<?xml version="1.0" encoding="utf-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/">
   <channel>
      <title>Ağrı Haber | Ağrı Haberleri | Karaköse Haber</title>
      <link>https://www.karakosehaber.com/haberler/saglik/</link>
      <language>tr</language>
      <description>Ağrı haber sitesi, Ağrı son dakika haberlerini, güncel haberleri en hızlı şekilde tarafsız olarak sunar. Ağrı haberlerini Karaköse Haber'de takip edin.</description>
      <category>Newspaper - Sağlık</category>
      <lastBuildDate>Tue, 12 May 2026 23:59:17 +0300</lastBuildDate>
      <ttl>1</ttl>
      <sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	  <sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
      <atom:link href="https://www.karakosehaber.com/rss/haberler/saglik/" rel="self" type="application/rss+xml"/>
      <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com"/><atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.superfeedr.com"/>
        <item>
            <title><![CDATA[Sofradaki fazla tuz ciddi hastalıklara yol açabiliyor]]></title>
            <link>https://www.karakosehaber.com/sofradaki-fazla-tuz-ciddi-hastaliklara-yol-acabiliyor/228566/</link>
            <description><![CDATA[Uzmanlar, günlük fazla tuz tüketiminin yüksek tansiyondan böbrek hastalıklarına kadar birçok ciddi sağlık sorununa yol açabileceği konusunda uyardı.]]></description>
            <guid>https://www.karakosehaber.com/sofradaki-fazla-tuz-ciddi-hastaliklara-yol-acabiliyor/228566/</guid>
            <category domain="https://www.karakosehaber.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 13:09:03 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>11–17 Mayıs Dünya Tuza Dikkat Haftası kapsamında uzmanlar, aşırı tuz tüketiminin insan sağlığı üzerindeki etkilerine dikkat çekti. Özellikle hazır ve işlenmiş gıdaların günlük yaşamda daha fazla yer almasıyla birlikte farkında olmadan tüketilen tuz miktarının arttığı belirtilirken, bunun uzun vadede ciddi sağlık sorunlarına neden olabileceği ifade edildi.</p><p>Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Emine Dündar, yoğun tuz tüketiminin ilk olarak kalp-damar sistemi ile böbrekleri etkilediğini belirterek, 'Fazla tuz tüketimi yalnızca sofradaki lezzeti değil, uzun vadede sağlığımızı da doğrudan etkiliyor. Özellikle kalp-damar sistemi ve böbrekler üzerinde kritik sonuçlara yol açabilen aşırı tuz tüketimi, yaşam kalitesini düşüren sağlık sorunlarının başlıca nedenleri arasında' dedi.</p><p>Dünya Sağlık Örgütü&#39;nün günlük tuz tüketimini yaklaşık 5 gram yani bir çay kaşığı ile sınırlandırmayı önerdiğini hatırlatan Dündar, Türkiye&#39;de bu miktarın çoğu zaman aşıldığını söyledi. </p><p>Dündar, 'Günümüzde birçok kişi farkında olmadan bu miktarın 2-3 katını tüketiyor. Türkiye&#39;nin de tuzu seven bir toplum olduğunu biliyoruz. Bu nedenle ülkemizde günlük tuz tüketimi ortalama 15-19 gram seviyelerine kadar çıkabiliyor' ifadelerini kullandı.</p><p>Aşırı tuz tüketiminin vücutta sodyum birikimine yol açtığını belirten Dündar, bunun ödem oluşumunu tetiklediğini vurguladı. Dündar, 'Sodyum suyu tutma eğilimindedir. Bu durum damar dışına sıvı geçişini artırarak dokular arasında su birikmesine neden olur. Sonuç olarak özellikle ayaklar, bilekler, bacaklar ve yüzde şişlik yani ödem ortaya çıkar' diye konuştu.</p><p>İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Emine Dündar ayrıca 'gizli tuz' tehlikesine de dikkat çekti.Ekmek, peynir, zeytin, hazır çorbalar, cipsler, turşu, salamura ürünler ve işlenmiş et ürünlerinin yüksek miktarda gizli tuz içerdiğini belirten Dündar, 'Paketli ve işlenmiş gıdaların tüketimini azaltmak, etiket okumak önemli bir adımdır. Limon, sirke, sarımsak ve çeşitli baharatlar tuz yerine lezzet artırıcı olarak kullanılabilir' dedi.</p><p>İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Emine Dündar, uzun vadede fazla tuz tüketiminin yüksek tansiyon, kalp hastalıkları, böbrek hasarı, felç riski, ödem, kemik kaybı ve mide hastalıklarına yol açabileceğini de sözlerine ekledi.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.karakosehaber.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/sofradaki-fazla-tuz-ciddi-hast_1778580542_GTkD18.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Sofradaki fazla tuz ciddi hastalıklara yol açabiliyor ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.karakosehaber.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/sofradaki-fazla-tuz-ciddi-hast_1778580542_GTkD18.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Karaköse Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Karaköse Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Kadınlarda görülen bu hastalığın nedeni mükemmeliyetçilik]]></title>
            <link>https://www.karakosehaber.com/kadinlarda-gorulen-bu-hastaligin-nedeni-mukemmeliyetcilik/228547/</link>
            <description><![CDATA[Uzmanlar, özellikle mükemmeliyetçi kişilik yapısına sahip kadınlarda fibromiyalji görülme riskinin arttığını belirterek hastalığın yalnızca fiziksel değil psikolojik ve sosyal yönleriyle de ele alınması gerektiğini vurguladı.]]></description>
            <guid>https://www.karakosehaber.com/kadinlarda-gorulen-bu-hastaligin-nedeni-mukemmeliyetcilik/228547/</guid>
            <category domain="https://www.karakosehaber.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Mon, 11 May 2026 21:38:14 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>12 Mayıs Fibromiyalji Farkındalık Günü kapsamında açıklamalarda bulunan Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Asiye Gülsüm Kakı, fibromiyaljinin modern yaşamın giderek daha sık görülen sağlık sorunlarından biri haline geldiğini söyledi.</p><p>Fibromiyaljinin kronik bir ağrı sendromu olduğuna dikkat çeken Dr. Kakı, hastalığın yalnızca fiziksel belirtilerle sınırlı olmadığını ifade ederek, 'Özellikle kadınlarda daha sık görülen fibromiyalji yalnızca fiziksel değil, psikolojik ve sosyal yönleriyle de ele alınması gereken kronik bir ağrı sendromudur' dedi.</p><p>Fibromiyaljinin yaygın kas ve iskelet sistemi ağrılarıyla birlikte yorgunluk, uyku bozukluğu ve bilişsel fonksiyonlarda azalma ile ortaya çıktığını belirten Dr. Kakı, 'Halk arasında &#39;kas romatizması&#39; olarak da bilinir. Hastalık, kişinin günlük yaşam kalitesini önemli ölçüde etkileyebilir ve çoğu zaman uzun süre fark edilmeden ilerleyebilir' ifadelerini kullandı.</p><strong>'Mükemmeliyetçilik riski artırıyor'</strong><p>Hastalığın en sık 30-55 yaş aralığındaki aktif kadınlarda görüldüğünü söyleyen Dr. Kakı, özellikle mükemmeliyetçi kişilik yapısının risk faktörleri arasında yer aldığını belirtti.</p><p>Dr. Kakı, 'Kesin bir genetik geçiş kanıtlanmamış olsa da ailede fibromiyalji öyküsünün bulunması kişide yatkınlığı artırabiliyor. Bunun yanında klinik gözlemler ve psikososyal incelemeler, mükemmeliyetçi kişilik yapısına sahip bireylerde fibromiyalji görülme sıklığının daha yüksek olduğunu gösteriyor.' dedi.</p><p>Mükemmeliyetçi bireylerin yoğun stres altında kaldığını ifade eden Kakı, 'Özellikle kadınların iş hayatı, ev yaşamı ve toplumsal roller nedeniyle yoğun sorumluluk altında olması, sınır koymakta zorlanmaları ve sürekli &#39;yetişme&#39; baskısı hissetmeleri fibromiyalji riskini artıran önemli faktörler arasında yer alır.' şeklinde konuştu.</p><strong>Yorgunluk ve 'Beyin sisi' belirtileri dikkat çekiyor</strong><p>Fibromiyalji hastalarında yaygın ağrıların yanı sıra kronik yorgunluk, uyku problemleri ve dikkat dağınıklığının da sık görüldüğünü kaydeden Dr. Kakı, 'Uyku problemleri, kronik yorgunluk, halk arasında &#39;beyin sisi&#39; olarak ifade edilen dikkat ve konsantrasyon güçlüğü yaygın semptomlar arasında yer alıyor.' dedi.</p><p>Migren, irritabl bağırsak sendromu ve karın ağrısı gibi farklı sağlık sorunlarının da tabloya eşlik edebildiğini belirten Kakı, hastalığın çok yönlü değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.</p><p>Fibromiyalji tedavisinde kişiye özel ve çok yönlü bir yaklaşım gerektiğine dikkat çeken Dr. Asiye Gülsüm Kakı, 'Hastalığın ortaya çıkışında birçok biyolojik, psikolojik ve sosyal etken rol oynadığı için tedavinin de multidisipliner ve kişiye özel planlanması gerekir' ifadelerini kullandı.</p><p>Tedavi sürecinde uyku düzeni, egzersiz, beslenme ve psikolojik desteğin büyük önem taşıdığını belirten Kakı, 'Özellikle uyku düzeninin sağlanması tedavinin temel basamaklarından biridir. Kaliteli uyku uyuyamayan bir kişinin gün içerisinde enerjik ve sağlıklı hissetmesi mümkün değildir' dedi.</p><p>Dr. Kakı ayrıca ağır egzersizler yerine hafif tempolu yürüyüşler, gevşeme çalışmaları ve nefes egzersizlerinin önerildiğini ifade etti.</p><p>Fibromiyaljinin yalnızca fiziksel ağrılarla sınırlı olmayan çok yönlü bir hastalık olduğunu vurgulayan Dr. Kakı, 'Fibromiyalji yalnızca fiziksel ağrılarla sınırlı olmayan, kişinin ruhsal ve sosyal yaşamını da etkileyen çok yönlü bir hastalıktır. Bu nedenle tedavide kişinin yalnızca ağrısına değil, yaşam biçimine, stres düzeyine ve duygusal yüklerine de bütüncül bir bakış açısıyla yaklaşılması gerekir' ifadelerini kullandı.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.karakosehaber.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/kadinlarda-gorulen-bu-hastalig_1778524693_BRFngj.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Kadınlarda görülen bu hastalığın nedeni mükemmeliyetçilik ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.karakosehaber.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/kadinlarda-gorulen-bu-hastalig_1778524693_BRFngj.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Karaköse Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Karaköse Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Aşırı el yıkamak enfeksiyon riskini artırabiliyor]]></title>
            <link>https://www.karakosehaber.com/asiri-el-yikamak-enfeksiyon-riskini-artirabiliyor/228486/</link>
            <description><![CDATA[Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, doğru el hijyeninin enfeksiyonları önlemede kritik rol oynadığını belirtirken, aşırı el yıkamanın ise cilt bariyerine zarar vererek enfeksiyon riskini artırabileceğine dikkat çekti.]]></description>
            <guid>https://www.karakosehaber.com/asiri-el-yikamak-enfeksiyon-riskini-artirabiliyor/228486/</guid>
