• Haberler
  • Sağlık
  • Kapalı kalp ameliyatı mı, açık kalp ameliyatı mı? Prof. Dr. Beşoğul farkları anlattı

Kapalı kalp ameliyatı mı, açık kalp ameliyatı mı? Prof. Dr. Beşoğul farkları anlattı

Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Yavuz Beşoğul, kapalı ve açık kalp ameliyatlarının hangi hastalarda tercih edildiğini, iyileşme sürelerini ve cerrahi risklerini açıkladı.

WhatsApp

AĞRI KARAKÖSE HABER WhatsApp Kanalını Takip Et

En güncel haberler için bizi WhatsApp kanalımızdan takip edin!

WhatsApp TAKİP ET

Haberin Özeti

  • • Prof. Dr. Yavuz Beşoğul, açık ve kapalı kalp ameliyatlarının seçiminde hastalığın türü, kalbin anatomisi ve hastanın genel sağlık durumunun belirleyici olduğunu açıkladı.
  • • Açık kalp ameliyatlarında göğüs kemiği kesilirken, kapalı yöntemde küçük kesiler tercih edilir; ancak kalp-akciğer makinesi kullanımı her iki yöntemde de mümkündür.
  • • Kapalı kalp ameliyatları uygun hastalarda daha erken günlük aktivitelere dönüş sunarken, iyileşme süresi yaş, kalp fonksiyonları ve operasyon kapsamına göre değişir.

Kalp hastalıklarının cerrahi tedavisinde kullanılan yöntemler, gelişen teknolojiyle birlikte çeşitleniyor. Geleneksel açık kalp ameliyatlarında göğüs kemiği açılarak kalbe ulaşılırken, halk arasında kapalı kalp ameliyatı olarak bilinen minimal invaziv cerrahide daha küçük kesiler kullanılıyor. Ancak iki yöntem arasındaki fark yalnızca ameliyat izinin büyüklüğünden ibaret değil.

Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Yavuz Beşoğul, ameliyat yönteminin hastalığın türüne, kalbin anatomik yapısına ve hastanın genel sağlık durumuna göre belirlendiğini ifade etti. Beşoğul, küçük kesilerle yapılan ameliyatların uygun hastalarda iyileşmeyi kolaylaştırabildiğini, ancak bazı kalp hastalıklarında geleneksel açık cerrahinin daha uygun olabileceğini belirtti.

Kapalı kalp ameliyatında göğüs kemiği tamamen açılmayabiliyor

Geleneksel açık kalp ameliyatlarında göğüs kemiği orta hattan kesilerek kalbe ve büyük damarlara ulaşılır. Median sternotomi adı verilen bu yöntem, cerraha geniş bir çalışma alanı sağlar. Özellikle birden fazla bölgeye müdahale edilmesi gereken karmaşık operasyonlarda tercih edilebilir.

Minimal invaziv kalp cerrahisinde ise kaburgalar arasından, göğsün yan tarafından veya daha küçük kesilerden giriş yapılabilir. Bazı operasyonlarda göğüs kemiğinin yalnızca bir bölümü açılırken, bazılarında kemik tamamen korunabilir.

Prof. Dr. Yavuz Beşoğul, kapalı kalp ameliyatının mutlaka kalp çalışırken yapıldığı anlamına gelmediğini belirtti. Minimal invaziv yöntemle gerçekleştirilen bazı kapak ameliyatlarında da kalp-akciğer makinesi kullanılabiliyor ve kalbin geçici olarak durdurulması gerekebiliyor.

Bu nedenle ameliyatın açık ya da kapalı olarak adlandırılması, kalp-akciğer makinesinin kullanılıp kullanılmadığını tek başına göstermiyor.

İyileşme süresi her hastada aynı değil

Açık kalp ameliyatlarında göğüs kemiğinin kesilmesi nedeniyle ameliyat sonrasında kemik iyileşmesi için belirli bir süre gerekiyor. Bu dönemde ağır kaldırma ve göğüs bölgesini zorlayan hareketlerden kaçınılması istenebiliyor.

Kapalı kalp ameliyatlarında göğüs kemiğinin tamamen açılmaması, uygun hastaların günlük hareketlerine daha erken dönmesine yardımcı olabiliyor. Bazı hastalarda hastanede kalış süresi de daha kısa olabiliyor.

Prof. Dr. Beşoğul, iyileşme süresinin yalnızca kesi büyüklüğüne bağlı olmadığını vurguladı. Hastanın yaşı, kalp fonksiyonları, eşlik eden hastalıkları ve gerçekleştirilen operasyonun kapsamı da toparlanma süresini etkiliyor.

Küçük kesiyle yapılan ameliyatların tamamen ağrısız veya izsiz olduğu düşüncesi ise doğru değil. Kaburgalar arasından gerçekleştirilen girişimlerden sonra da ağrı, uyuşukluk ve bölgesel hassasiyet yaşanabiliyor.

Her iki yöntemde de ameliyat sonrası yoğun bakım takibi, solunum egzersizleri, ağrı kontrolü ve uygun zamanda hareket etmeye başlanması tedavi sürecinin parçaları arasında bulunuyor.

