Yk Genetik Müh. Rıdvan Genç

İnsanlığın Sessiz İntiharı

Yk Genetik Müh. Rıdvan Genç

Geçen hafta yazdığım yazının başlığı hâlâ zihnimde dönüyor: “Biz buna alıştık.” Bu artık bir cümle değil, bir teşhis. Bir itiraf. Bir suç ortaklığı ifadesi. Üzerinden daha bir hafta bile geçmeden yine aynı karanlığın içindeyiz. Yine başka bir dosya, yine başka bir çürüme, yine başka bir utanç. Ve yine aynı refleks: bakmak, konuşmak, paylaşmak, sonra unutmak. Bu düzen değişmiyor, sadece başlıklar değişiyor.

Bu çağda her şey hızla akıyor. Acılar bile. Felaketler bile. Skandallar bile. İnsanlığın vicdanını sarsması gereken ne varsa birkaç gün gündem oluyor, birkaç gün konuşuluyor, sonra sessizce kayboluyor. Geriye sadece alışkanlık kalıyor. Tepki değil, refleks. Vicdan değil, rutin. Duygu değil, tüketim. İnsan artık acıya bile hızla alışıyor.

Daha üç yıl önce “asrın felaketi” dedik. Şehirler çöktü, insanlar enkaz altında kaldı, hayatlar yarım kaldı. Bir süre ağladık. Bir süre paylaştık. “Unutmadık.” yazdık. “Kalbimizdesiniz.” dedik. Sonra hayat devam etti. Gündem değişti. Biz alıştık. Acı bile sıradanlaştı, yas bile rutine dönüştü.

İyileştirme olmadı. Yüzleşme olmadı. Hesap sorulmadı. Sistem değişmedi. Sorumlular gerçekten yargılanmadı. Hafıza diri tutulmadı. Sadece unutuldu. Sadece normalleştirildi. Sadece sessizliğe gömüldü. Travmalar dosyalandı, vicdanlar kapatıldı.

Bugün başka bir karanlık başlık var: Epstein dosyaları.

Her yerde bu isim dolaşıyor. Ama mesele bir isim değil. Jeffrey Epstein bir kişi değil artık, bir sembol. Gücün, paranın, istismarın, dokunulmazlığın, sistemsel çürümenin sembolü. O artık tek başına bir insan değil, bir yapının yüzü.

Bu dosyalar bir skandal değildir. Bir sansasyon değildir. Bu dosyalar bir sistem fotoğrafıdır. Küresel bir çürümenin, örgütlü bir suskunluğun, planlı bir koruma mekanizmasının belgesidir. Burada suç bireysel değil, yapısaldır. Burada karanlık kişisel değil, sistemiktir. Burada kötülük tekil değil, örgütlüdür.

Bu dosyalar şunu anlatır: Bu dünyada adalet eşit işlemez. Bazı isimler dokunulmazdır. Bazı yapılar korunur. Bazı suçlar buharlaştırılır. Bazı dosyalar kilitlenir. Bazı gerçekler zamana gömülür. Bazı utançlar arşivlenir. Bazı hayatlar istatistiğe dönüşür.

Medya sustu. Yargı sustu. Siyaset sustu. Sermaye sustu. Kurumlar sustu. Devletler sustu. Küresel sistem sustu. Bu suskunluk yıllarca sürdü. Bu sessizlik örgütlüydü. Bu karanlık bilinçliydi. Bu koruma mekanizması planlıydı.

Şimdi belgeler konuşuyor, isimler fısıldanıyor, bağlantılar ortaya dökülüyor. Ve biz ne yapıyoruz? Yine izliyoruz, yine konuşuyoruz, yine paylaşıyoruz. Sonra yoruluyoruz. Sonra alışıyoruz. Tepki tükeniyor, vicdan yorgun düşüyor.

Çünkü çağımızın sorunu bilgi değil. Cehalet değil. Görmemek değil. Tam tersine her şeyi görüyoruz, her şeyi biliyoruz, her şeye tanığız. Ama hiçbir şey bizi dönüştürmüyor. Bu çağ, bilgi çağı değil; duyarsızlık çağıdır. Bu çağ, iletişim çağı değil; normalleştirme çağıdır. Bu çağ, teknoloji çağı değil; alışma çağıdır. İnsan artık karanlığa adapte oluyor.

Epstein dosyaları çocuk istismarını, insan ticaretini, cinsel sömürüyü, güç istismarını açığa çıkarıyor. Ama asıl korkunç olan suç değil; bu suçun sistem tarafından korunmuş olmasıdır. Asıl karanlık istismar değil; istismarın kurumsallaşmasıdır. Asıl felaket, kötülüğün sıradanlaşmasıdır. Suç artık şaşırtmıyor, sadece tüketiliyor.

Bu bir hukuk dosyası değil sadece. Bu bir suç dosyası değil sadece. Bu bir ahlak çöküşüdür. Bu bir vicdan iflasıdır. Bu bir insanlık krizidir. Bu bir çürüme haritasıdır.
Ve asıl soru şudur: Ne kadar zarar verdi? Kaç hayat karardı? Kaç çocuk susturuldu? Kaç insan yok sayıldı? Kaç travma taşınmaya devam edecek? Ve daha ağır soru: Ne kadar zarar vermeye devam edecek?

Çünkü en büyük tehlike ifşa değildir. En büyük tehlike alışmaktır. Alışmak, körleşmektir. Alışmak, hissizleşmektir. Alışmak, kabullenmektir.

Bugün Epstein dosyaları konuşulur. Yarın başka bir dosya. Sonra başka bir skandal. Sonra başka bir karanlık. Döngü hep aynıdır: şok, tepki, paylaşım, tartışma, yorgunluk, unutma, alışma. Bu döngü artık sistemleşmiştir.

İnsanlık artık felaketlere vicdanla değil refleksle tepki veriyor. Derinlikle değil tüketimle. Sorumlulukla değil yorumla. Dirençle değil alışkanlıkla. Tepki bile otomatikleşmiştir.

Bu yüzden bu dosyalar sadece bir dosya değildir. Bir aynadır. Ve o aynada görünen şey çirkindir: Güç yozlaşmıştır. Sistem çürümüştür. Adalet seçicidir. Ahlak pazarlanabilirdir. İnsan değeri hiyerarşiktir.

Ve bunun üstüne bizim tepkimiz eklenir: Sessizlik. Normalleştirme. Alışkanlık. Unutma. Kabullenme. İtaat. Uyum.

Bugün “Epstein dosyaları” konuşulur, yarın başka bir başlık. Ama biz aynı kalırız: Tepki veren ama dönüştürmeyen. Konuşan ama değiştirmeyen. Bilen ama yüzleşmeyen. Gören ama direnmeyen. Alışan, kabullenen, susan.

Ve yine aynı cümle döner dolaşır: Biz buna alıştık.

Ama bazı şeylere alışılmaz. Çocuk istismarına alışılmaz. İnsan ticaretine alışılmaz. Sistemsel suça alışılmaz. Adaletin çöküşüne alışılmaz. İnsan onurunun metalaşmasına alışılmaz.

Çünkü alışmak, masumiyet değildir. Alışmak, tarafsızlık değildir. Alışmak, çaresizlik değildir.

Alışmak, suç ortaklığıdır.

Ve bu dosyalar bize sadece şunu sormaz: “Ne oldu?”
Asıl soru şudur: “Sen ne yapacaksın?”
Evet, biz buna alıştık.
Ama alışmak, insan kalmak değildir.

Yazarın Diğer Yazıları