Yk Genetik Müh. Rıdvan Genç

Spinoza'nın Aynasında İnsan

Yk Genetik Müh. Rıdvan Genç

İnsan, kendini özgür zannetmeyi sever. Bu, belki de varoluşunun en konforlu yalanıdır. Sabah uyanırken, işe giderken, birini severken, birini terk ederken, bir fikri savunurken ya da bir fikre öfke duyarken hep aynı cümleyi içinden geçirir: “Bu benim kararım.” Bu cümle insanın iç dünyasında bir güvenlik duvarı gibidir. Çünkü insan, kendi iradesinin efendisi olduğuna inanmak ister. Kontrol duygusu, insanı hayatta tutan en güçlü psikolojik dayanaklardan biridir. Fakat bu inanç ne kadar gerçek, ne kadar illüzyondur, işte asıl soru burada başlar.

Baruch Spinoza yüzyıllar önce insanı rahatsız eden o cümleyi kurdu: İnsan özgür olduğunu sanır, çünkü davranışlarının nedenlerini bilmez. Bu cümle, felsefi bir iddia olmanın çok ötesindedir. Bu, insanın kendisiyle yüzleşmesini isteyen bir aynadır. Çünkü insanın büyük kısmı seçim yaptığını zanneder, oysa yönlendirildiğini fark etmez. Dürtülerini düşünce zanneder, alışkanlıklarını karakter sayar, korkularını ise “gerçekçilik” diye adlandırır.

Bugün modern insan kendini tarihin en özgür bireyi olarak görür. Eskiden krallar vardı, derebeyleri vardı, kölelik vardı. Bugün ise oy hakkı var, ifade özgürlüğü var, seyahat özgürlüğü var, seçim özgürlüğü var. Kağıt üzerinde insan gerçekten özgürdür. Ama pratikte bu özgürlük, görünmeyen bağlarla çevrilidir. Algoritmalar ne düşüneceğimizi fısıldar, reklamlar ne isteyeceğimizi öğretir, sosyal medya neye öfkeleneceğimizi belirler, toplum neyi ayıp sayacağımızı dikte eder. İnsan, kendi aklıyla karar verdiğini sanırken, aslında kendisine sunulan seçenekler arasından seçim yapmaktadır. Seçeneklerin kim tarafından belirlendiğini ise çoğu zaman hiç sorgulamaz.

İnsan, bir ürünü satın alırken bile özgür olduğunu düşünür. “Bunu ben istedim” der. Oysa istemeyi öğrenmiştir. Arzular doğuştan gelmez, inşa edilir. Moda, trend, statü, kabul görme arzusu, dışlanmama korkusu, beğenilme ihtiyacı… Bunların tamamı insanın seçim mekanizmasını şekillendirir. İnsan çoğu zaman bir şeyi sevdiği için değil, sevilmesi gerektiği öğretildiği için sever. Bir yaşam tarzını istediği için değil, doğru yaşam tarzı olarak kodlandığı için ister.

Aynı durum düşünceler için de geçerlidir. İnsan bir fikri savunduğunu zanneder ama çoğu zaman bir kimliği savunur. Bir ideolojiyi seçtiğini düşünür ama aslında bir aidiyet duygusuna tutunur. Çünkü yalnız kalmaktan korkar. İnsan, yalnız kalmamak için düşüncelerini bile kalabalığa göre ayarlar. Kalabalık neye kızıyorsa ona kızar, neyi alkışlıyorsa onu alkışlar. Böylece özgür birey değil, uyumlu birey olur. Uyum ise çoğu zaman özgürlüğün düşmanıdır.

İnsan psikolojisi derinlemesine incelendiğinde, kararların büyük bölümünün bilinçli değil, bilinçdışı süreçlerle alındığı görülür. Travmalar, çocukluk deneyimleri, aile yapısı, ekonomik koşullar, sosyal çevre, kültürel kodlar… Bunların hepsi insanın karar mekanizmasını şekillendirir. Bir insanın öfke biçimi bile özgün değildir; öğrenilmiştir. Sevme biçimi bile çoğu zaman kopyadır. Hayal kurma biçimi bile başkalarının hayallerinin devamıdır.

