Halil Yılmaz

Sihirli Yalanlar

Halil Yılmaz

Televizyonun daha icat edilmediği, ailelerin bir odaya toplanıp yalancı ve sihirli bir kutunun karşısında birbirlerine ve içinde yaşadıkları toplumla yabancılaşmadıkları yıllardı.

O tarihlerde zengin ailelerin evlerinde "konak" diye tarif edilen büyük oturma salonları vardı.
Haftada en az bir gün, fakir zengin farketmez, aileler bu konaklarda toplanır; halk edebiyatın destanları, masalları, fıkraları, şiirleri ile eğlenirlerdi.

Zamanla bu konaklarda toplananların sadece kendisini görüp dinlemek istedikleri, konaktan konağa davet edilen bir adam vardı. 
Adam yalan pazarı gibiydi.
Yalanları o kadar çok sevildi ki şiirler, fıkralar, destanlar çekip gitti konaklardan.

Bu adamın yalanlar üzerine inşa ettiği, palavralarla süslediği yüzlerce hikayesi bulunuyordu. 
Adam, yalanı o kadar güzel pazarlıyordu ki halk; adamın anlattığı bariz yalanları bile hakikat bilip alkışlıyor, kendisini baştacı yapıyor ve ekol kabul ediyordu.


Bu yalancı adamın saf bir kardeşi vardı.
Yalanın bu kadar çok alkış aldığı ve yalancıya şöhret kazandırdığı bu toplumda, kendisi de yalan üretip alkış almayı düşündüyordu.

Bu düşüncelerinin depreştiği bir gün, içerisinde abisinin bulunduğu kalabalık konağın kapısından içeriye girdi.
"Beni dinleyin, beni dinleyin! Ben buraya gelirken gökyüzünde enik sesleri geliyordu..." diye bağırdı.

Konaktakiler, ağız birliği etmişçesine,
"Bu kadar büyük yalan olur mu? Eniklerin gökyüzünde ne işi olur?" diye söylenmeye, tepki göstermeye başladılar.

Saf adam dondu kaldı; ne yapacağını, ne diyeceğini artık bilmiyordu ki imdadına abisi yetişti.

Yalancı adam:
"Yok, yok! Yalan değil! Ben de gördüm: geçen akşam, kocaman bir kartal iki eniği pençesine alıp havalandı. Kartal gökyüzünde kaybolana kadar eniklerin sesi duyuluyordu." dedi.

Halk, 
"Bak, şimdi anlaşıldı. Demek ki aynı kartal yine gelmiş..." deyip yalancı adamı bir daha alkışladılar.

(Orjinal öyküdür, kaynak belirtilmeden alıntı yapılamaz.)

Yazarın Diğer Yazıları