Emzirmede belirleyici olan bebeğin talebi

Emzirme döneminde birçok annenin yaşadığı 'Sütüm yetmiyor' endişesinin her zaman gerçek bir süt yetersizliğini göstermediğini belirten Doç. Dr. Tuğba Yılmaz Esencan, bebeğin sık ve etkili emmesinin süt üretimini destekleyen en önemli faktörlerden biri olduğunu söyledi.

WhatsApp

AĞRI KARAKÖSE HABER WhatsApp Kanalını Takip Et

En güncel haberler için bizi WhatsApp kanalımızdan takip edin!

WhatsApp TAKİP ET

Haberin Özeti

  • Doç. Dr. Tuğba Yılmaz Esencan, annelerin "sütüm yetmiyor" endişesinin çoğu zaman gerçek bir fizyolojik yetersizlik olmadığını, yanlış teknik ve yetersiz emzirme sıklığından kaynaklandığını belirtti.
  • Anne sütü üretiminin bebeğin talebine bağlı arz-talep ilişkisiyle şekillendiğini vurgulayan Esencan, bebeğin günde 8 ila 12 kez sık ve etkili emmesinin süt üretimini artırdığını ifade etti.
  • Emzirme başarısı için doğru teknik, doğum sonrası erken ten teması, annenin dengeli beslenmesi ve meme sorunlarının zamanında fark edilmesinin kritik olduğu belirtildi.

Anne ve bebek sağlığı açısından önemli bir yere sahip olan emzirme sürecinde, özellikle doğumdan sonraki ilk günlerde annelerin en fazla endişe duyduğu konuların başında anne sütünün yeterli olup olmadığı geliyor.

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekan Yardımcısı ve Ebelik Bölüm Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Tuğba Yılmaz Esencan, emzirme sürecinde doğru teknik, emzirme sıklığı ve anneye verilen desteğin önemine dikkat çekti.

“Sütüm yetmiyor” düşüncesi her zaman gerçeği yansıtmıyor

Doğum sonrasında annelerin “Sütüm gelmiyor” veya “Sütüm bebeğime yetmiyor” şeklinde kaygılar yaşayabildiğini belirten Doç. Dr. Esencan, gerçek anlamdaki fizyolojik süt yetersizliğinin düşünüldüğü kadar sık görülmediğini ifade etti.

Esencan, yetersiz süt algısının arkasında bebeğin yeterince sık emzirilmemesi, yanlış emzirme pozisyonu, doğumdan sonra emzirmeye geç başlanması veya bebeğin erken dönemde biberon ve ek gıdayla tanıştırılması gibi nedenlerin bulunabileceğini söyledi.

“Emzirmede patron bebek”

Anne sütü üretiminin arz-talep ilişkisiyle şekillendiğini vurgulayan Doç. Dr. Esencan, bebeğin emme sıklığı arttıkça memenin süt üretiminin de desteklendiğine dikkat çekti.

Esencan, “Unutulmaması gereken nokta, emzirmede patron bebek. Süt üretimi arz-talep ilişkisine dayanır; bebek ne kadar sık ve etkili emerse, meme o kadar çok süt üretir” dedi.

Annelerin bebeği gece dahil olmak üzere talebine göre emzirmesini öneren Esencan, doğru emzirme tekniğinin öğrenilmesinin de sürecin sağlıklı ilerlemesinde önemli olduğunu kaydetti.

Doç. Dr. Esencan, bebeğin ihtiyacına göre günde 8 ila 12 kez emzirilmesinin memenin düzenli olarak boşalmasına ve süt üretiminin uyarılmasına yardımcı olduğunu belirtti.

Annenin yeterli ve dengeli beslenmesi ile düzenli sıvı tüketmesinin de önemli olduğunu ifade eden Esencan, anne sütünü artırmak için tek bir yiyeceğe veya “mucize besine” odaklanılmaması gerektiğinin altını çizdi.

Doğumdan sonraki ilk saatlerin emzirmenin devamlılığı açısından önemli olduğunu belirten Doç. Dr. Esencan, anne ile bebeğin ten temasının ardından bebeğin memeye doğru şekilde yerleştirilmesinin sonraki haftalardaki emzirme başarısını etkileyebildiğini söyledi.