            <category domain="https://www.karakosehaber.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Sat, 09 May 2026 23:42:53 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>5 Mayıs Dünya El Hijyeni Günü kapsamında açıklamalarda bulunan Dr. Dilek Leyla Mamçu, el hijyeninin enfeksiyon zincirini kırmada en etkili yöntemlerden biri olduğunu söyledi. Özellikle çocuklarda hijyen eksikliğinin ciddi sağlık sorunlarına yol açabildiğini belirten Mamçu, temiz olmayan su, gıda ve yetersiz hijyen koşullarının dünya genelinde önemli halk sağlığı sorunları arasında yer aldığını ifade etti.</p><p>Grip, soğuk algınlığı, zatürre, ishal ve Hepatit A gibi birçok hastalığın kirli eller aracılığıyla bulaşabildiğini kaydeden Dr. Mamçu, ellerin ağız, burun ve gözlere temas yoluyla mikropların taşınmasında önemli rol oynadığını söyledi.</p><strong>'El hijyeni en ucuz ve en etkili koruma yöntemi'</strong><p>El hijyeninin enfeksiyonları önlemede büyük önem taşıdığını belirten Dr. Mamçu, 'El hijyeni, enfeksiyon zincirini kırmanın en ucuz ve en etkili yoludur' dedi.</p><p>El yıkamanın ihtiyaç doğrultusunda yapılması gerektiğini vurgulayan Mamçu, gereğinden fazla el yıkamanın cilt sağlığını bozabileceğine dikkat çekti. Dr. Mamçu, 'Ancak ellerinizi görünür bir kirlenme, riskli temas veya tuvalet sonrası, yemek öncesi gibi durumlar olmadığı halde, sırf bir ritüel olarak saatte birçok kez yıkıyorsanız sınır aşılmış demektir. Ciltteki doğal bariyer yok olduğunda, cilt kurumaya ve gerilmeye başladığında fayda yerini zarara bırakır' ifadelerini kullandı.</p><strong>Aşırı temizlik cilde zarar veriyor</strong><p>Çok sık el yıkama ve kolonya kullanımının ciltte tahriş, egzama ve mikro çatlaklara neden olabileceğini belirten Dr. Mamçu, bu durumun mikroplar için açık kapı oluşturduğunu söyledi.</p><p>Mamçu, 'Tahriş olmuş, bütünlüğü bozulmuş bir cilt, mikroplar için açık bir kapı haline gelir. Yani ellerinizi aşırı yıkayarak cildinizi bozarsanız, enfeksiyon riskini azaltmak yerine artırırsınız. Sağlam bir deri, mikroplara karşı en güçlü kalkandır' dedi.</p><strong>'3-5 saniyelik yıkama hijyen sağlamaz'</strong><p>Doğru el hijyeninin uygun teknikle yapılması gerektiğini belirten Dr. Mamçu, ellerin en az 20 saniye boyunca sabunla yıkanması gerektiğini söyledi.</p><p>Kısa süreli yıkamaların yeterli olmadığını ifade eden Mamçu, 'Elleri sadece 3-5 saniye suyun altına tutup çekmek, yıkamak sayılamaz. Islak eller mikropları kuru ellere göre çok daha kolay yayar. Ellerin iyice kurulanmaması büyük bir hatadır' diye konuştu.</p><p>Dr. Mamçu, yemek hazırlamadan önce ve sonra, tuvalet kullanımının ardından, hapşırma ve öksürme sonrası, çöpe temas ettikten sonra, dışarıdan eve girildiğinde ve hasta kişilerle temas öncesi-sonrasında mutlaka el yıkanması gerektiğini ifade etti.</p><p>El hijyeninde dengenin korunmasının önemine dikkat çeken Mamçu, 'El yıkama bizi hastalıklardan korur bu doğru ancak bu rutin takıntılı hale dönüşmemeli' değerlendirmesinde bulundu.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.karakosehaber.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/asiri-el-yikamak-enfeksiyon-ri_1778359372_aMbYU9.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Aşırı el yıkamak enfeksiyon riskini artırabiliyor ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.karakosehaber.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/asiri-el-yikamak-enfeksiyon-ri_1778359372_aMbYU9.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Karaköse Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Karaköse Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Soğuk algınlığı sanılıyor ama nedeni alerji olabilir]]></title>
            <link>https://www.karakosehaber.com/soguk-alginligi-saniliyor-ama-nedeni-alerji-olabilir/228484/</link>
            <description><![CDATA[İlkbahar aylarıyla birlikte çocuklarda alerjik rinit vakalarında artış yaşanırken, uzmanlar uzun süren hapşırık, burun akıntısı ve göz kaşıntısı gibi belirtilerin hafife alınmaması gerektiği konusunda uyarıyor.]]></description>
            <guid>https://www.karakosehaber.com/soguk-alginligi-saniliyor-ama-nedeni-alerji-olabilir/228484/</guid>
            <category domain="https://www.karakosehaber.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Sat, 09 May 2026 23:28:19 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>İlkbaharın gelmesiyle birlikte çocuklarda görülen alerjik rinit vakalarında belirgin artış yaşanıyor. Polenlerin yoğunlaştığı bu dönemde özellikle burun akıntısı, hapşırık, burun tıkanıklığı ve gözlerde kaşıntı gibi şikayetlerin sık görülmeye başladığı belirtiliyor. Ortaya çıkan belirtilerin çoğu zaman soğuk algınlığı ya da grip ile karıştırıldığını belirten Acıbadem Taksim Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Betül Sarıtaş, ailelerin dikkatli olması gerektiğini söyledi.</p><p>Alerjik hastalıkların çocukların yaşam konforunu düşürdüğünü ifade eden Dr. Sarıtaş, özellikle okul çağındaki çocuklarda devamsızlık sorunlarına da neden olabildiğini belirtti. Uzun süren şikayetlerde mutlaka uzman değerlendirmesi gerektiğini vurgulayan Sarıtaş, 'Uzun süre hapşırık, burun akıntısı, burun tıkanıklığı ve göz kaşıntısı gibi şikayetler varsa mutlaka Çocuk Alerji uzmanına başvurun. Çünkü bu tür şikayetler, soğuk algınlığı ve grip gibi hastalıklarla karıştırılabildiği için çoğu zaman &#39;kendiliğinden geçer&#39; diye bekleniyor ya da gereksiz ilaç kullanımıyla alerji tedavisiz kalabiliyor. Oysa erken dönemde alınan önlemler ve doğru tedavi ile hem şikayetler kontrol altına alınır hem de yaşam kalitesi korunur' dedi.</p><p>Polen yoğunluğunun özellikle sabah erken saatlerde ve rüzgarlı havalarda arttığını belirten Dr. Sarıtaş, çocukların bu saatlerde mümkün olduğunca dışarıda uzun süre vakit geçirmemesi gerektiğini ifade etti. Dışarı çıkılması gereken durumlarda ise şapka ve güneş gözlüğü kullanımının polen temasını azaltabileceğini söyledi.</p><p>Dış ortamdan eve dönüldüğünde ellerin ve yüzün yıkanmasının, kıyafetlerin değiştirilmesinin ve özellikle akşam duşunun polenlerin vücuttan uzaklaştırılmasına yardımcı olduğunu kaydeden Sarıtaş, bu basit önlemlerin şikayetleri azaltabileceğini belirtti.</p><p>Çocukların burun temizliği alışkanlığı kazanmasının önemine dikkat çeken Dr. Sarıtaş, tuzlu su ile yapılan nazik burun temizliğinin alerjenleri uzaklaştırdığını söyledi. </p><p>Sert sümkürmenin burun iç yüzeyini tahriş edebileceğini belirten Sarıtaş, 'Burun temizliği yaparken basınç uygulanmamalı, sıvı nazikçe verilmelidir. Çok sık ve sert sümkürmek burun iç yüzeyini tahriş edebilir' ifadelerini kullandı.</p><p>Bahar aylarında dışarıda kurutulan çamaşırların polen tuttuğunu ifade eden Sarıtaş, bunun çocukların gece boyunca alerjenlere maruz kalmasına neden olabileceğini belirterek çamaşırların mümkünse ev içinde ve çocuklardan uzak alanlarda kurutulmasını önerdi.</p><p>Pencerelerin gün boyu açık tutulmaması gerektiğini kaydeden Dr. Sarıtaş, kısa süreli havalandırma yapılmasının daha doğru olacağını ifade etti. Düzenli temizlik, HEPA filtreli süpürgeler ve hava temizleyicilerin de ev içindeki alerjen yükünü azaltmada etkili olduğunu söyledi.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.karakosehaber.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/soguk-alginligi-saniliyor-ama-_1778358498_ToC4LV.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Soğuk algınlığı sanılıyor ama nedeni alerji olabilir ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.karakosehaber.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/soguk-alginligi-saniliyor-ama-_1778358498_ToC4LV.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Karaköse Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Karaköse Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Günlük alışkanlıklar dirseklerinize sessizce zarar verebilir]]></title>
            <link>https://www.karakosehaber.com/gunluk-aliskanliklar-dirseklerinize-sessizce-zarar-verebilir/228437/</link>
            <description><![CDATA[Memorial Göztepe Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Ali Erşen, günlük hayatta tekrarlayan hareketler ve yanlış kullanım alışkanlıklarının dirsek eklemine zarar verebildiğini belirterek uzun süren ağrıların ihmal edilmemesi gerektiğini söyledi.]]></description>
            <guid>https://www.karakosehaber.com/gunluk-aliskanliklar-dirseklerinize-sessizce-zarar-verebilir/228437/</guid>
            <category domain="https://www.karakosehaber.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Fri, 08 May 2026 13:51:07 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Günlük yaşamda sık karşılaşılan sağlık problemlerinden biri olan dirsek ağrısı, çoğu zaman geçici bir zorlanma olarak değerlendirilse de ilerleyen süreçte ciddi hareket kısıtlılıklarına neden olabiliyor. Özellikle kavrama, kaldırma ve bilek hareketleri sırasında ortaya çıkan ağrıların dikkate alınması gerektiği belirtiliyor.</p><p>Prof. Dr. Ali Erşen, dirsek ağrılarının temelinde çoğunlukla aşırı kullanım ve tekrarlayan hareketlerin yer aldığını söyledi.</p><p>Prof. Dr. Erşen, 'Uzun süre bilgisayar kullanımı, ağır kaldırma, yanlış egzersiz teknikleri ya da sürekli tekrar eden el-bilek hareketleri dirsek çevresindeki kas ve tendonlarda mikro hasarlara yol açabiliyor. Ağrı başlangıçta hafif hissedilse de zamanla günlük yaşamı etkileyen ciddi bir soruna dönüşebiliyor' dedi.</p><p>Dirsek hastalıklarının çoğu zaman sinir sıkışmasıyla karıştırıldığını belirten Prof. Dr. Erşen, özellikle halk arasında 'tenisçi dirseği' olarak bilinen lateral epikondilitin yalnızca sporcularda değil, masa başı çalışanlardan el işi yapan kişilere kadar geniş bir kesimde görüldüğünü ifade etti.</p><p>Erşen açıklamasında, 'Hastalar genellikle dirseğin dış kısmında hassasiyet, güç kaybı ve basit hareketlerde bile ağrı tarif ediyor. İlerleyen durumlarda çay bardağı kaldırmak, kapı kolu çevirmek ya da bilgisayar faresi kullanmak bile zorlaşabiliyor' ifadelerini kullandı.</p><p>Prof. Dr. Ali Erşen, bazı belirtilerin ciddi hastalıkların habercisi olabileceğini belirterek şu uyarılarda bulundu:</p><p>'Dirsek ağrısı birkaç haftadan uzun sürüyorsa, gece uykudan uyandırıyorsa, hareket kısıtlılığı oluşuyorsa, şişlik ya da kızarıklık eşlik ediyorsa mutlaka bir uzmana başvurulmalıdır. Travma sonrası gelişen şiddetli ağrılar da ihmal edilmemelidir.'</p><p>Tedavide önceliğin cerrahi dışı yöntemler olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Ali Erşen, erken müdahalenin tedavi sürecini büyük ölçüde kolaylaştırdığını söyledi.</p><p>Prof. Dr. Ali Erşen, 'İlk aşamada dirseği zorlayan hareketlerin azaltılması gerekir. Buz uygulamaları, ağrı kesici tedaviler, fizik tedavi, hedefe yönelik egzersizler ve destek bantları çoğu hastada oldukça başarılı sonuçlar verir. Uzun süreli vakalarda ise artroskopik ve minimal invaziv cerrahi yöntemler gündeme gelebiliyor' dedi.</p><p>Dirsek sağlığının korunabilmesi için günlük alışkanlıkların önemine dikkat çeken Prof. Dr. Ali Erşen, çalışma ergonomisinin doğru ayarlanması, düzenli mola verilmesi ve el-bilek kaslarını güçlendiren egzersizlerin ihmal edilmemesi gerektiğini belirtti.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.karakosehaber.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/gunluk-aliskanliklar-dirsekler_1778237466_xhrIqY.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Günlük alışkanlıklar dirseklerinize sessizce zarar verebilir ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.karakosehaber.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/gunluk-aliskanliklar-dirsekler_1778237466_xhrIqY.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Karaköse Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Karaköse Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Dr. Irmak Bektaş Deniz’den ailelere “Biberon çürüğü” uyarısı]]></title>
            <link>https://www.karakosehaber.com/dr-irmak-bektas-deniz-den-ailelere-biberon-curugu-uyarisi/228436/</link>
            <description><![CDATA[İstanbul Okan Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Pedodonti Anabilim Dalı’ndan Dr. Öğr. Üyesi Irmak Bektaş Deniz, gece beslenmesi sırasında biberon kullanımının çocuklarda erken yaşta diş çürüklerine yol açabileceğini belirterek aileleri uyardı.]]></description>
