Ağrı evlatlarını kaybediyor
Veysel Çağlar
Her medeniyet kendi gerçekliğini hem saha da hem de sahnede belli eder. Sahadaki gerçeği; emek ile elekle belli olur. Emek verenler temsiliyeti hak ettikleri için elekten geçerler. Eleğe takılanlar ise imtihan gereği pasif bir dünyanın aktif oyuncuları olur. Yani emek veren liyakatli kişiler her toplumda kayda değerdir. Emeğe takılanlar ise değersiz oldukları için değil, yeterince faydalı olmadıkları için elenirler.
Her millet kendi medeniyetini vitrinde görmek ister. Sahanın gerçeğinde sınıfta kalmayanlar, değerli aktörler hem kendilerini hem de temsil ettikleri medeniyeti sahnede onore eder ve ettirir. Sahnede ya da vitrinde kendi medeniyeti temsil edenler çok iyi bilirler ki onlar artık çok kıymetlidirler. Medeniyetleri ise onların kıymetli olduğunu son tahsilde çok iyi bilir, değer verir, korunaklı hale getirir. Buda o medeniyetin temel ilkelerinin olmazsa olmazıdır.
Bizler yaşadığımız coğrafyada nasıl bir medeniyet içerisinde hayatımızı idame ediyorsak, kıymetimiz o ölçüdedir. Yani biz ne verdiysek, ne kadar değer kattıysak karşılığında o kadar kıymet görürüz. Bu her medeniyette olduğu gibi bizde de aynıdır. Bir bakıma saha ve sahnenin özetidir.
Pekâlâ hakikat böyle ise bizler bulunduğumuz coğrafyada neden kendi medeniyetimizde hep ofsaytta takılıyoruz? Ya da neden biz eleğe takılan taraf oluyoruz? Bu hem münferit hem de toplumsal bir vicdan muhasebesinin mizanıdır. Doğru bakmak zorundayız.
Biz demişken; yani Ağrı gibi kadim bir memlekette emek veren, eleğe, takılmayan çok önemli kimlikler var. Kişisel gelişim anlamında iyi seviyede olan çok fazla lider var. Bu insanlar neden hep kaybeden tarafın vitrininde bulunuyorlar? Eğer potansiyel olarak düşük seviyede olsalardı zaten eleğe takılan ve toplumda teveccüh göremeyen kişiler olurlardı. Sebep mi?
Ağrı insanını ve medeniyetini anlatmak uzunca vaktimizi alır. Kadim bir şehir ve muazzam bir medeniyete sahiptir. Sorun ise emek ve eleğin kendisinde değil yani başlangıçta ve pozisyonda sorun yok. Sorun saha ve sahnenin artık vitrin hastalığına dönüşmesi oldu. Emek veren insanların kendi medeniyetlerini temsil etmesi gerektiği yerde, eleğe takılanların vitrin hastalığının bulaşıcılığına yakalanmalarından ötürü oldu.
Hep beraber düşünelim ama sesli! Birçok kurumda amir olarak çalışan, yöneticilik yapan, kendi medeniyetine aşkla hizmet veren, zamanından fedakarlık eden, gençliğinden ödünç veren, yeri geldi mi ailesini bile ihmal eden, ekonomik olarak ciddi anlamda cömert davranan insanlar neden hep bedel ödüyorlar? Bir kişi ya da birkaç kişiyi yeterli değildi diyelim. Bir kişi ya da birkaç kişi kötüydü diyelim. Nasıl oluyor da her gelen onca yaşanmışlığa rağmen bedel ödeyip gidiyor, hem de koca koca etiketlerle? Demek ki sorun birkaç kişide olsa bile hepsinde değil. O zaman sorun vitrin hastalığındandır. Bulaşıcı ve bir o kadar da ağır bir hastalıktır. Çok ama çok tehlikelidir.
Yıllarca kendi memleketine hizmet eden insanlar giderken haddinden fazla etiketle yolcu ediliyor. Dahası hepsini yolcu ediyoruz. Bazen de “çamur at izi kalır” zihniyetinin en ağır haliyle yolcu ediyoruz. Pekâlâ medeniyetimiz neden kendi emektarlarına sahip çıkmıyor? İşte bu çok ciddi bir sorun haline geldi. Bu minvalde Ağrı’nın kendi gerçeğiyle yüzme vakti geldi ki geçiyor da.
Medeniyet demişken birkaç değerli yelpaze kanadından bahsedeyim. Emek, ekmek, sevmek, saymak, sahiplenmek, kıymet bilmek, katlanmak, vefalı olmak ve gerekirse vedayı bilmek… Ağrı ölçeğinde baktığımızda en ön safta yani vitrine baktığımızda vefadan vedaya doğru giden yolcular görüyoruz. Hemen hepsi hem haklı hem de elemli...
Son tahlilde; yapılan on doğruyu unutup bir yanlışını konuşuyor muyuz? Evet. Emek vereni görünür hale getirip onore ediyor muyuz? Hayır. Yapılan her güzelliğe minnet duyup vefa gösteriyor muyuz? Hayır. Haddinden fazla hizmeteler etse bile, birilerine feda ediyor muyuz? Evet. Bütün sıkıntılara rağmen yüz çevirmeden hakkını teslim ediyor muyuz? Hayır. O zaman insanlar neden bu memlekette dursun? Hepimiz vicdan muhasebemizi yapalım. Gitmesi gereken, kalması gereken ve kıymet bilinmesi gereken kim ve kimler?