yalnızca HLA açısından uyumlu olması yeterli görülmüyor. Bağışçının sağlık durumunun da ayrıntılı şekilde değerlendirilmesi gerekiyor.
Prof. Dr. Kadıköylü, donör adaylarında genetik geçişli hastalıklar, fiziksel sağlık sorunları, ailede kanser öyküsü, aktif hastalıklar, düzenli ilaç kullanımı, psikiyatrik durumlar ve bulaşıcı hastalıkların araştırıldığını bildirdi.
Gebelik, daha önce kan transfüzyonu yapılması, seyahat geçmişi, tıbbi girişimler ile kimyasal ve fiziksel etkenlere maruz kalma gibi durumlar da değerlendirme kapsamına alınıyor.
Donör adaylarına tam kan, pıhtılaşma ve biyokimya testleri yapılırken kan grubu belirleniyor, kadınlarda gerekli durumlarda gebelik testi uygulanıyor. CMV, hepatit B ve C, HIV, toksoplazma, sifiliz ve HSV açısından da tarama gerçekleştiriliyor. Kan grubu uyumsuzluğunun ise tek başına kök hücre nakline engel olmadığı belirtiliyor.
Yapılan değerlendirmelerin sonucuna göre donör adayı bağışçı olarak kabul edilebildiği gibi geçici veya kalıcı olarak bağış için uygun bulunmayabiliyor.
Kök hücre üç farklı kaynaktan alınabiliyor
Nakilde kullanılacak kök hücrelerin elde edilmesinde başlıca periferik kan, kemik iliği ve göbek kordonu olmak üzere farklı kaynaklardan yararlanılabiliyor.
Kemik iliğinden kök hücre alınması bazı genetik ve hematolojik hastalıklarla kanserlerde tercih edilebiliyor. Bu yöntemde anestezi ve hastaneye yatış gerekebilmesi, işlem sonrasında ağrı ve kanama oluşabilmesi dezavantajlar arasında yer alıyor.
Periferik kök hücre yönteminde ise bağışçıya genellikle dört-beş gün G-CSF uygulanıyor. Ardından kök hücreler aferez işlemiyle toplanıyor. Bu süreçte kemik ağrısı, ateş ve afereze bağlı bazı komplikasyonlar görülebiliyor. Buna karşılık anestezi uygulanmaması ve engraftmanın daha kısa sürede gerçekleşebilmesi yöntemin avantajları arasında bulunuyor.
Göbek kordonundan elde edilen kök hücreler de nakillerde kullanılabiliyor. Bu yöntem özellikle çocuklarda tam uyumlu akraba veya akraba dışı donör bulunamadığı durumlarda seçenek olabiliyor.
Gerekli durumlarda çift göbek kordonu kullanılabildiği gibi yetişkin hastalarda da bu kaynaktan yararlanılabiliyor.
Bununla birlikte engraftmanın daha uzun sürebilmesi ve bağışıklık sisteminin daha geç toparlanması yöntemin dezavantajları arasında gösteriliyor.
Bağışçılar işlemden sonra da takip ediliyor
Kök hücre bağışı, hücrelerin toplanmasıyla sona ermiyor. Bağışçıların sağlık durumları işlem sonrasında da belirli sürelerle izleniyor.
Prof. Dr. Kadıköylü, G-CSF uygulanan kök hücre donörlerinin 10 yıl, G-CSF uygulanmayan donörlerin ise 12 ay takip edildiğini belirtti.
Bağışçılarda meydana gelebilecek komplikasyonların büyük bölümünün erken dönemde ortaya çıktığını ifade eden Kadıköylü, yapılan çalışmalarda G-CSF ile ilişkili geç dönem pıhtılaşma eğilimi, kalp-damar hastalıkları ve lösemi riskinin yüksek oranlarda saptanmadığını aktardı.
Prof. Dr. Vefki Gürhan Kadıköylü, kök hücre bağışında gönüllülüğün temel koşullardan biri olduğunu vurgularken, bağışçının işlem öncesinde ayrıntılı biçimde bilgilendirilmesi gerektiğini belirtti.
Donörün sağlık durumunun kapsamlı şekilde değerlendirilmesi, hasta ile uyumunun doğru belirlenmesi ve bağış sonrasında gerekli takiplerin yapılması, kök hücre nakli sürecinin önemli aşamalarını oluşturuyor.
Bakmadan Geçme