            <guid>https://www.karakosehaber.com/dr-irmak-bektas-deniz-den-ailelere-biberon-curugu-uyarisi/228436/</guid>
            <category domain="https://www.karakosehaber.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Fri, 08 May 2026 13:20:23 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Çocuklarda sık görülen ağız ve diş sağlığı sorunlarının başında gelen erken çocukluk çağı çürükleri, zamanında önlem alınmadığında ciddi sağlık problemlerine yol açabiliyor. Özellikle 6 yaş altındaki çocuklarda görülen bu çürüklerin kısa sürede birden fazla dişi etkileyebildiği belirtiliyor.</p><p>Halk arasında 'biberon çürüğü' olarak da bilinen bu sorunun genellikle üst çenedeki ön dişlerde başladığı ve müdahale edilmediği takdirde hızla yayıldığı ifade ediliyor. Gece boyunca bebeğin emzirilmesi ya da biberonla süt, mama ve şeker içeren gıdalar verilmesinin çürük oluşumunu artırdığı kaydediliyor.</p><p>Irmak Bektaş Deniz, erken çocukluk çağı çürüklerinin önlenebilmesi için ailelerin özellikle gece beslenmesi konusunda dikkatli olması gerektiğini söyledi.</p><p>Deniz, 'Gece boyunca çocuğun ağız içinde süt ve şekerli gıdalarla uyuması diş çürükleri açısından büyük risk oluşturuyor. Biberon ucuna bal, reçel, pekmez ya da şeker eklenmesi çürük oluşumunu hızlandırabiliyor. Bu nedenle özellikle bir yaşından itibaren çocukların bardak kullanımına alıştırılması önemli' dedi.</p><p>Çocukların ilk dişi çıkar çıkmaz ağız bakımına başlanması gerektiğini belirten Deniz, diş temizliğinin ihmal edilmemesi gerektiğine dikkat çekti.</p><p>Deniz açıklamasında, 'Dişler sürmeye başladığı andan itibaren yaş grubuna uygun diş fırçası ve gerekli miktarda diş macunuyla düzenli temizlik yapılmalıdır. Ayrıca çocukların en geç bir yaş itibarıyla mutlaka diş hekimi kontrolünden geçirilmesi gerekir. Bu kontrollerde çürük riski değerlendirilerek ailelere doğru ağız hijyeni eğitimi verilebilir' ifadelerini kullandı.</p><p>Dr. Öğr. Üyesi Irmak Bektaş Deniz, erken dönemde fark edilen çürüklerin gelişmiş yöntemlerle tedavi edilebildiğini ancak ilerlemiş vakalarda tedavinin zorlaştığını belirtti. Tedavi edilmeyen dişlerde enfeksiyon ve diş kaybı gibi sorunların yaşanabileceğini ifade eden Deniz, düzenli diş kontrollerinin büyük önem taşıdığını vurguladı.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.karakosehaber.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/dr-irmak-bektas-deniz-den-aile_1778235622_4D1fnr.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Dr. Irmak Bektaş Deniz’den ailelere “Biberon çürüğü” uyarısı ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.karakosehaber.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/dr-irmak-bektas-deniz-den-aile_1778235622_4D1fnr.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Karaköse Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Karaköse Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Kalp krizine zemin hazırlayan riskler tek tek açıklandı]]></title>
            <link>https://www.karakosehaber.com/kalp-krizine-zemin-hazirlayan-riskler-tek-tek-aciklandi/228391/</link>
            <description><![CDATA[Acıbadem Altunizade Hastanesi’nde düzenlenen “Kalbin İçin Harekete Geç” söyleşisinde konuşan Prof. Dr. Cem Alhan, Prof. Dr. Sinan Dağdelen ve Prof. Dr. Şahin Şenay, kalp hastalıklarının büyük bölümünün belirti vermeden ilerlediğine dikkat çekerek hayati uyarılarda bulundu.]]></description>
            <guid>https://www.karakosehaber.com/kalp-krizine-zemin-hazirlayan-riskler-tek-tek-aciklandi/228391/</guid>
            <category domain="https://www.karakosehaber.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Thu, 07 May 2026 10:45:16 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Dünyada ve Türkiye&#39;de ölüm nedenleri arasında ilk sırada yer alan kalp ve damar hastalıkları, son yıllarda gençlerde ve çocuklarda da giderek yaygınlaşıyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi&#39;nde düzenlenen 'Kalbin İçin Harekete Geç' söyleşisinde Acıbadem Üniversitesi öğretim üyeleri Prof. Dr. Cem Alhan, Prof. Dr. Şahin Şenay ve Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Sinan Dağdelen, kalp sağlığını tehdit eden risklere karşı önemli açıklamalarda bulundu.</p><p>Toplantıda konuşan Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Sinan Dağdelen, kalp ve damar hastalıklarının çoğu zaman hiçbir belirti vermeden ilerlediğini belirterek toplumda yaygın olan yanlış inanışlara dikkat çekti.</p><p>Prof. Dr. Dağdelen, 'Kalp ve damar hastalıklarının yüzde 50&#39;si hiçbir şikayete yol açmadan, sinsice ilerliyor. Bu nedenle toplumumuzda &#39;Hiçbir şikayetim yok, sağlıklı besleniyorum, düzenli spor yapıyorum, ben sağlıklıyım&#39; şeklindeki düşünce çok yanlış ve tehlikelidir' dedi.</p><strong>Sosyal medyada önerilen karışımlara dikkat!</strong><p>Prof. Dr. Sinan Dağdelen, son yıllarda sosyal medya ve televizyon programlarında 'şifalı' adı altında önerilen bazı besinlerin bilinçsiz kullanımının ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini söyledi.</p><p>Dağdelen, 'Televizyondan, reklamlardan, sosyal medyadan duyduğunuz şeyleri asla kullanmayın. Sirkeyi salataya koyup yiyorsanız iyidir ya da sarımsağı cacığa katıp tüketiyorsanız faydalıdır ama bunları her sabah tedavi amacıyla tüketiyorsanız o artık, besin değil ilaçtır ve sağlığınıza fayda yerine ciddi zararlar verebilir' ifadelerini kullandı.</p><p>Bilinçsiz vitamin kullanımına karşı da uyarıda bulunan Dağdelen, 'Doktorunuzun size önerdiği tedaviye güvenin ve uygulayın. Çünkü size özel süzgeçten geçirilmiş, tıbbi metinler üzerine yapılmıştır. Size önerdiği ilaçları mutlaka düzenli kullanın, takviyeleri sadece doktorunuzun gerekli görmesi halinde alın. Amerika&#39;dan gelmiş çok iyiymiş! Böyle bir şey yok. Gereksiz kullanılan vitaminler kalp ve damar sağlığına çok ciddi zararlar verebilir' diye konuştu.</p><strong>'Kontrolsüz diyabet kalp krizi riskini 2 kat artırıyor'</strong><p>Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Cem Alhan ise kalp hastalıklarında en sık görülen problemin damar tıkanıklığı olduğunu belirtti. Özellikle sigara kullanımı ve aşırı kilonun kalp hastalıklarını hızla artırdığına dikkat çeken Alhan, diyabetin de en büyük risk faktörlerinden biri olduğunu söyledi.</p><p>Prof. Dr. Alhan, 'En ağır tabloyla gelenler çoğunlukla diyabet hastaları oluyor. Kontrolsüz diyabet kalp krizi riskini 2 kat artırıyor' dedi.</p><p>Kalp sağlığının yalnızca ilaçlarla değil yaşam tarzıyla da yakından ilişkili olduğunu ifade eden Alhan, Yunanistan&#39;daki Ikaria Adası örneğini vererek güçlü aile bağları, hareketli yaşam ve stresten uzak yaşamın önemine dikkat çekti.</p><p>Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Şahin Şenay da yaşam tarzında yapılacak değişikliklerle kalp hastalıklarının büyük ölçüde önlenebileceğini belirtti.</p><p>Şenay, 'Aşırı tuzdan kaçınmak, sağlıklı beslenmek, ideal kiloda olmak, sigaradan uzak durmak, düzenli egzersiz yapmak ve hareketsiz kalmamak gibi bazı önlemleri almaya ne kadar erken başlanırsa, bu ufak değişikliklerin çok dramatik ölçüde büyük faydaları oluyor' dedi.</p><p>Ailesinde kalp hastalığı öyküsü bulunan kişilerin daha dikkatli olması gerektiğini vurgulayan Şenay, kötü kolesterolü yüksek olanlar, diyabet ve hipertansiyon hastalarının risk grubunda bulunduğunu söyledi.</p><p>Prof. Dr. Şenay, 'Risk faktörlerini erken dönemde kontrol altına almak, ileride oluşabilecek ciddi kalp hastalıklarını büyük ölçüde engelleyebilir' ifadelerini kullandı.</p><strong>Çocukluk çağı obezitesine dikkat çekildi</strong><p>Beslenme ve Diyet Uzmanı Nilay Kayım ise çocukluk çağı obezitesinin son yıllarda ciddi oranda arttığını belirterek sağlıklı beslenme alışkanlığının küçük yaşta kazandırılması gerektiğini söyledi.</p><p>Kayım, 'Sağlıklı bir yaşam için, sürdürülebilir özelliklere sahip bir diyetle düzenli egzersiz yapmak kilit rol oynuyor' dedi.</p><p>Akdeniz tipi beslenmenin önemine değinen Kayım, lif ve antioksidan bakımından zengin sebze ve meyvelerin kolesterolün düşürülmesine katkı sağladığını ifade etti.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.karakosehaber.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/kalp-krizine-zemin-hazirlayan-_1778139915_XivLVc.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Kalp krizine zemin hazırlayan riskler tek tek açıklandı ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.karakosehaber.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/kalp-krizine-zemin-hazirlayan-_1778139915_XivLVc.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Karaköse Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Karaköse Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Soğuk ve sıcağa karşı dişleriniz sızlıyorsa dikkat]]></title>
            <link>https://www.karakosehaber.com/soguk-ve-sicaga-karsi-disleriniz-sizliyorsa-dikkat/228388/</link>
            <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Kübra Güler, diş hassasiyetinin en sık mine tabakasının zayıflaması ve diş eti çekilmesi sonucu ortaya çıktığını belirterek, diş sıkma ve yanlış fırçalama alışkanlıklarının bu süreci hızlandırdığını söyledi.]]></description>
            <guid>https://www.karakosehaber.com/soguk-ve-sicaga-karsi-disleriniz-sizliyorsa-dikkat/228388/</guid>
            <category domain="https://www.karakosehaber.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Thu, 07 May 2026 10:18:46 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Dişlerde soğuk, sıcak ya da tatlı gıdalar tüketildiğinde hissedilen ani sızıların altında ciddi nedenler yatabiliyor. Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Kübra Güler, diş hassasiyetinin çoğu zaman dişin koruyucu yapısının zarar görmesiyle ortaya çıktığını belirterek önemli uyarılarda bulundu.</p><p>Dr. Öğr. Üyesi Kübra Güler, diş hassasiyetinin dişlerde dış uyaranlara karşı oluşan ani ve kısa süreli ağrı hissi olduğunu ifade ederek, 'Bu durumu daha iyi anlamak için cilt örneği üzerinden açıklama yapılabilir. Ciltte bir yara oluştuğunda o bölgede hassasiyet gelişir ve kişi o alana dokunmaktan kaçınır. Benzer şekilde dişlerde de koruyucu bir yapı olan mine tabakasında herhangi bir bozulma ya da açıklık meydana geldiğinde hassasiyet ortaya çıkar' dedi.</p><p>Mine tabakasının dişi dış etkenlere karşı koruyan en önemli yapı olduğuna dikkat çeken Güler, bu tabakanın aşınması ya da diş eti çekilmesiyle birlikte kök yüzeylerinin açığa çıktığını söyledi. Güler, 'Ancak bu tabakanın zayıflaması, aşınması veya diş eti çekilmesi gibi durumlarla kök yüzeyinin açığa çıkması sonucunda dişin korumasız kalan bölgeleri dış uyaranlara karşı duyarlı hale gelir. Bu durumda özellikle soğuk, sıcak, tatlı ya da baharatlı yiyecek ve içecekler tüketildiğinde dişlerde ani bir sızı veya rahatsızlık hissi oluşur' ifadelerini kullandı.</p><strong>Diş sıkma problemi hassasiyeti artırıyor</strong><p>Diş hassasiyetinin en önemli nedenlerinden birinin bruksizm yani diş sıkma ve diş gıcırdatma olduğunu belirten Dr. Öğr. Üyesi Kübra Güler, özellikle stresli dönemlerde bu problemin daha belirgin hale geldiğini söyledi.