Özgürlük kavramı ise modern dünyada bir pazarlama sloganına dönüşmüştür. “Kendin ol” denir ama nasıl olunacağı tarif edilir. “Özgür düşün” denir ama hangi sınırlar içinde düşüneceğin çizilir. “Farklı ol” denir ama kabul edilebilir farklılıklar listesi sunulur. İnsan kendini özgür sanır, çünkü zincirlerini görünmez kılmıştır. Görünmeyen zincir, en sağlam zincirdir. Çünkü insan ona karşı direnmez.

Spinoza’nın söylediği şey tam olarak budur: İnsan nedenlerini bilmediği davranışlarına özgürlük der. Birine âşık olur, “kalbim seçti” der. Oysa seçen kalp değil, ihtiyaçtır. Onaylanma ihtiyacı, sevilme açlığı, terk edilme korkusu, boşluk duygusu, yalnızlıktan kaçış refleksi… Bunlar insanı yönlendirir. İnsan bunları görmediği için özgür olduğunu sanır.

İnsan meslek seçerken de özgür olduğunu düşünür. “Bu benim hayalimdi” der. Ama çoğu hayal, çevrenin onayladığı hayaldir. Prestijli olan hayal, güvenli olan hayal, kabul gören hayal. Gerçek hayaller çoğu zaman bastırılır. Çünkü risklidir. Çünkü anlaşılmaz. Çünkü dışlanma ihtimali vardır. İnsan, özgürlükten çok güvenliği seçer. Ama buna özgürlük der.

İnsan ilişkilerinde de aynı yanılsama vardır. “Ben böyleyim” cümlesi en büyük savunma mekanizmasıdır. Oysa “ben böyleyim” demek çoğu zaman “değişmek istemiyorum” demektir. Alışkanlık karakter zannedilir. Kalıplar kişilik sanılır. Davranış kalıpları kimlik olur. İnsan kendini tanımak yerine kendini tanımlamayı seçer. Tanım güvenlidir, tanıma ise tehlikelidir.

Gerçek özgürlük rahatsız edicidir. Çünkü insanı konfor alanından çıkarır. Gerçek özgürlük, kendi karanlık tarafını görmekle başlar. Kendi korkularını tanımakla, kendi zaaflarını kabul etmekle, kendi bağımlılıklarını fark etmekle mümkündür. Bu da kolay değildir. İnsan, kendini güçlü hissetmek ister, çıplak görmek değil.

Belki de bu yüzden özgürlük bir slogan olarak sevilir ama bir süreç olarak sevilmez. Özgürlük romantize edilir ama bedeli konuşulmaz. O bedel yalnızlıktır, dışlanmadır, belirsizliktir, güvensizliktir, aidiyetsizliktir. İnsan bunları göze almak istemez. Bu yüzden özgürlük fikrini sever ama özgürlüğün kendisinden korkar.

Spinoza’nın sözü bu yüzden tehlikelidir. Çünkü insanın en büyük konfor alanına saldırır: “Ben seçiyorum” inancına. Eğer insan gerçekten nedenlerini görmeye başlarsa, o zaman özgürlük tanımı değişir. Özgürlük artık istediğini yapmak değil, neden istediğini bilmektir. Özgürlük artık seçmek değil, seçileni sorgulamaktır. Özgürlük artık yönelmek değil, yönlendirilip yönlendirilmediğini fark etmektir.

Belki de insanın en büyük yanılgısı, zincirlerini fark etmemesi değildir. Zincirlerine isim vermesidir. Alışkanlığa karakter demesi, korkuya tedbir demesi, itaate uyum demesi, yönlendirilmeye bilinç demesi, bağımlılığa sevgi demesi, şartlanmaya değer demesi… Ve bütün bunlara özgürlük adını vermesi.

Gerçek özgürlük sessizdir, gösterişsizdir, yalnızdır, iddiasızdır. Alkışlanmaz, ödüllendirilmez, popüler olmaz. Çünkü gerçek özgürlük, insanın kendisiyle baş başa kalabildiği yerde başlar. Ve belki de en acı tarafı şudur: İnsan, gerçekten özgür olabileceği kapasiteye sahip olduğu halde, özgür olmamayı tercih eder. Çünkü özgürlük sorumluluk ister. Sorumluluk ise cesaret.

Ve belki de insanın en büyük yanılgısı şu cümlede gizlidir: “Ben buyum.”
Oysa çoğu zaman insan, “Beni böyle yaptılar” demeye cesaret edemediği için “Ben buyum” der.

Yazarın Diğer Yazıları