Esencan, emzirmenin anne ve bebeğin birlikte öğrendiği bir süreç olduğunu, lohusalık döneminde meme başı sorunlarının erken fark edilmesi ve doğru emzirme tekniğinin uygulanmasının birçok problemin önüne geçebileceğini ifade etti.

Yanlış emzirme tekniği ağrı ve çatlaklara yol açabiliyor

Emzirme sırasında karşılaşılan meme ucu çatlakları, memede aşırı dolgunluk, sertlik, ağrı ve mastit gibi problemlerin önemli bir bölümünde bebeğin memeyi yanlış kavramasının etkili olabildiğini belirten Doç. Dr. Esencan, yalnızca meme ucunun emilmesinin hem anneye ağrı verebildiğini hem de memenin yeterince boşalmasını engelleyebildiğini kaydetti.

Doğru pozisyon ve kavrama tekniğinin erken dönemde öğrenilmesinin bu tür sorunların ortaya çıkmasını önlemeye yardımcı olabileceğini dile getirdi.

Emzirmeyle ilgili toplumda yaygın bazı yanlış inanışlara da değinen Doç. Dr. Esencan, meme büyüklüğü ile süt üretim kapasitesi arasında doğrudan bir ilişki bulunmadığını söyledi.

“Küçük memeli anneler yeterli süt üretemez” düşüncesinin yanlış olduğunu belirten Esencan, süt üretiminin meme büyüklüğünden ziyade bez dokusunun işleviyle ilişkili olduğunu ifade etti.

Bebeğin sık ağlamasının da tek başına anne sütünün yetersiz olduğunu göstermediğini kaydeden Esencan, ağlamanın birçok farklı nedene bağlı olabileceğine dikkat çekti.

Kolostrum bebeğin ilk ve değerli besini

Doç. Dr. Esencan, doğumdan sonra gelen ve halk arasında “ağız sütü” olarak da bilinen kolostrumun atılması gerektiği yönündeki inanışın da yanlış olduğunu vurguladı.

Kolostrumun bebeğin bağışıklık sistemini destekleyen değerli bir ilk besin olduğunu belirten Esencan, emzirmenin yalnızca bebeğin karnını doyuran bir yöntem olarak değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi.

Anne sütünün bebeğin yaşına uygun besin bileşenlerinin yanı sıra antikorlar ve büyüme faktörleri içerdiğine dikkat çeken Esencan, emzirmenin anne sağlığı açısından da önemli yararlar sağladığını ifade etti.

Doç. Dr. Esencan, emzirmenin doğum sonrasında rahmin daha hızlı toparlanmasına ve kanamanın azalmasına yardımcı olduğunu, uzun vadede ise anne sağlığı açısından çeşitli olumlu etkilerle ilişkilendirildiğini belirtti.

Emzirme sırasında salgılanan oksitosin hormonunun anne ile bebeğin bağının güçlenmesine de katkı sağladığını kaydetti.

İşe dönüşün emzirmenin sona ermesi anlamına gelmediğine dikkat çeken Doç. Dr. Esencan, çalışan annelerin işe başlamadan birkaç hafta önce süt sağma konusunda hazırlık yapabileceğini söyledi.

Emzirmede belirleyici olan bebeğin talebi

Sağılan sütün uygun koşullarda saklanmasının önemli olduğunu belirten Esencan, iş yerlerinde annelerin belirli aralıklarla süt sağabileceği uygun ve mahrem alanların bulunmasının emzirmenin devam ettirilmesine katkı sağlayacağını ifade etti.

Emzirmenin hem biyolojik hem de duygusal yönleri bulunan bir süreç olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Tuğba Yılmaz Esencan, “Bu sürecin sağlıklı işlemesinde ebelerin gebelikten lohusalığa uzanan sürekli desteği, doğru bilgiye erişimi kolaylaştırması ve annenin kendine güvenini pekiştirmesi bakımından yeri doldurulamaz bir öneme sahip” dedi.

Karaköse Haber - Bizi Sosyal Medyada Takip Edin!

Bakmadan Geçme