Kanama ve enfeksiyon riskleri farklılık gösterebiliyor

Kalp ameliyatlarında kanama, enfeksiyon, ritim bozukluğu, inme ve böbrek fonksiyonlarında bozulma gibi komplikasyonlar gelişebiliyor. Bu riskler açık ve minimal invaziv cerrahide tamamen ortadan kalkmıyor.

Prof. Dr. Yavuz Beşoğul, küçük kesilerle gerçekleştirilen ameliyatlarda bazı hasta gruplarında kan kaybının ve kan ürünlerine duyulan ihtiyacın azalabileceğini belirtti.

Göğüs kemiğinin korunması, kemiğin kesilmesine bağlı bazı yara ve iyileşme sorunlarını da önleyebiliyor. Buna karşılık minimal invaziv cerrahinin kendine özgü riskleri bulunuyor.

Bazı kapalı kalp ameliyatlarında kalp-akciğer makinesine bağlantı için kasık damarlarının kullanılması gerekebiliyor. Bu işlem damar yaralanması, kanama ve dolaşımla ilgili komplikasyonlara yol açabiliyor.

Küçük kesiden çalışılması cerrahi görüş alanını sınırlandırabildiği için operasyonun teknik zorluğu da artabiliyor. Beşoğul, cerrahi yöntemin seçiminde ameliyatın güvenliği ve ekibin deneyiminin belirleyici olduğunu ifade etti.

Hangi hastalara kapalı kalp ameliyatı yapılabilir?

Minimal invaziv cerrahi, özellikle bazı kalp kapak hastalıklarının tedavisinde uygulanabiliyor.

Mitral kapak yetmezliği bulunan uygun hastalarda küçük kesilerden kapak onarımı veya değişimi yapılabiliyor. Aort ve triküspit kapak hastalıklarının belirli türlerinde de bu yöntem kullanılabiliyor.

Seçilmiş doğumsal kalp hastalıklarında, özellikle kalbin kulakçıkları arasındaki bazı deliklerin kapatılmasında minimal invaziv cerrahiden yararlanılabiliyor.

Koroner arter hastalığı bulunan bazı hastalarda da küçük kesilerle bypass ameliyatı gerçekleştirilebiliyor. Ancak çok damarlı koroner arter hastalığı veya karmaşık damar yapısı bulunan kişilerde geleneksel açık cerrahi gerekebiliyor.

Prof. Dr. Beşoğul, hastalığın adının tek başına ameliyat yöntemini belirlemek için yeterli olmadığını, kalp ve damarların anatomik özelliklerinin ayrıntılı değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.

Açık kalp ameliyatı hangi durumlarda gerekli olabilir?

Geleneksel açık kalp cerrahisi, özellikle geniş bir cerrahi alana ihtiyaç duyulan operasyonlarda kullanılmaya devam ediyor.

Birden fazla koroner damara bypass yapılması, karmaşık aort hastalıklarının tedavisi veya aynı ameliyatta birden fazla kalp kapağına müdahale edilmesi gereken durumlarda açık cerrahi tercih edilebiliyor.

Daha önce kalp ameliyatı geçirmiş hastalarda ise yöntem, önceki operasyonun özelliklerine ve mevcut anatomik yapıya göre belirleniyor. Bazı tekrar ameliyatlarında küçük kesi avantaj sağlayabilirken, başka hastalarda açık cerrahi daha güvenli olabiliyor.

Prof. Dr. Beşoğul, minimal invaziv yöntemle başlanan bir ameliyatın gerektiğinde açık cerrahiye dönüştürülebileceğini de ifade etti. Bu değişiklik, operasyon sırasında karşılaşılan teknik veya anatomik güçlüklerin güvenli biçimde yönetilmesi amacıyla yapılabiliyor.

Ameliyat kararı nasıl veriliyor?

Hastaya uygulanacak cerrahi yöntemin belirlenmesinde ekokardiyografi, koroner anjiyografi ve gerektiğinde bilgisayarlı tomografi gibi tetkiklerden yararlanılıyor.

Kalp kapaklarının durumu, damar yapısı, kalbin çalışma kapasitesi ve hastalığın ilerleme derecesi değerlendiriliyor. Diyabet, böbrek hastalıkları, akciğer sorunları ve daha önce geçirilen ameliyatlar da karar sürecini etkiliyor.

Prof. Dr. Yavuz Beşoğul, bazı hastaların daha küçük ameliyat izi nedeniyle kapalı yöntemi tercih etmek istediğini, ancak cerrahi güvenliğin kozmetik beklentilerden önce değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.

Beşoğul'a göre kapalı kalp ameliyatı her hasta için daha iyi bir seçenek olarak kabul edilemez. Tedavide esas olan, hastanın kalp hastalığını güvenli ve etkili biçimde tedavi edebilecek yöntemin belirlenmesidir.

Karaköse Haber - Bizi Sosyal Medyada Takip Edin!

Bakmadan Geçme