Kanser tedavisinde radyoterapi dönemi değişti
Modern radyoterapi teknolojileri sayesinde kanser tedavisinde tümörler milimetrik hassasiyetle hedef alınırken, sağlıklı dokular daha etkin korunuyor ve tedaviye bağlı yan etkiler önemli ölçüde azalıyor.
Haberin Özeti
- • Modern radyoterapi, bilgisayarlı tomografi, MR ve PET görüntüleme sistemleriyle tümörleri milimetrik hassasiyetle hedefleyerek kanser tedavisini dönüştürdü.
- • Gelişmiş teknikler sayesinde sağlıklı dokular korunarak, meme, prostat, akciğer ve baş-boyun kanserlerinde yan etkiler önemli ölçüde azaldı.
- • İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi'nden Doç. Dr. Fatih Demircioğlu, yeni yöntemlerle tedavi sürelerinin kısalıp başarı oranının arttığını belirtti.
Kanser tedavisinin temel yöntemlerinden biri olan ve halk arasında "ışın tedavisi" olarak bilinen radyoterapi, gelişen teknolojiyle birlikte çok daha hassas ve etkili bir yapıya kavuştu. Günümüzde kanser hastalarının yaklaşık yarısının tedavi sürecinde kullanılan radyoterapi, yüksek enerjili radyasyonla kanser hücrelerini hedef alırken çevredeki sağlıklı dokuların korunmasına odaklanıyor. Böylece hem tedavinin başarı oranı artırılıyor hem de hastaların yaşam kalitesinin korunması amaçlanıyor.
Geçmişte yalnızca iki boyutlu röntgen görüntülerine dayalı planlamalar yapılırken, tümör sınırlarının net olarak belirlenememesi nedeniyle daha geniş alanlar ışınlanıyor ve sağlıklı dokular da radyasyondan etkilenebiliyordu. Günümüzde ise bilgisayarlı tomografi (BT), manyetik rezonans (MR) ve PET görüntüleme sistemlerinin kullanılmasıyla tümörler üç boyutlu olarak görüntülenebiliyor. Bu gelişme, tedavinin çok daha hassas planlanmasına olanak sağlıyor.
İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Doç. Dr. Fatih Demircioğlu, radyoterapide yaşanan teknolojik dönüşümü şu sözlerle anlattı:
"Bilgisayarlı tomografinin (BT) ve ardından manyetik rezonans (MR) ile PET görüntülemenin kullanıma girmesi radyasyon onkolojisinde bir devrim yarattı. Hekimler artık tümörleri üç boyutlu olarak görebiliyor ve tedaviyi çok daha hassas planlayabiliyorlar. Bugün radyasyon onkolojisinde milimetrik hassasiyetle çalışan pek çok ileri teknoloji var. Yoğunluk ayarlı radyoterapiler, hastanın anlık pozisyonlarına göre doğrudan hedefe ışınlama yapan görüntü kılavuzluğunda radyoterapiler, ameliyatsız radyocerrahi (Stereotaktik Radyocerrahi) ya da tedavi sırasında değişen tümör boyutuna göre anlık planlama yapabilen radyoterapiler (Adaptif Radyoterapi) bu noktada öne çıkıyor."
Yan etkiler önemli ölçüde azaldı
Radyoterapi teknolojilerindeki gelişmeler, yalnızca tedavi başarısını artırmakla kalmıyor, aynı zamanda hastaların karşılaştığı yan etkileri de azaltıyor. Gelişmiş planlama teknikleri sayesinde ışınların yalnızca tümörlü bölgeye yönlendirilmesi sağlanırken, çevrede bulunan organlar büyük ölçüde korunabiliyor.
Meme kanseri tedavisinde kalbin radyasyondan etkilenme riski azaltılırken, prostat kanserinde idrar ve cinsel fonksiyonlarla ilgili kalıcı hasar ihtimali en düşük seviyeye indiriliyor. Akciğer kanserinde sağlam akciğer dokusu korunarak solunum kapasitesinin devamlılığı desteklenirken, baş ve boyun tümörlerinde ağız kuruluğu ile yutma güçlüğü gibi yaşam kalitesini düşüren yan etkiler daha az görülüyor.
Teknolojik ilerlemeler sayesinde radyoterapi uygulamalarının süresi de önemli ölçüde azaldı. Geçmişte 6 ila 8 hafta sürebilen bazı tedaviler, stereotaktik radyoterapi yöntemleriyle artık tek seansta ya da 3-5 seans gibi kısa sürelerde tamamlanabiliyor.
Radyoterapi artık yalnızca ameliyat sonrası uygulanan destekleyici bir yöntem olmanın ötesine geçti. Günümüzde birçok kanser türünde tek başına tedavi sağlayabilen temel yöntemlerden biri olarak uygulanırken, bazı hastalarda ise cerrahi, kemoterapi, immünoterapi veya hedefe yönelik tedavilerle birlikte kullanılıyor.
Doç. Dr. Fatih Demircioğlu, radyoterapinin günümüzdeki yeriyle ilgili şu değerlendirmede bulundu:
"Radyoterapi sadece ameliyat sonrasında uygulanan bir tedavi değil. Artık birçok kanser türünde doğrudan kür sağlayabilen ana tedavi seçeneklerinden biri. Bazı hastalarda tek başına kullanılabildiği gibi bazı hastalarda ise cerrahi, kemoterapi, immünoterapi veya hedefe yönelik tedavilerle birlikte uygulanabiliyor."
