Hamaney Neden Sevilmiyor?
Ayetullah Ali Hamaney'in İran'daki ve uluslararası arenadaki imajı, uzun yıllardır tartışmalı bir figür olarak şekillenmiş olup, özellikle ülkesindeki muhalif kesimler, bölgesel rakipler ve Batılı gözlemciler tarafından yoğun eleştirilere maruz kalmış bir liderdi
Bu eleştirilerin temelinde yatan nedenler arasında otoriter yönetim tarzı, insan hakları ihlalleri, protesto hareketlerini sert şekilde bastırması, ekonomik kaynakları vekil güçlere (örneğin Hizbullah, Husiler gibi Şii milislere) harcaması, Suriye'deki iç savaşa müdahalesi ve Sünni Müslümanlara yönelik politikaları gibi unsurlar öne çıkıyor, zira Hamaney'in 1989'dan beri İran'ın en üst dini ve siyasi otoritesi olarak konumlanması, devrimin ilk yıllarında Humeyni'nin mirasını devralırken giderek mutlak bir güce dönüşmesi, birçok kesimde "diktatör" algısını pekiştirmiş ve bu da onun sevilmemesine yol açan ana faktörlerden biri haline gelmiş, örneğin 2022'de Jina Mahsa Amini'nin ölümüyle patlak veren protestolarda yüzlerce kişinin ölümü ve binlercesinin tutuklanması doğrudan onun emriyle ilişkilendirilmiş, yeşil hareket (2009), benzin protestoları (2019) gibi olaylarda da benzer şekilde güvenlik güçlerinin şiddeti, siyasi mahkumların idamı ve işkence iddiaları, Hamaney'i "katil" lakabıyla anılır kılan unsurlar olmuş, üstelik Şah dönemi hapishanelerinde kendisi de işkence görmüş biri olarak bu döngüyü kırmamış olması, muhalifler tarafından ironik ve ikiyüzlü bir tutum olarak değerlendiriliyor, sonuçta İran içindeki orta sınıf, gençler ve kadınlar başta olmak üzere seküler eğilimli gruplar, onun dini otoritesini baskı aracı olarak kullanmasını ve yaşam tarzlarına müdahalesini temel nefret nedeni olarak görüyor.
Bölgesel bağlamda Hamaney'in sevilmemesinin bir diğer önemli boyutu, İran'ın dış politikasında Şii yayılmacılığını teşvik etmesi ve bu çerçevede Suriye, Yemen, Irak gibi ülkelerde Sünni nüfusa karşı tutumları olmuş; örneğin Suriye iç savaşında Beşar Esad'ı destekleyerek yüz binlerce Müslümanın ölümüne neden olan müdahaleler, Hamaney'in fetvalarıyla meşrulaştırılmış ve bu da özellikle Türkiye'de, Arap dünyasında ve Sünni kesimlerde büyük öfke uyandırmış, bazı iddialara göre Sünni kadınlara tecavüzü hak gören fetvalar verdiği söyleniyor ki bu tür söylemler onun "Müslüman katili" olarak nitelendirilmesine yol açmış, Netenyahu'dan daha fazla Müslüman kanı döktüğü yönündeki eleştiriler sıkça dile getiriliyor, ayrıca Türk dünyasına yönelik düşmanlık algısı da cabası, zira İran'ın Azerbaycan ve Türkmenistan gibi ülkelerdeki politikaları, Hamaney'in Türk kökenlilere karşı tarihi bir husumet beslediği yorumlarını doğurmuş, bu bağlamda FETÖ gibi gruplar, Kürt milliyetçileri veya Sünni siyasal İslamcılar tarafından özellikle nefret edilen bir figür haline gelmiş, zira onun yönetimi altında İran'ın kaynakları iç kalkınma yerine vekil savaşlara harcanmış ve bu da ekonomik krizleri tetikleyerek halkın yoksullaşmasına neden olmuş, sonuçta Hamaney'in Batı karşıtlığı ve nükleer program ısrarı, yaptırımlarla birleşince ülkeyi izole etmiş ve bu da genç nesillerde "neden bu kadar inatçı" sorusunu sordurmuş, kısacası onun sevilmemesi sadece İran içiyle sınırlı değil, bölgesel güç dengelerinde yarattığı gerilimlerle de doğrudan ilgili.
Hamaney'in ölümü sonrası (ki 28 Şubat 2026'da ABD ve İsrail saldırısında öldürüldüğü duyuruldu) bile sevilmemesinin izleri devam ediyor, zira yurt dışındaki İranlılar arasında ölüm haberine sevinçle tepki verenler olmuş, ses kayıtlarında panik ve mutluluk karışımı duygular paylaşılmış, bu da onun mirasının ne kadar bölücü olduğunu gösteriyor, örneğin Trump'ın "tarihin en kötü insanlarından biri" demesi Batı'daki algıyı yansıtıyor, İran içinde ise muhalif öğrenciler "diktatöre ölüm" sloganları atarken, onun ailesi (özellikle oğlu Mücteba) de nüfuzlu ama sevilmeyen figürler olarak görülüyor, kamuoyunda nadiren görünen ailesinin propaganda aygıtlarını kontrol etmesi eleştiriliyor, üstelik Hamaney'in karizmatik olmayan başlangıcından mutlak güce evrilmesi, devleti inanç yerine zorun sürekliliğiyle yönetmesi olarak yorumlanıyor, bu süreçte işkenceyi önlememesi, siyasi rakipleri tasfiye etmesi ve medyayı kontrol altında tutması, onu seven azınlık (genelde Şii radikaller ve vekil güçler) dışında geniş kesimlerde nefret objesi haline getirmiş, sonuçta onun sevilmemesi, baskı, savaş ve yoksulluk üçgeninde özetlenebilir, ki bu da İran'ın geleceğini belirsiz kılan bir miras bırakmış durumda.
Bakmadan Geçme