Türkiye’nin en zengin iş insanları listelerine bakıldığında dikkat çeken ortak bir detay var:
Bu isimlerin önemli bir kısmının kökleri Ağrı’ya dayanıyor.
Holdingler kurmuş, binlerce kişiye istihdam sağlayan, ülke ekonomisine yön veren bu iş insanlarının memleketi Ağrı.
Peki o zaman soruyu açıkça sormak gerekiyor: Türkiye’nin en zengin iş insanlarını yetiştiren bir şehir, nasıl olur da Türkiye’nin en fakir ili olarak anılır?
Bu soru sadece ekonomik değil, aynı zamanda vicdani bir sorudur.
2024 yılı milli gelir verilerine göre Ağrı’da kişi başına düşen gelir 194 bin TL seviyesinde. Türkiye ortalaması ise 503 bin TL. Aradaki uçurum, “fırsat eşitsizliği” kavramının kitaplardan çıkıp sokağa indiğini gösteriyor.
Üstelik bu tablo, Türkiye İstatistik Kurumu verileriyle sabit.
Yani sorun veri değil, sorun yön.
Ağrı’dan çıkan sermaye büyüyor, güçleniyor, zenginleşiyor ama memlekete dönmüyor.
Fabrikalar başka illerde, yatırımlar batıda, istihdam başka şehirlerde.
Ağrı ise sadece “memleket” olarak hatırlanıyor; yatırım adresi olarak değil.
Ağrı yıllardır gençlerini büyük şehirlere gönderiyor. Ama daha önemlisi, sermayesini de gönderiyor.
Paranın olduğu yerde iş olur, işin olduğu yerde hayat olur. Ağrı’da ise bu zincir sürekli kopuyor.
Tarım ve hayvancılık hâlâ temel geçim kaynağı. Ancak katma değeri yüksek üretim yok denecek kadar az.
Sanayi yatırımları yok, özel sektör çekingen.
Bu ortamda gençlerin kalmasını beklemek gerçekçi değil.
Kalmak bir tercih değil, çoğu zaman bir mecburiyet hâline geliyor.
Ağrılı iş insanlarının çoğu memleketini sever. Bayramda gelir, bir taziye ziyaretine katılır, bazen bir okul ya da cami yaptırır. Bunlar kıymetlidir ama yeterli değildir.
Bir şehrin kaderi sadece hayır işleriyle değil; üretimle, istihdamla ve sürdürülebilir yatırımlarla değişir.
Bir fabrika, yüzlerce gencin kaderini değiştirir.
Bir üretim tesisi, onlarca ailenin göç kararını durdurur.
Bir sanayi yatırımı, bir şehri yıllarca ayakta tutar.
Ağrı’nın yoksulluğu gerçekten “imkânsızlıktan” mı kaynaklanıyor, yoksa “ihmalden” mi?
Devlet politikaları mı yetersiz, yoksa yerel ve ulusal sermaye mi memleketine sırtını dönmüş durumda?
Belki de en doğru cevap ikisinin ortasında.
Bugün Ağrı’da rakamlar yoksulluğu, sokaklar çaresizliği, gençler ise belirsizliği anlatıyor.
Oysa bu şehir, Türkiye’nin en büyük servet hikâyelerinin başlangıç noktası.
Çelişki tam da burada.
Türkiye’nin en zengin iş insanlarına sahip bir memleket, neden Türkiye’nin en fakir illerinden biri?
Bu sorunun cevabı verilmeden, ne kalkınma planları işe yarar ne de açıklanan istatistikler bir anlam kazanır.
Çünkü mesele para değil.
Mesele, paranın nereye ait olduğu değil; nerede kaldığıdır.