</p><p>Güler, 'Bruksizm, özellikle uykuda veya stres anlarında dişlerin istemsiz şekilde birbirine aşırı kuvvetle temas etmesiyle ortaya çıkar. Bu sürekli ve güçlü temas, zamanla dişlerin koruyucu dış tabakası olan mine üzerinde mikro düzeyde çatlaklara ve aşınmalara yol açabilir' dedi.</p><p>Diş sıkmanın sadece mine tabakasına değil diş etlerine de zarar verebildiğini kaydeden Güler, 'Ayrıca bruksizme bağlı olarak diş eti çekilmeleri de gelişebilir. Diş eti çekilmesiyle birlikte diş kök yüzeyi açığa çıkar ve bu bölgeler mine tabakasıyla korunmadığı için hassas hale gelir. Sonuç olarak hem mine tabakasındaki aşınmalar hem de diş eti çekilmeleri, dişin normalde korunmuş olan yüzeylerini dış uyaranlara açık hale getirir' diye konuştu.</p><strong>Yanlış diş fırçalama alışkanlıklarına dikkat</strong><p>Diş hassasiyetinin yanlış ağız bakım uygulamaları nedeniyle de artabileceğini vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Kübra Güler, sert fırça kullanımının ve agresif fırçalamanın dişlerde kalıcı hasara yol açabileceğini belirtti.</p><p>Güler, 'Özellikle dişleri çok bastırarak fırçalamak veya sert fırçalar kullanmak diş eti çekilmesine ve mine tabakasında mikro kırıklara yol açabilir. Bu durum da dişlerde hassasiyetin artmasına neden olur' dedi.</p><p>Ağız bakımının ihmal edilmesinin de diş eti enfeksiyonlarına neden olabileceğini ifade eden Güler, günlük ağız bakım rutinlerinin düzenli sürdürülmesi gerektiğini söyledi.</p><p>Diş hassasiyetinin bazı dönemlerde artış gösterebileceğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Kübra Güler, hormon değişiklikleri, stres ve ağız bakımının aksatılmasının hassasiyeti artırabileceğini ifade etti.</p><p>Güler, 'Ancak hassasiyet giderek artan bir seyir izliyorsa, soğuk ve sıcak gibi dış etkenlerden yoğun şekilde etkilenmeye başlamışsa ve kişinin yeme içme alışkanlıklarını olumsuz etkileyecek düzeye ulaşmışsa bu durumda mutlaka uzman desteği alınmalı ve gerekli hassasiyet tedavisi uygulanmalı' dedi.</p><p>Diş hassasiyetinin azaltılabilmesi için öncelikle temel nedenin ortadan kaldırılması gerektiğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Kübra Güler, diş sıkma problemi yaşayan kişilerin mutlaka tedavi olması gerektiğini söyledi.</p><p>Güler, 'Diş hassasiyetinin temel sebeplerinden biri diş sıkma ve bruksizm olarak düşünüldüğünde, bruksizmi tedavi etmeye yönelik işlemlerin yapılması hassasiyetin büyük oranda azalmasına yardımcı olabilir' dedi.</p><p>Hassasiyet giderici diş macunlarının da faydalı olabileceğini kaydeden Güler, flor oranı yüksek ürünlerin kullanılmasının hassasiyetin azaltılmasına katkı sağlayabileceğini ifade etti.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.karakosehaber.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/soguk-ve-sicaga-karsi-dislerin_1778138325_GolsZ9.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Soğuk ve sıcağa karşı dişleriniz sızlıyorsa dikkat ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.karakosehaber.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/soguk-ve-sicaga-karsi-dislerin_1778138325_GolsZ9.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Karaköse Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Karaköse Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Bu 4 belirti varsa astım kapınızı çalıyor olabilir]]></title>
            <link>https://www.karakosehaber.com/bu-4-belirti-varsa-astim-kapinizi-caliyor-olabilir/228322/</link>
            <description><![CDATA[Tekrarlayan nefes darlığı, hırıltı, göğüs baskısı ve inatçı öksürük gibi belirtiler astımın erken sinyalleri olabilir; ihmal edilmeden değerlendirilmesi gerekiyor.]]></description>
            <guid>https://www.karakosehaber.com/bu-4-belirti-varsa-astim-kapinizi-caliyor-olabilir/228322/</guid>
            <category domain="https://www.karakosehaber.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Tue, 05 May 2026 12:33:55 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Astım, akciğer içindeki hava yollarının daralmasına yol açan ve ataklarla seyreden kronik bir solunum yolu hastalığı olarak her yaş grubunda görülebiliyor. Yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyebilen hastalık, doğru tanı ve düzenli tedaviyle büyük ölçüde kontrol altına alınabiliyor.</p><p>Memorial Ankara Hastanesi Göğüs Hastalıkları Bölümü&#39;nden Prof. Dr. A. Füsun Ülger, Dünya Astım Günü kapsamında yaptığı değerlendirmede, astımın ihmal edilmemesi gereken bir hastalık olduğuna dikkat çekti. Ülger, 'Astım, doğru tanı, düzenli takip ve uygun tedavi ile büyük ölçüde kontrol altına alınabilir' dedi.</p><p>Astımın erken dönemde fark edilmesi, hastalığın kontrolü açısından kritik önem taşıyor. Prof. Dr. Ülger&#39;e göre şu belirtiler astımın en yaygın işaretleri arasında yer alıyor:</p>Tekrarlayan nefes darlığıNefes alıp verirken hırıltı veya ıslık sesiGöğüste baskı hissiİnatçı öksürük<p>Bu şikyetlerin özellikle egzersiz sonrası, soğuk havada ya da belirli tetikleyicilerle ortaya çıkabileceğine dikkat çeken Ülger, 'Her öksürük basit bir durum olmayabilir, tekrarlayan solunum yakınmaları mutlaka değerlendirilmelidir' ifadelerini kullandı.</p><strong>Atakları tetikleyen birçok faktör var</strong><p>Astım ataklarının oluşumunda hem bireysel hem çevresel etkenler rol oynuyor. Genetik yatkınlık, obezite ve cinsiyet bireysel risk faktörleri arasında yer alırken; polenler, ev tozu akarları, sigara dumanı, hava kirliliği ve bazı ilaçlar çevresel riskler arasında bulunuyor.</p><p>Özellikle mevsim geçişlerinde ve hava kirliliğinin arttığı dönemlerde belirtilerin şiddetlenebileceğini belirten Ülger, bu süreçte hastaların daha dikkatli olması gerektiğini vurguladı.</p><p>Astımın kontrol altında tutulmasında en önemli faktörlerden biri tedaviye uyum. Ancak sigara kullanımı, obezite ve ilaçların yanlış teknikle kullanılması hastalığın kontrolünü zorlaştırıyor.</p><p>Prof. Dr. Ülger, 'Sık sık nefes açıcı ilaçlara ihtiyaç duyulması, astımın iyi yönetilmediğinin önemli bir göstergesidir' diyerek düzenli tedavi ve doktor takibinin önemine dikkat çekti.</p><strong>Tedavide hedef: atakları önlemek</strong><p>Astım tedavisinde amaç yalnızca kriz anlarını geçirmek değil, atakların oluşmasını engellemek. Bu doğrultuda kontrol edici ve rahatlatıcı ilaçlar birlikte kullanılıyor.</p><p>İnhale kortikosteroidler ve kombine tedaviler hastalığın temel tedavisini oluştururken, hızlı etkili ilaçlar ani semptomlarda rahatlama sağlıyor. Ancak sadece bu ilaçlara bağlı kalınması yeterli görülmüyor.</p><strong>Yaşam tarzı tedavinin bir parçası</strong><p>Astım yönetiminde ilaç kadar yaşam alışkanlıkları da belirleyici rol oynuyor. Ev içi alerjenlerin azaltılması, düzenli temizlik yapılması ve sigara dumanından uzak durulması öneriliyor. Ayrıca yoğun kimyasal içeren temizlik ürünlerinden kaçınılması, hassas hava yollarının korunmasına katkı sağlıyor.</p><p>Prof. Dr. Ülger açıklamalarına, 'Düzenli egzersiz ve sağlıklı beslenme, astımın kontrolüne olumlu katkı sunuyor. Yüzme, yoga ve bisiklet gibi aktiviteler önerilirken, egzersiz planının mutlaka hekim kontrolünde yapılması gerekiyor' İfadeleriyle son verdi. </p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.karakosehaber.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/bu-4-belirti-varsa-astim-kapin_1777973634_CbyilM.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Bu 4 belirti varsa astım kapınızı çalıyor olabilir ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.karakosehaber.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/bu-4-belirti-varsa-astim-kapin_1777973634_CbyilM.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Karaköse Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Karaköse Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Çocuğunuzda ani davranış değişikliği varsa “ergenliktir geçer” demeyin!]]></title>
            <link>https://www.karakosehaber.com/cocugunuzda-ani-davranis-degisikligi-varsa-ergenliktir-gecer-demeyin/228309/</link>
            <description><![CDATA[Acıbadem Fulya Hastanesi Uzman Psikolog Sena Sivri, çocuklarda ani davranış değişimlerinin göz ardı edilmemesi gerektiğini belirterek, erken fark edilen sorunların doğru yaklaşımla büyümeden çözülebileceğini vurguladı.]]></description>
            <guid>https://www.karakosehaber.com/cocugunuzda-ani-davranis-degisikligi-varsa-ergenliktir-gecer-demeyin/228309/</guid>
            <category domain="https://www.karakosehaber.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Tue, 05 May 2026 01:34:19 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Son yıllarda çocuklar ve ergenler arasında öfke patlamaları, içe kapanma, akran zorbalığı ve riskli davranışlarda gözle görülür bir artış yaşanıyor. Uzmanlara göre bu durumun arkasında dijital dünyanın kontrolsüz etkisi, sosyal medyada şiddetin normalleşmesi, aile içi iletişim eksikliği ve artan akademik baskı gibi birçok etken bulunuyor.</p><p>Acıbadem Fulya Hastanesi Uzman Psikolog Sena Sivri, çocukların yaşadıkları sorunları çoğu zaman sözle değil davranışlarıyla ifade ettiğini belirterek, ebeveynlerin bu sinyalleri gözden kaçırmaması gerektiğini vurguluyor. Özellikle 'ergenliktir geçer' ya da 'dikkat çekmek istiyor' gibi yaklaşımların, altta yatan problemleri görünmez kılabileceğine dikkat çekiliyor.</p><strong>Bu belirtiler göz ardı edilmemeli</strong><p>Uzman Psikolog Sena Sivri&#39;ye göre çocuklarda ani davranış değişimleri çoğu zaman bir mesaj niteliği taşıyor. Dikkat edilmesi gereken başlıca işaretler ise şöyle sıralanıyor:</p>Ani öfke patlamaları ve saldırganlık: Daha önce görülmeyen öfke nöbetleri, eşyaları kırma ya da çevreye zarar verme davranışları, çocuğun içsel stres yaşadığını gösterebilir.İçe kapanma ve yalnızlaşma: Sosyal bir çocuğun birden bire kendini geri çekmesi, aileyle iletişimini azaltması önemli bir uyarı olabilir.Uyku ve iştah değişiklikleri: Kabuslar, uykusuzluk, iştahsızlık ya da aşırı yeme gibi durumlar psikolojik yükün bedensel yansıması olabilir.Ders başarısında düşüş: Okula karşı isteksizlik, dikkat dağınıklığı ve ani not düşüşleri yalnızca akademik değil, duygusal sorunlara da işaret edebilir.Gizlilik ve riskli dijital davranışlar: Telefonu saklama, kimlerle iletişim kurduğunu gizleme ve uzun süre çevrim içi kalma dikkatle izlenmeli.Umutsuzluk ve kendine zarar verme ifadeleri: 'Kimse beni anlamıyor' ya da 'yaşamak istemiyorum' gibi cümleler ciddiyetle ele alınmalı.<strong>Sağlıklı iletişim için kritik adımlar</strong><p>Uzman Psikolog Sena Sivri, çocuklarla güçlü bir bağ kurmanın en etkili yolunun sağlıklı iletişimden geçtiğini belirtti. Günlük yaşamın yoğunluğu içinde bile çocuklara ayrılan kısa ama kaliteli zamanın, onların duygusal güvenini artırdığına dikkat çeken Sivri ebeveynlere şu temel yaklaşımları önerdi:</p>Her gün kısa da olsa çocukla kesintisiz zaman geçirmekÇocuğu yargılamadan dinlemek ve duygularını anlamaya çalışmakHislerini ifade etmesine yardımcı olmakKuralları sevgi diliyle ve açıklayarak koymakGerekli durumlarda uzman desteğine başvurmak ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.karakosehaber.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/cocugunuzda-ani-davranis-degis_1777934058_ZHuM0n.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Çocuğunuzda ani davranış değişikliği varsa “ergenliktir geçer” demeyin! ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.karakosehaber.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/cocugunuzda-ani-davranis-degis_1777934058_ZHuM0n.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Karaköse Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Karaköse Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Yağlı karaciğer alarmı: her 3 kişiden biri risk altında]]></title>
