'AMH değerim düşük, anne olamam' yanılgısına dikkat!

AMH değerinin düşük çıkmasının annelik ihtimalinin sona erdiği anlamına gelmediği, doğurganlığın birden fazla faktör birlikte değerlendirilerek belirlenmesi gerektiği belirtildi.

WhatsApp

AĞRI KARAKÖSE HABER WhatsApp Kanalını Takip Et

En güncel haberler için bizi WhatsApp kanalımızdan takip edin!

WhatsApp TAKİP ET

Haberin Özeti

  • AMH düşüklüğü, toplumda annelik ihtimalinin bittiği şeklinde yanlış algılanırken, doğurganlık birden fazla faktörle birlikte değerlendirilmelidir.
  • Memorial Tüp Bebek Merkezi'nden Ali Osman Koyuncuoğlu, düşük AMH veya düzenli adetin yeterli olmadığını; doğru değerlendirme için FSH ve ultrasonun şart olduğunu belirtti.
  • Koyuncuoğlu, yüksek AMH değerinin tek başına avantaj sağlamadığını; yaş ilerledikçe yumurta kalitesinin azaldığını ve genetik bozulmaların arttığını vurguladı.

Bebek sahibi olmak isteyen kadınlar arasında yaygın kaygılardan biri olan AMH (Anti-Müllerian Hormon) düşüklüğü, toplumda çoğu zaman yanlış yorumlanarak “annelik ihtimalinin sona erdiği” şeklinde algılanıyor. Fakat bu düşüncenin bilimsel gerçekleri yansıtmadığı açıklandı. 

Memorial Bahçelievler Hastanesi Tüp Bebek Merkezi’nden Ali Osman Koyuncuoğlu, AMH testinden yumurta dondurmaya kadar uzanan süreçte merak edilenleri detaylı şekilde değerlendirdi.

AMH testinin yalnızca yumurtalık rezervi hakkında bilgi verdiğini belirten Koyuncuoğlu, bu değerin tek başına kesin bir sonuç olarak görülmemesi gerektiğini ifade etti.

Koyuncuoğlu, “Toplumda çok sık karşılaştığımız bir yanlış algı var. Kadınlar AMH değerleri düşük çıktığında ‘Artık anne olamam’ gibi kesin yargılara varabiliyor. Oysa bu test sadece yumurtalık rezervi hakkında bize fikir verir. Bu, doğurganlığın tamamen bittiği anlamına gelmez. Aynı yaş grubunda AMH değeri düşük olan bir kadın ile normal olan bir kadının hamile kalma ihtimali çoğu zaman birbirine oldukça yakındır. Burada asıl önemli olan, zamanın doğru yönetilmesidir” dedi.

AMH değerinin ölçüm zamanına, laboratuvar yöntemlerine ve kişisel faktörlere göre değişebileceğini belirten Koyuncuoğlu, bu nedenle tek bir test sonucuyla kesin karar verilmemesi gerektiğini vurguladı.

“Düzenli adet görmek güvence değil”

Kadınlar arasında yaygın bir diğer yanlış inanışın da düzenli adet görmenin doğurganlığın göstergesi olduğu yönünde olduğunu söyleyen Koyuncuoğlu, bu durumun her zaman doğru olmadığını dile getirdi.

“Birçok kadın düzenli adet gördüğü için doğurganlığının tamamen normal olduğunu düşünür. Ancak bilimsel olarak bu her zaman doğru değildir. Yumurtalık rezervi azalmış hatta tükenmiş bazı kadınlar 3 ila 7 yıl boyunca düzenli adet görmeye devam edebilir. Bu nedenle yalnızca adet düzenine bakarak doğurganlık hakkında yorum yapmak ciddi hatalara yol açabilir” ifadelerini kullandı.

Doğru bir değerlendirme için AMH testi ile birlikte ultrasonografi ve adet döngüsünün ikinci günü yapılan FSH testinin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.

“Yüksek AMH değeri de tek başına güvence sunmaz”

AMH değerinin yüksek çıkmasının da her zaman avantaj anlamına gelmediğini ifade eden Koyuncuoğlu, özellikle yaş faktörüne dikkat çekti.

“Bazı kadınlar AMH değerleri yüksek çıktığında uzun yıllar boyunca rahat olduklarını düşünürler. Ancak burada en kritik faktör yaştır. Kadın yaşı ilerledikçe yumurtalarda genetik bozulmalar artar. Yani yumurta sayısı fazla olsa bile bu yumurtaların sağlıklı embriyoya dönüşme ihtimali azalabilir. Dolayısıyla sadece sayılara bakarak doğurganlık planı yapmak doğru değildir. Yaş ve bireysel faktörler mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır” dedi.

“Erken Dönemde Önlem Almak Büyük Avantaj Sağlar”

Kadınların özellikle 20’li ve 30’lu yaşlarda düzenli kontrollerini ihmal etmemesi gerektiğini vurgulayan Koyuncuoğlu, erken değerlendirmelerin önemine dikkat çekti.

“Kadınların yılda en az bir kez jinekolojik muayeneden geçmesi, adet döngüsünün ikinci ya da üçüncü gününde yapılan FSH testinin kontrol edilmesi ve ultrasonla yumurta rezervinin değerlendirilmesi gerekir. Özellikle ailede erken menopoz öyküsü varsa ya da yumurta rezervinde hızlı bir düşüş söz konusuysa, bu durum ciddiye alınmalı ve mutlaka bir uzmana başvurulmalıdır” diye konuştu.

Koyuncuoğlu, kariyer planlaması nedeniyle çocuk sahibi olmayı erteleyen kadınların da bu süreci bilinçli şekilde takip etmesi gerektiğini ifade etti.

“Yumurta dondurma bir güvence ama yanlış algılanmamalı”

Modern yaşamın çocuk sahibi olma yaşını ileriye taşıdığını belirten Koyuncuoğlu, yumurta dondurma yönteminin önemli bir seçenek olduğunu ancak doğru anlaşılması gerektiğini söyledi.

'AMH değerim düşük, anne olamam' yanılgısına dikkat!

“Günümüzde kadınlar eğitim ve kariyer planları nedeniyle anneliği daha ileri yaşlara erteleyebiliyor. Bu çok anlaşılır bir durum ancak biyolojik gerçekler değişmiyor. Yumurta dondurma yöntemi kadınlara ciddi bir zaman avantajı sağlar ve bir anlamda doğurganlık sigortası olarak değerlendirilebilir. Ancak burada önemli olan, doğru yaşta ve yeterli sayıda yumurtanın dondurulmasıdır” dedi.

Yumurta sayısının yaşa göre değiştiğini belirten Koyuncuoğlu, şu değerlendirmede bulundu:

“35 yaşın altında yaklaşık 15 yumurta dondurulması yeterli olabilirken, 35–40 yaş arasında bu sayı yaklaşık 30’a çıkmaktadır. 40 yaşın üzerinde ise 40–45 yumurta gibi daha yüksek sayılara ihtiyaç duyulmaktadır. Bunun nedeni, sağlıklı gebelik için genetik olarak normal embriyolar elde etme ihtiyacıdır. Dolayısıyla ‘birkaç yumurta dondurdum, artık güvendeyim’ düşüncesi doğru değildir. Bu süreç bilimsel planlama gerektirir.”

Karaköse Haber - Bizi Sosyal Medyada Takip Edin!

Bakmadan Geçme