            <link>https://www.karakosehaber.com/yagli-karaciger-alarmi-her-3-kisiden-biri-risk-altinda/228282/</link>
            <description><![CDATA[Her 3 kişiden birinde görülen yağlı karaciğer hastalığı, belirti vermeden ilerleyerek ciddi hasarlara yol açabiliyor, Prof. Dr. Hakan Ümit Ünal, basit hataların bile süreci karaciğer yetmezliğine kadar götürebileceği uyarısında bulunuyor.]]></description>
            <guid>https://www.karakosehaber.com/yagli-karaciger-alarmi-her-3-kisiden-biri-risk-altinda/228282/</guid>
            <category domain="https://www.karakosehaber.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Mon, 04 May 2026 11:53:58 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Obezite ve yanlış yaşam alışkanlıklarıyla hızla artan yağlı karaciğer hastalığı, belirti vermeden ilerleyerek ciddi sonuçlara yol açabiliyor. Basit hatalar, süreci geri dönülmez noktaya taşıyabiliyor.</p><p>Son yıllarda Türkiye&#39;de yaygınlaşan obezite, insülin direnci ve sağlıksız yaşam alışkanlıkları, yağlı karaciğer hastalığını toplumun önemli bir sorunu haline getirdi. Günümüzde neredeyse her üç kişiden birinde görülen hastalık, çoğu zaman belirti vermeden ilerlediği için geç fark ediliyor. Karaciğerin yüzde 80&#39;e varan hasara kadar sessiz kalabilmesi, hastalığın sinsi ilerlemesine neden oluyor.</p><p>Acıbadem Bakırköy Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Hakan Ümit Ünal, özellikle 'karaciğer detoksu' adı altında yapılan yanlış uygulamaların hastalığı daha da ileri taşıyabildiğine dikkat çekti.</p><p>'Karaciğer hasarı çoğu zaman belirti vermeden ilerler ve hastalar geç dönemde fark eder. Bu süreçte yapılan yanlış uygulamalar tabloyu ağırlaştırabilir. Karaciğerin ekstra detoksa ihtiyacı yoktur, doğru yaşam alışkanlıklarıyla kendini yenileyebilir. İçeriği bilinmeyen bitkisel ürünler ise ciddi hasarlara yol açabilir.'</p><strong>Karaciğere zarar veren hatalar</strong><p>Prof. Dr. Ünal, günlük hayatta sık yapılan bazı hataların karaciğer sağlığını ciddi şekilde tehdit ettiğini belirtti. Şok diyetlerle hızlı kilo vermeye çalışmanın karaciğer üzerindeki stresi artırdığını ve yağlanmayı tetiklediğini ifade eden Ünal, sadece diyet yapıp egzersizi ihmal etmenin de metabolizmayı olumsuz etkilediğini vurguladı.</p><p>Aşırı meyve tüketiminin fruktoz nedeniyle karaciğer yağlanmasını artırabileceğini belirten Ünal, özellikle meyve suyunun bu süreci hızlandırdığını söyledi. 'Doğal' olduğu düşüncesiyle bilinçsizce tüketilen bitkisel ürünlerin de ciddi risk taşıdığına dikkat çeken Ünal, bu tür ürünlerin karaciğer hasarına hatta nakil gerektiren durumlara yol açabildiğini dile getirdi.</p><p>Alkol tüketiminin de hafife alınmaması gerektiğini ifade eden Ünal, özellikle yağlı karaciğeri olan bireylerde düşük miktarların bile hastalığın ilerlemesini hızlandırabileceğini belirtti.</p><strong>Erken önlem hayat kurtarıyor</strong><p>Yağlı karaciğer hastalığının erken dönemde kontrol altına alınabileceğine dikkat çeken Ünal, sağlıklı beslenme, düzenli egzersiz ve bilinçli yaşam tarzı alışkanlıklarının önemine işaret etti. Basit önlemlerle hastalığın ilerlemesinin durdurulabileceği, ihmal edilmesi halinde ise karaciğer yetmezliği ve nakil ihtiyacına kadar gidebileceği vurgulandı.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.karakosehaber.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/yagli-karaciger-alarmi-her-3-k_1777884837_hRMKJl.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Yağlı karaciğer alarmı: her 3 kişiden biri risk altında ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.karakosehaber.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/yagli-karaciger-alarmi-her-3-k_1777884837_hRMKJl.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Karaköse Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Karaköse Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[2050’de çocukların yarısı miyop olabilir]]></title>
            <link>https://www.karakosehaber.com/2050-de-cocuklarin-yarisi-miyop-olabilir/228281/</link>
            <description><![CDATA[Çocuklarda hızla artan miyopi vakaları, gelecekte büyük bir görme sağlığı sorununa dönüşebilir. Erken önlem ve düzenli kontrol kritik önem taşıyor.]]></description>
            <guid>https://www.karakosehaber.com/2050-de-cocuklarin-yarisi-miyop-olabilir/228281/</guid>
            <category domain="https://www.karakosehaber.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Mon, 04 May 2026 11:37:46 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Dünya genelinde çocuklarda giderek artan miyopi (kısa görüşlülük) vakaları dikkat çekiyor. Mevcut verilere göre çocuk nüfusunun yaklaşık yüzde 30&#39;u miyopken, bu oranın 2050 yılına kadar yüzde 50&#39;ye ulaşabileceği öngörülüyor. Göz sağlığı alanında yapılan değerlendirmeler, özellikle çocukluk döneminde alınacak basit önlemlerin bu artışı yavaşlatabileceğini ortaya koyuyor.</p><p>Memorial Bahçelievler Hastanesi Göz Hastalıkları Bölümü&#39;nden Doç. Dr. Hayati Yılmaz, miyopinin oluşum süreci ve çocuklarda artış nedenlerine ilişkin önemli bilgiler paylaştı.</p><p>Doç. Dr. Yılmaz, görmenin temel mekanizmasına dikkat çekerek, 'Net bir görüntü oluşabilmesi için ışığın gözün sarı noktası olan makulaya doğru şekilde odaklanması gerekir. Miyopide ise bu odak noktası öne kayar ve uzak mesafedeki görüntüler bulanıklaşır' dedi.</p><p>Miyopinin genellikle okul çağında fark edildiğini belirten Yılmaz, özellikle 5-12 yaş aralığındaki çocuklarda daha sık görüldüğünü ifade etti.</p><p>Çocuklarda miyopinin ortaya çıkmasında hem genetik hem de çevresel faktörlerin etkili olduğunu belirten Yılmaz, 'Ailede miyopi öyküsü olması önemli bir risk faktörüdür. Bunun yanı sıra uzun süre ekran kullanımı, kitaplara çok yakından bakma ve yetersiz ışıkta okuma gibi alışkanlıklar da miyopiyi tetikleyebilmektedir' İfadelerini kullandı.</p><p>Ayrıca açık havada geçirilen sürenin azalmasının da önemli bir etken olduğuna dikkat çekildi.</p><strong>'Gözlerini kısarak bakıyorsa ihmal etmeyin'</strong><p>Miyopinin çoğu zaman sinsi ilerlediğini vurgulayan Yılmaz, ebeveynlere şu uyarıda bulundu:</p><p>'Çocuklar çoğu zaman görme problemlerini ifade edemez. Tahtayı görememe, televizyona çok yaklaşma, gözleri kısarak bakma ve sık göz ovuşturma gibi davranışlar miyopinin habercisi olabilir.'</p><p>Bu durumun, çocukların ders başarısını ve sosyal yaşamını da olumsuz etkileyebileceği belirtildi.</p><strong>'Tedavide amaç ilerlemeyi yavaşlatmak'</strong><p>Miyopi tedavisinde temel hedefin net görmeyi sağlamak ve ilerlemeyi kontrol altına almak olduğunu belirten Yılmaz, 'En yaygın yöntem gözlük kullanımıdır. Bunun yanı sıra özel camlar, kontakt lensler ve gece kullanılan ortokeratoloji lensleri de tercih edilebilmektedir' dedi.</p><p>Son yıllarda düşük yoğunluklu kırmızı ışık tedavisinin de gündeme geldiğini belirten Yılmaz, bu yöntemin ilerlemeyi yavaşlatma konusunda umut vadettiğini ifade etti.</p><strong>'Açık hava ve düzenli kontrol büyük önem taşıyor'</strong><p>Yaşam tarzı değişikliklerinin miyopi üzerinde etkili olduğunu vurgulayan Yılmaz, 'Ekran süresinin azaltılması ve çocukların açık havada daha fazla vakit geçirmesi, hem miyopinin önlenmesinde hem de ilerlemesinin yavaşlatılmasında oldukça etkilidir' diye konuştu.</p><p>Düzenli göz muayenesinin önemine de dikkat çeken Yılmaz, 'Yılda en az bir kez yapılacak göz kontrolü sayesinde miyopi erken dönemde tespit edilebilir ve ilerleme kontrol altına alınabilir' ifadelerini kullandı.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.karakosehaber.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/2050-de-cocuklarin-yarisi-miyo_1777883863_I8jMxa.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ 2050’de çocukların yarısı miyop olabilir ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.karakosehaber.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/2050-de-cocuklarin-yarisi-miyo_1777883863_I8jMxa.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Karaköse Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Karaköse Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Dünya öfkeli değil: Asıl sorun kaygı ve üzüntü]]></title>
            <link>https://www.karakosehaber.com/dunya-ofkeli-degil-asil-sorun-kaygi-ve-uzuntu/228270/</link>
            <description><![CDATA[Psikoloji uzmanları, öfkenin sanıldığı gibi zararlı değil, doğru ifade edildiğinde bireyi harekete geçiren önemli bir duygu olduğunu belirtiyor.]]></description>
            <guid>https://www.karakosehaber.com/dunya-ofkeli-degil-asil-sorun-kaygi-ve-uzuntu/228270/</guid>
            <category domain="https://www.karakosehaber.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Sun, 03 May 2026 22:18:23 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Günümüzde artan 'sürekli mutlu olma' baskısı, insanların doğal duygularını bastırmasına neden olurken, uzmanlar bu yaklaşımın psikolojik açıdan ciddi riskler barındırdığına dikkat çekiyor. Acıbadem Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Kurt, öfkenin sanılanın aksine zararlı değil, doğru yönetildiğinde bireyi güçlendiren temel bir duygu olduğunu vurguladı.</p><strong>'Sorun öfke değil, nasıl ifade edildiği'</strong><p>Prof. Dr. Murat Kurt, dünya genelinde yapılan geniş çaplı araştırmalara işaret ederek, insanların düşündüğünün aksine daha 'öfkeli' değil, daha çok 'kaygılı ve üzgün' hale geldiğini belirtti. 113 ülkede 1,5 milyondan fazla kişiyle yapılan analizlerin, son yıllarda duygusal sıkıntının belirgin şekilde arttığını ortaya koyduğunu ifade eden Kurt, öfke seviyelerinde ise anlamlı bir artış olmadığını söyledi.</p><p>Kurt, 'Öfke insani ve evrensel bir duygudur. Bastırılması değil, sağlıklı bir şekilde ifade edilmesi gerekir. Asıl sorun öfkenin varlığı değil, nasıl ifade edildiğidir' dedi.</p><strong>Öfke, doğru kullanıldığında motive edici bir güç</strong><p>Psikoloji literatüründe öfkenin; mutluluk, korku ve üzüntü gibi temel duygular arasında yer aldığını hatırlatan Kurt, bu duygunun evrimsel olarak bireyi harekete geçiren bir mekanizma olduğunu ifade etti.</p><p>Heather Lench ve ekibinin yaptığı çalışmalara da değinen Kurt, özellikle zorlayıcı görevlerde öfkenin performansı artırabildiğini söyledi. Ancak bu durumun kontrol edilmediğinde etik sınırların ihlal edilmesine de yol açabileceği uyarısında bulundu.</p><strong>Beyindeki denge mekanizması: amigdala ve prefrontal korteks</strong><p>Öfkenin sadece ani bir patlama değil, beyindeki karmaşık bir denge mekanizmasının sonucu olduğunu belirten Kurt, şu bilgileri paylaştı:</p>Beyindeki amigdala, tehdit ve engel algısında duygusal tepkiyi başlatıyor.Prefrontal korteks ise bu tepkiyi kontrol ederek davranışları düzenliyor.Alkol ve madde kullanımı bu dengeyi bozarak kontrolsüz tepkilere yol açabiliyor.<p>Bu nedenle özellikle stresli dönemlerde bireylerin kendini kontrol etme becerilerinin zayıflayabildiğine dikkat çekildi.</p><strong>Öfke ne zaman tehlikeli hale gelir?</strong><p>Uzmanlara göre öfke; haksızlığa uğrama, hedeflerin engellenmesi, stres, uykusuzluk ve sosyal dışlanma gibi durumlarda ortaya çıkıyor. Ancak bu duygu doğru yönetilmediğinde saldırganlığa dönüşebiliyor.</p><p>Prof. Dr. Murat Kurt, 'Öfke bir duygudur, saldırganlık ise bu duygunun kontrolsüz davranışa dönüşmüş halidir. Esas risk burada başlar' diyerek şu uyarıyı yaptı:</p>Bastırılan öfke zamanla kronikleşebilirPsikosomatik hastalıklara yol açabilirDepresyon ve içe kapanma gibi sorunları tetikleyebilir<strong>'Aslında daha kaygılı bir dünyada yaşıyoruz'</strong><p>Davranış bilimciler Michael Daly ve Lucia Macchia tarafından yapılan küresel analizler de dikkat çekici sonuçlar ortaya koyuyor. 2009-2021 yılları arasında:</p>Duygusal sıkıntı oranı %25&#39;ten %31&#39;e yükseldiÖfke düzeyinde ise yalnızca %1,6&#39;lık değişim görüldü<p>Kurt, bu tabloyu 'Ekonomik güvensizlik ve toplumsal istikrarsızlık, insanların biyolojisini doğrudan etkiliyor' sözleriyle değerlendirdi.</p><strong>Öfke yönetimi mümkün: işte uzman önerileri</strong><p>Prof. Dr. Murat Kurt, öfke kontrolünün öğrenilebilir bir beceri olduğunun altını çizerek şu adımları sıraladı:</p>Farkındalık: 'Şu an öfkeliyim' diyebilmekDüşünceyi sorgulama: Tepkiye neden olan düşünceleri analiz etmekTetikleyicileri tanıma: Öfkeye neden olan durumları önceden bilmekTepkiyi erteleme: Anlık reaksiyon yerine kısa bir bekleme süresi koymakAlternatif davranış geliştirme: Daha sağlıklı tepki yolları oluşturmak<p>Kurt, 'Birkaç saniyelik gecikme bile büyük fark yaratır' diyerek dürtü kontrolünün önemine dikkat çekti.</p><p>Öfkenin kontrol edilemediği durumlarda profesyonel destek alınması gerektiğini belirten Kurt, psikolojik danışmanlık süreçlerinin bireyin hem düşünce yapısını hem de davranışlarını yeniden düzenlemesine yardımcı olduğunu ifade etti.</p><p>'Aile içinde iletişimin açık olduğu, bireylerin kendini ifade edebildiği ve karşılıklı saygının bulunduğu ortamlarda öfke sağlıklı şekilde ortaya konabilir. Bu da hem bireysel hem toplumsal gelişime katkı sağlar' diyen Kurt, öfkenin doğru yönetildiğinde bir 'yıkım' değil, bir 'gelişim aracı' olabileceğini sözlerine ekledi.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.karakosehaber.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/dunya-ofkeli-degil-asil-sorun-_1777835902_GF8s4L.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Dünya öfkeli değil: Asıl sorun kaygı ve üzüntü ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.karakosehaber.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/dunya-ofkeli-degil-asil-sorun-_1777835902_GF8s4L.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Karaköse Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Karaköse Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Kanser tedavisinde yalnızca ilaç değil hareket de önemli]]></title>
            <link>https://www.karakosehaber.com/kanser-tedavisinde-yalnizca-ilac-degil-hareket-de-onemli/228258/</link>
            <description><![CDATA[Uzmanlara göre kanser tedavisinde fiziksel, ruhsal ve bilişsel alanları kapsayan bütüncül yaklaşım büyük önem taşıyor, doğru planlanan egzersiz ve rehabilitasyon uygulamaları hastaların yaşam kalitesini artırıyor.]]></description>
            <guid>https://www.karakosehaber.com/kanser-tedavisinde-yalnizca-ilac-degil-hareket-de-onemli/228258/</guid>
            <category domain="https://www.karakosehaber.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Sun, 03 May 2026 16:44:48 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>1–7 Nisan Ulusal Kanser Haftası kapsamında yapılan değerlendirmelerde, kanserle mücadelenin yalnızca hastalığın tedavisiyle sınırlı olmadığı, aynı zamanda hastaların yaşam kalitesini artırmaya yönelik destekleyici uygulamaların da sürecin önemli bir parçası olduğu vurgulandı.</p><p>Kanserin hem hastalığın kendisi hem de uygulanan tedavi yöntemleri nedeniyle çok yönlü ele alınması gereken zorlu bir süreç olduğuna dikkat çekilirken, fiziksel, ruhsal ve bilişsel alanları kapsayan kanser rehabilitasyonunun sürece dahil edilmesi gerektiği ifade edildi. Tedavi sürecinde ortaya çıkan yorgunluk, ağrı ve hareket kısıtlılığının hastaların günlük yaşamını doğrudan etkilediği belirtiliyor.</p><p>Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi&#39;nden Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Semih Akı, rehabilitasyonun bu süreçteki rolüne dikkat çekerek, 'Bu yüzden rehabilitasyon kapsamında özellikle fiziksel fonksiyonların desteklenmesine yönelik uygulamalar, hastaların hareket kapasitesinin korunması ve günlük yaşam aktivitelerini sürdürebilmesi açısından değerli' dedi.</p><strong>'Egzersiz psikolojik iyiliği de destekliyor'</strong><p>Düzenli egzersizin yalnızca fiziksel değil, psikolojik açıdan da önemli katkılar sunduğunu belirten Akı, aktif yaşamın kalp sağlığını koruma, stres, depresyon ve anksiyete ile baş etme ile kemik gücünü artırmada etkili olduğunu ifade etti.</p><p>Kanser rehabilitasyonu programlarının hastalığın türüne ve evresine göre şekillendirildiğini dile getiren Akı, 'Kanser rehabilitasyonu programları hastalığın türüne ve evresine göre şekillendirilir. Hastane içinde multidisipliner yaklaşımlarla uygulanabildiği gibi kişiye özel ev programları şeklinde de planlanabilir. Özellikle kemoterapi ve radyoterapi alan hastalarda, hareketsizlik ve buna bağlı gelişen komplikasyonlar fiziksel fonksiyonları etkileyerek rehabilitasyon sürecinin planlanmasında önemli bir rol oynar' diye konuştu.</p><strong>Kanser sürecinde fiziksel iyilik için 10 önemli öneri</strong><p>Uzmanlar, tedavi sürecinde hastaların fiziksel iyilik halini desteklemek için şu önerilere dikkat edilmesi gerektiğini belirtiyor:</p>Egzersiz programını mutlaka uzman eşliğinde ve kişiye özel planlayın.Egzersize düşük tempoda başlayarak kademeli şekilde artırın.Günlük egzersiz süresini parçalara bölerek dinlenme araları verin.Egzersizi keyifli hale getirmek için grup aktiviteleri veya müzikten faydalanın.Günlük yaşamda hareketi artıracak küçük alışkanlıklar edinin.Adım sayınızı takip ederek hareket düzeyinizi kontrol altında tutun.Rahat kıyafetler tercih edin ve yeterli su tüketin.Egzersiz öncesi ısınma, sonrası esneme hareketlerini ihmal etmeyin.Kendinizi iyi hissetmediğinizde egzersizi bırakın.Kansızlık gibi ek durumlarda mutlaka doktora danışın. ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.karakosehaber.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/kanser-tedavisinde-yalnizca-il_1777815887_f5KLTw.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Kanser tedavisinde yalnızca ilaç değil hareket de önemli ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.karakosehaber.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/kanser-tedavisinde-yalnizca-il_1777815887_f5KLTw.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Karaköse Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Karaköse Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Işık saçan bakterilerle hızlı tanı: Doğru antibiyotik dakikalar içinde belirleniyor]]></title>
            <link>https://www.karakosehaber.com/isik-sacan-bakterilerle-hizli-tani-dogru-antibiyotik-dakikalar-icinde-belirleniyor/228248/</link>
            <description><![CDATA[Acıbadem Üniversitesi bünyesinde geliştirilen yeni test sayesinde enfeksiyonlarda doğru antibiyotik 15-90 dakika içinde tespit edilebiliyor.]]></description>
            <guid>https://www.karakosehaber.com/isik-sacan-bakterilerle-hizli-tani-dogru-antibiyotik-dakikalar-icinde-belirleniyor/228248/</guid>
            <category domain="https://www.karakosehaber.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Sun, 03 May 2026 13:54:39 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Antibiyotik direnci, dünya genelinde sağlık sistemlerini tehdit eden en önemli sorunlardan biri olmayı sürdürüyor. Yanlış ya da geciken tedavi süreçleri, hem hastaların iyileşmesini zorlaştırıyor hem de bakterilerin ilaçlara karşı direnç geliştirmesine neden oluyor. Bu soruna çözüm olabilecek dikkat çekici bir teknoloji, Acıbadem Üniversitesi&#39;nde geliştirildi.</p><p>Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Tanıl Kocagöz ile Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Biyomedikal Mühendisliği Bölümü Başkanı Prof. Dr. Özge Can öncülüğünde geliştirilen 'Hızlı Antibiyotik Duyarlılık Testi', enfeksiyona neden olan bakterinin hangi antibiyotiğe duyarlı olduğunu çok kısa sürede ortaya koyuyor.</p><p>Geliştirilen yöntemde, antibiyotik etkisiyle ölen bakteriler özel bir boya sayesinde ışık yayıyor. Bu sayede hangi ilacın etkili olduğu hızlı ve net şekilde belirlenebiliyor. Klasik yöntemlerde bir günü bulan test süresi, bu yeni teknoloji ile 15 ila 90 dakika arasına indiriliyor.</p><p>Prof. Dr. Tanıl Kocagöz, yöntemin çalışma prensibini şu sözlerle anlattı:</p><p>'Bu yöntemde bakterinin hücre zarından canlıyken geçemeyen özel bir boya kullanıyoruz. Antibiyotik etkisiyle bakteri öldüğünde hücre zarı geçirgen hale geliyor ve boya içeri giriyor. Boya DNA&#39;ya bağlandığında ışık oluşuyor. Böylece bakterinin ölüp ölmediğini dakikalar içinde anlayabiliyoruz.'</p><p>Antibiyotiğe dirençli bakterilerde ise farklı bir tablo ortaya çıktığını belirten Kocagöz,</p><p>'Eğer bakteri kullanılan antibiyotiğe dirençliyse ölmez ve boya hücre içine giremez. Bu durumda herhangi bir ışık oluşmaz. Bu da bize o antibiyotiğin etkisiz olduğunu hızlıca gösterir.' ifadelerini kullandı.</p><p>Geliştirilen testin yalnızca tanı sürecini hızlandırmakla kalmadığını, aynı zamanda tedavi başarısını da artırdığını vurgulayan Prof. Dr. Özge Can ise şu değerlendirmede bulundu:</p><p>'Gereksiz antibiyotik kullanımının önüne geçmek, hem hastanın doğru tedaviye ulaşmasını sağlar hem de direnç gelişimini engeller. Bu sistem sayesinde her hastaya uygun, hedefe yönelik tedavi planı oluşturulabiliyor.'</p><p>Özellikle hastane enfeksiyonlarında zamanın kritik olduğuna dikkat çeken Can, geliştirilen teknolojinin sağlık sistemine önemli katkılar sunacağını belirtti.</p><p>Laboratuvar aşaması tamamlanan ve yerli imkanlarla geliştirilen testin, yakın zamanda hastanelerde kullanıma sunulması hedefleniyor. Yeni yöntem, enfeksiyon hastalıklarında hızlı ve doğru tedaviye ulaşmayı kolaylaştırarak, antibiyotik direnciyle mücadelede önemli bir adım olarak değerlendiriliyor.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.karakosehaber.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/isik-sacan-bakterilerle-hizli-_1777805677_YWAc1s.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Işık saçan bakterilerle hızlı tanı: Doğru antibiyotik dakikalar içinde belirleniyor ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.karakosehaber.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/isik-sacan-bakterilerle-hizli-_1777805677_YWAc1s.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Karaköse Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Karaköse Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Varikosel kısırlığın en önemli nedenlerinden biri mi?]]></title>
            <link>https://www.karakosehaber.com/varikosel-kisirligin-en-onemli-nedenlerinden-biri-mi/228240/</link>
            <description><![CDATA[Erkeklerde yaygın görülen varikosel, çoğu zaman belirti vermeden ilerlerken, bazı durumlarda kısırlığa kadar gidebilen sorunlara yol açabiliyor.]]></description>
            <guid>https://www.karakosehaber.com/varikosel-kisirligin-en-onemli-nedenlerinden-biri-mi/228240/</guid>
            <category domain="https://www.karakosehaber.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Sat, 02 May 2026 23:45:16 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Varikosel, erkeklerde testisleri saran toplardamarların genişlemesiyle ortaya çıkan ve yetişkin erkeklerin yaklaşık yüzde 15&#39;inde görülen bir sağlık sorunu olarak öne çıkıyor. Yunus Çolakoğlu, hastalığın özellikle kısırlık yaşayan erkeklerde çok daha sık görüldüğünü belirterek, 'Varikosel, erkeklerde oldukça yaygın bir hastalıktır. İnfertilite sorunu yaşayan erkeklerde bu oran yüzde 35-40&#39;lara kadar çıkabilmektedir' dedi.</p><p>Genellikle sol testiste görülen varikoselin bazı kişilerde hiçbir belirti vermeden ilerlediğini aktaran Yunus Çolakoğlu, 'Bazen hiç belirti vermezken bazen uzun süre ayakta kalınca artan künt ağrı, ağırlık hissi veya ele &#39;solucan torbası&#39; gibi gelen damarlaşma durumu oluşabilmektedir' ifadelerini kullandı.</p><p>Varikoselin testislerde çeşitli mekanizmalarla hasara yol açtığını belirten Çolakoğlu, 'Genişleyen damarlarda göllenmiş kan, skrotal ısı artışına neden olur. Testislerin normalden daha sıcak bir ortamda bulunması sperm üretimini olumsuz etkiler. Ayrıca oksijen azlığı ve zararlı maddelerin geri akışı da süreci kötüleştirir' dedi.</p><p>Bu durumun zamanla sperm kalitesinde düşüşe ve testislerde küçülmeye neden olabileceğini ifade eden Çolakoğlu, 'Sperm sayısında ve hareketliliğinde bozulma, testosteron üretiminde azalma görülebilir. Varikosel, testisleri ısısal ve oksidatif stres altında bırakarak ilerleyici hasar oluşturabilir' şeklinde konuştu.</p><p>Tanı sürecinin detaylı değerlendirme gerektirdiğine dikkat çeken Çolakoğlu, 'Detaylı fizik muayene, Doppler ultrasonografi ve sperm analizi başta olmak üzere kapsamlı incelemeler yapılmalıdır. Her varikosel tanısı ameliyat gerektirmez. Tedavi kararı kişiye özel verilmelidir' dedi.</p><p>Ameliyatın gerekli görüldüğü durumlara da değinen Çolakoğlu, 'Açıklanamayan kısırlık, testis hacminde küçülme veya günlük yaşamı etkileyen ağrı varsa cerrahi düşünülebilir' ifadelerini kullandı.</p><p>Tedavi yöntemleri hakkında bilgi veren Çolakoğlu, 'Mikrocerrahi varikoselektomi günümüzde en başarılı yöntemlerden biridir. Bu ameliyat sonrası sperm kalitesinde ve hormon seviyelerinde anlamlı iyileşmeler görülebilir' dedi.</p><p>Varikoselin her zaman ciddi sonuçlar doğurmadığını belirten Çolakoğlu, 'Birçok erkek varikosel ile sorunsuz şekilde yaşamını sürdürebilir. Düzenli takip ve sağlıklı yaşam alışkanlıkları çoğu zaman yeterlidir. Sigara bırakılması, kilo kontrolü ve aşırı sıcaktan kaçınılması bu süreçte önemlidir' şeklinde konuştu.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.karakosehaber.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/varikosel-kisirligin-en-onemli_1777754715_N9FGVc.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Varikosel kısırlığın en önemli nedenlerinden biri mi? ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.karakosehaber.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/varikosel-kisirligin-en-onemli_1777754715_N9FGVc.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Karaköse Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Karaköse Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Psikoz gençleri neden hedef alıyor?]]></title>
            <link>https://www.karakosehaber.com/psikoz-gencleri-neden-hedef-aliyor/228239/</link>
            <description><![CDATA[Psikozun çoğunlukla 12-29 yaş arasında ortaya çıktığı belirtilirken, erken tanı ve tedavinin hastalığın etkilerini azaltmada kritik rol oynadığı vurgulandı.]]></description>
            <guid>https://www.karakosehaber.com/psikoz-gencleri-neden-hedef-aliyor/228239/</guid>
            <category domain="https://www.karakosehaber.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Sat, 02 May 2026 23:28:46 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Psikoz, kişinin gerçeklik algısını bozarak düşünce, muhakeme ve davranışlarını etkileyen ciddi bir ruhsal hastalık olarak tanımlanıyor. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, psikozun belirtileri, nedenleri ve tedavi yöntemlerine ilişkin önemli bilgiler paylaştı.</p><p>Psikozun kişiyi gerçeklerden koparabilen bir hastalıklar grubu olduğunu belirten Uluğ Çağrı Beyaz, 'Psikoz, kişiyi gerçeklerden, dış dünyadan koparan, düşünce, muhakeme, konuşma ve davranış problemlerinin görülebildiği hastalıklar grubuna verilen isimdir. Kişinin düşünceleri, dünyayı ve gerçekleri algılayış biçimi, duyguları ve davranışları bu hastalık sebebi ile etkilenir.' dedi.</p><p>Psikotik bozuklukların geniş bir tanım olduğunu ifade eden Beyaz, 'Sanrılı bozukluk, şizofreni, şizoaffektif bozukluk ve maddenin veya ilacın yol açtığı psikoz bozukluğu bu grupta yer alır. Her psikotik bozukluk tanısı alan kişinin şizofreni hastası olduğu anlamına gelmez.' ifadelerini kullandı.</p><p>Psikoza yol açabilecek faktörlerin farklılık gösterebildiğini belirten Beyaz, 'Genetik, uyuşturucu ve uyarıcı maddeler, travmalar, beyni etkileyen yaralanmalar, beyin tümörleri, felçler, Parkinson hastalığı, Alzheimer hastalığı, demans ve HIV psikoza neden olabilir.' dedi.</p><p>Hastalığın başlangıcının her bireyde farklı olabileceğini ifade eden Beyaz, 'Bazıları akut ve alevli başlarken bazıları daha sinsi ve hafif belirtilerle ortaya çıkabilir. Ancak çoğu zaman ilk ataktan önce sosyal izolasyon, akademik başarıda düşüş, konuşma miktarında azalma ve ilgisizlik gibi sinyal belirtiler görülebilir.' şeklinde konuştu.</p><p>Psikozun en sık genç yaşlarda görüldüğüne dikkat çeken Beyaz, 'Her 100 insandan 1 ila 2&#39;si hayatında bir kez psikoza girer. Bu hastalık ilk kez çoğunlukla 12 ve 29 yaşları arasında ortaya çıkar.' dedi.</p><p>Erken tanı ve tedavinin önemine vurgu yapan Beyaz, 'İlk psikoz atağının ardından vakit kaybetmeden tedaviye başlanması gerekir. Erken uygulanan tedavi, ilişkileri ve gündelik yaşamda meydana gelebilecek olumsuz durumları azaltmaya yardımcı olur.' ifadelerini kullandı.</p><p>Tedavi sürecine ilişkin bilgi veren Beyaz, 'Antipsikotik ilaçlar halüsinasyon ve sanrıları azaltmaya yardımcı olur. Bunun yanında bilişsel davranışçı terapi de kişinin düşünce yapısını ve davranışlarını düzenlemede önemli rol oynar.' dedi.</p><p>Psikozun tedavisinde erken müdahalenin büyük önem taşıdığına dikkat çeken Beyaz, düzenli takip ve uygun tedaviyle hastalığın kontrol altına alınabileceğini vurguladı.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.karakosehaber.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/psikoz-gencleri-neden-hedef-al_1777753725_2w03JT.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Psikoz gençleri neden hedef alıyor? ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.karakosehaber.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/psikoz-gencleri-neden-hedef-al_1777753725_2w03JT.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Karaköse Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Karaköse Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Bağımlılıktan vazgeçmek için hayatın anlamını bulmak gerekiyor!]]></title>
            <link>https://www.karakosehaber.com/bagimliliktan-vazgecmek-icin-hayatin-anlamini-bulmak-gerekiyor/228212/</link>
            <description><![CDATA[Bağımlılıkla mücadelede kalıcı çözümün, bireyin yaşamına anlam kazandırmasından geçtiği vurgulandı.]]></description>
            <guid>https://www.karakosehaber.com/bagimliliktan-vazgecmek-icin-hayatin-anlamini-bulmak-gerekiyor/228212/</guid>
            <category domain="https://www.karakosehaber.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Sat, 02 May 2026 12:33:06 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, NPİSTANBUL Hastanesi Yönetim Kurulu Başkanı ve Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Türkiye&#39;de ve dünyada artan bağımlılık türleri, özellikle kumar ve madde kullanımı, bunların toplumsal etkileri ve tedavi yaklaşımları hakkında açıklamalarda bulundu.</p><p>Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, bağımlılığın, günümüzde giderek büyüyen küresel bir sorun olarak dikkat çektiğini belirterek özellikle kumar bağımlılığının Türkiye&#39;de ciddi şekilde artarak bağımlılıklar arasında ilk sıraya yükseldiği söyledi. Tarhan, Madde kullanımında ise esrar ve kokain gibi maddelere geçişin yaygınlaştığına işaret ederek, 'Yeni bir kimyasal savaş olduğunu söyleyebiliriz. Bağımlılık küresel bir tehdit. Bazı maddelerin toz şeker tanesi kadar bir miktarı insanı öldürebiliyor.' dedi. </p><p>Prof. Dr. Tarhan Bağımlılıkla mücadelenin yalnızca tıbbi değil psikolojik boyutunun da güçlendirilmesi gerektiğini vurgulayarak yaşamın anlamlandırılmasının, bağımlılıktan uzaklaşmada kritik bir rol oynadığını ifade etti.  Tarhan, 'Şu anda Türkiye&#39;de dünyadan farklı olarak kumar bağımlılığı son derece yaygın görülüyor, hatta ilk sırada. Alkol ve madde bağımlılığını geride bıraktı.' dedi.</p><p>Diğer ülkelerle kıyaslandığında Türkiye&#39;nin en çok kokain kullanılan ülkelerden biri olduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, 'Bu madde Türkiye&#39;de daha düşük maliyetle piyasaya sürülüyor. Bu durum, maddeye erişimi kolaylaştırarak bağımlılık riskini artırıyor. Bu yönde yürütülen projeler var. Kumar ve madde ile Türkiye hedef alınıyor.' şeklinde konuştu.</p><strong>'Bağımlılık küresel bir tehdit!' </strong><p>Bağımlılık olgusunun tarihsel süreçte farklı şekillerde kullanıldığına dair örnekler veren Prof. Dr. Nevzat Tarhan, şunları söyledi:</p><p>'Tarihte, İngilizler Çin&#39;i yenmek için Çinlileri afyon maddesine alıştırıyor. Buna Afyon Savaşları deniyor. İngilizlerin yürüttüğü bu politikayla, Çin&#39;de madde bağımlılığı yaygınlaştı ve sosyal çöküş meydana geldi. Ancak Çin dersini aldı, madde konusunda işi sıkı tutuyor. Ancak bu sefer de fentanil ticareti yaptıkları iddiası var ki, fentanil maddesinin toz şeker tanesi kadar bir miktarı insanı öldürebiliyor. Özellikle sosyal medyada sıkça karşılaşılan, insanların zombi gibi hareket etmesine neden olan madde de fentanil. Bu maddeyi kullananların çok büyük bir bölümü de hayatını kaybediyor.</p><p>Yeni bir kimyasal savaş olduğunu söyleyebiliriz. Bağımlılık küresel bir tehdit ve küresel sermaye sahipleri tarafından yönlendiriliyor.'</p><strong>Madde kullanımından vazgeçmek için hayatın anlamlandırılması gerekiyor!</strong><p>Esrar maddesi kullanımının da ciddi oranda arttığına işaret eden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, 'Bağımlılar bir müddetten sonra esrar maddesi ile tatmin oluyorlar, imkanları varsa kokain maddesine geçiyorlar. Met kullanımında da son yıllarda artış gözleniyor' dedi.</p><p>Bağımlılığın özel olarak ele alınıp bağımlılık odaklı çalışmalar yürütülmesi gerektiğini dile getiren Prof. Dr. Tarhan, 'Tedavide, kişilerin zarar algısı ve sonuç bilincinin geliştirilmesi hedeflenmeli. Tedaviden sonra bu bilincin oluşup oluşmadığı sorgulanmalı. Bunu yaparken pozitif psikoloji 2.0 kullanmak lazım. Çünkü kullanılan maddelerin çoğu &#39;stres azaltma&#39; amacıyla kullanıyor. Kimisi acıyla baş edemediği için, kimisi anlam boşluğundan kullanıyor. Sadece klasik pozitif psikoterapi zayıf kalabilir. Kişilerin hayatlarının anlamlandırılması gerekiyor. O zaman madde kullanımından vazgeçebiliyorlar.' diyerek sözlerini tamamladı.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.karakosehaber.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/bagimliliktan-vazgecmek-icin-h_1777714385_bSnH5c.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Bağımlılıktan vazgeçmek için hayatın anlamını bulmak gerekiyor! ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.karakosehaber.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/bagimliliktan-vazgecmek-icin-h_1777714385_bSnH5c.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Karaköse Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Karaköse Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Diş sağlığında roller değişiyor: Uyku hijyenine dikkat]]></title>
            <link>https://www.karakosehaber.com/dis-sagliginda-roller-degisiyor-uyku-hijyenine-dikkat/228186/</link>
            <description><![CDATA[Çocuklarda artan ekran süresi ve düzensiz uyku alışkanlıkları, diş sıkma ve çürük riskini artırırken; uzmanlar uyku hijyeninin ağız ve diş sağlığında belirleyici rol oynadığını vurguluyor.]]></description>
            <guid>https://www.karakosehaber.com/dis-sagliginda-roller-degisiyor-uyku-hijyenine-dikkat/228186/</guid>
            <category domain="https://www.karakosehaber.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Fri, 01 May 2026 09:58:08 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Artan dijitalleşme, değişen beslenme alışkanlıkları ve düzensiz uyku rutinleri, çocukların ağız ve diş sağlığını doğrudan etkileyen yeni riskleri beraberinde getiriyor. Özellikle gece saatlerinde tüketilen karbonhidrat ağırlıklı gıdalar ve uyku öncesi ekran kullanımı, diş çürükleri ile diş sıkma (bruksizm) gibi sorunların daha sık görülmesine neden oluyor.</p><p>Çocuk Diş Hekimi Dt. Nurgül Demir, dijital oyun alışkanlıklarının çocukların uyku düzenini bozduğunu belirterek, 'Uzun süre ekran maruziyeti, çocukların uykuya geçişini zorlaştırırken sinir sistemini uyarır ve stres düzeyini artırır. Bu durum da uykuda diş sıkma ve gıcırdatma problemlerini tetikleyebilir. Özellikle akşam saatlerinde ekran kullanımının sınırlandırılması büyük önem taşır' dedi.</p><p>Diş sıkmanın yalnızca geçici bir alışkanlık olmadığını ifade eden Demir, 'Bruksizm zamanla dişlerde aşınmaya, çene ekleminde ağrıya ve çiğneme fonksiyonlarında bozulmaya neden olabilir. İlerleyen süreçte ağız açmada kısıtlılık ve kulak çevresinde rahatsızlık hissi de görülebilir. Bu nedenle erken fark edilmesi ve önlem alınması gerekir' diye konuştu.</p><p>Gece saatlerinde ağız içindeki koruyucu mekanizmaların zayıfladığına dikkat çeken Demir, 'Uyku sırasında tükürük akışı azalır ve bu durum diş yüzeylerinin kendini temizleme kapasitesini düşürür. Gece atıştırmaları özellikle karbonhidrat ağırlıklıysa çürük oluşumu için uygun bir ortam hazırlar. Bu nedenle uyku öncesi beslenme alışkanlıkları mutlaka gözden geçirilmelidir' ifadelerini kullandı.</p><p>Ağız kuruluğunun da önemli bir risk faktörü olduğunu belirten Demir, 'Uyku apnesi olan ya da ağızdan nefes alan çocuklarda gece boyunca ağız kuruluğu daha sık görülür. Bu durum hem diş eti hastalıkları hem de çürük oluşumu açısından risk oluşturur. Gün içinde yeterli su tüketimi bu noktada destekleyici olur' dedi.</p><p>Gece rutinlerinin ağız ve diş sağlığı açısından kritik olduğunu vurgulayan Demir, 'Çocukların uyumadan önce dişlerini fırçalaması alışkanlık haline getirilmelidir. Gece saatlerinde şekerli ve karbonhidratlı gıdalardan uzak durulmalı, uyku arasında yalnızca su tüketilmelidir. Düzenli ve kaliteli uyku, ağız sağlığının korunmasında en az fırçalama kadar etkilidir' şeklinde konuştu.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.karakosehaber.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/dis-sagliginda-roller-degisiyo_1777618685_j7hC5H.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Diş sağlığında roller değişiyor: Uyku hijyenine dikkat ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.karakosehaber.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/dis-sagliginda-roller-degisiyo_1777618685_j7hC5H.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Karaköse Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Karaköse Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Kalp sağlığı hayat kalitesini artırıyor]]></title>
            <link>https://www.karakosehaber.com/kalp-sagligi-hayat-kalitesini-artiriyor/228185/</link>
            <description><![CDATA[Kalp ve damar hastalıklarının her üç ölümden birine neden olduğu Türkiye’de, uzmanlar sağlıklı yaşam alışkanlıklarının erken yaşta kazanılmasının hayati önem taşıdığını vurguluyor.]]></description>
            <guid>https://www.karakosehaber.com/kalp-sagligi-hayat-kalitesini-artiriyor/228185/</guid>
            <category domain="https://www.karakosehaber.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Fri, 01 May 2026 09:47:37 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Kalbin düzenli ve dengeli çalışmasının yalnızca dolaşım sistemini değil; beyin, böbrek ve akciğerler başta olmak üzere tüm hayati organları doğrudan etkilediği bildirildi. Dünya genelinde olduğu gibi Türkiye&#39;de de kalp ve damar hastalıklarının en yaygın ölüm nedenleri arasında ilk sırada yer aldığına dikkat çekilirken, yaşam tarzında yapılacak basit değişikliklerin bu riski önemli ölçüde azaltabileceği ifade ediliyor.</p><p>Memorial Dicle Hastanesi Kardiyoloji Bölümü&#39;nden Prof. Dr. Serkan Akdağ, kalp sağlığının korunmasının sadece bireysel değil, toplumsal sağlık açısından da kritik olduğunu belirtti. Akdağ, 'Kalp sağlığı, yaşam süresini uzatmanın yanı sıra yaşam kalitesini de doğrudan etkileyen en önemli faktörlerden biridir. Sağlıklı bir kalp, diğer organların da sağlıklı çalışmasını sağlar' dedi.</p><strong>Risk faktörleri hayat tarzıyla doğrudan ilişkili</strong><p>Kalp ve damar hastalıklarının oluşumunda genetik yatkınlığın yanı sıra çevresel ve yaşam tarzına bağlı birçok etkenin rol oynadığı belirtiliyor. Hipertansiyon, diyabet, yüksek kolesterol, obezite, hareketsiz yaşam ve yoğun stres en önemli risk faktörleri arasında yer alıyor.</p><p>Özellikle sigara ve tütün ürünlerinin damar yapısını bozarak ciddi sağlık sorunlarına yol açtığını vurgulayan Akdağ, 'Sigara kullanımı, kalp krizi ve inme riskini katlanarak artırır. Genç yaşta başlayan tütün kullanımı ise ilerleyen yıllarda çok daha ciddi kalp-damar hastalıklarına zemin hazırlar' ifadelerini kullandı.</p><strong>Sağlıklı yaşam alışkanlıkları koruyucu rol oynuyor</strong><p>Prof. Dr. Serkan Akdağ&#39;a göre kalp sağlığını korumanın en etkili yolu dengeli beslenme ve düzenli fiziksel aktiviteyi yaşamın bir parçası haline getirmekten geçiyor. Zeytinyağı, sebze, meyve, tam tahıllar ve kuruyemişler kalp dostu besinler arasında öne çıkarken; işlenmiş gıdalar, aşırı tuz ve yağ tüketimi risk faktörlerini artırıyor.</p><p>Düzenli egzersizin kalp sağlığı üzerindeki olumlu etkilerine dikkat çeken Akdağ, 'Haftada en az 4 gün yapılacak 30 dakikalık tempolu yürüyüş ve düzenli fiziksel aktivite, kalp krizi riskini ciddi oranda azaltır. Hareketsiz yaşam tarzı ise kalp hastalıklarını tetikleyen en önemli unsurlardan biridir' dedi.</p><strong>Erken teşhis hayat kurtarıyor</strong><p>Kalp ve damar hastalıklarının büyük ölçüde önlenebilir olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Akdağ, düzenli sağlık kontrollerinin ihmal edilmemesi gerektiğini belirtiyor. Akdağ, EKG, EKO, efor testi, Holter ve koroner BT anjiyografi gibi yöntemlerle kalp sağlığının detaylı şekilde değerlendirilebildiğini ifade etti.</p><p>Akdağ, erken teşhisin önemine ilişkin ise 'Kalp hastalıkları erken dönemde tespit edildiğinde kontrol altına alınabilir ve ciddi komplikasyonların önüne geçilebilir. Bu nedenle düzenli kontroller, sağlıklı yaşamın vazgeçilmez bir parçası olmalıdır' diye konuştu.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.karakosehaber.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/kalp-sagligi-hayat-kalitesini-_1777618056_SPn81y.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Kalp sağlığı hayat kalitesini artırıyor ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.karakosehaber.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/kalp-sagligi-hayat-kalitesini-_1777618056_SPn81y.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Karaköse Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Karaköse Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Baharla beraber alerji şikayetleri arttı: Polenler ev içinde de etkili]]></title>
            <link>https://www.karakosehaber.com/baharla-beraber-alerji-sikayetleri-artti-polenler-ev-icinde-de-etkili/228177/</link>
            <description><![CDATA[Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Baykal Tülek, bahar aylarında artan polenlerin yalnızca dış ortamda değil ev içinde de alerjiye neden olabileceğini belirterek, doğru bilinen yanlışlara karşı uyarılarda bulundu.]]></description>
            <guid>https://www.karakosehaber.com/baharla-beraber-alerji-sikayetleri-artti-polenler-ev-icinde-de-etkili/228177/</guid>
            <category domain="https://www.karakosehaber.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Fri, 01 May 2026 05:06:01 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Baharın gelişiyle birlikte doğada artan polen yoğunluğu, alerjik rahatsızlıkları da beraberinde getiriyor. Özellikle ağaç, çimen ve yabani ot polenlerinin havada yoğunlaşmasıyla birlikte birçok kişide burun akıntısı, hapşırık, gözlerde sulanma ve kaşıntı gibi şikayetler görülüyor.</p><p>Acıbadem Kadıköy (Dr. Şinasi Can) Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Baykal Tülek, bahar aylarında görülen bu belirtilerin bazı kişilerde daha ağır seyredebileceğini belirterek, 'Bahar aylarında polen yoğunluğu zirveye ulaşıyor. Bu durum, alerjik rinit ve astım hastalarında şikayetlerin belirgin şekilde artmasına neden oluyor. Özellikle nefes darlığı ve uzayan öksürük gibi belirtiler hafife alınmamalı. Erken önlem alınması, hastalığın ilerlemesini engellemede önemli rol oynar' dedi.</p><strong>Polenler sadece dışarıda değil</strong><p>Polenlerin yalnızca açık havada değil, ev ortamında da etkisini sürdürdüğünü vurgulayan Tülek, alerjenlerin günlük yaşamla birlikte taşındığını ifade etti.</p><p>Tülek, 'Polenler saç, cilt ve kıyafetler aracılığıyla evin içine taşınır. Evde kapalı kalındığında güvende olunduğu düşünülse de bu doğru değildir. Özellikle yatak, koltuk ve perdelerde biriken polenler alerjiyi tetiklemeye devam eder. Bu nedenle eve dönüşte duş almak ve kıyafet değiştirmek büyük önem taşır' diye konuştu.</p><strong>Alerji sadece hapşırıkla sınırlı değil</strong><p>Alerjinin yalnızca burun akıntısı ve hapşırmadan ibaret olmadığını ifade eden Tülek, gözlerde kaşıntı ve sulanma, uzayan öksürük, göğüste sıkışma, nefes darlığı ve uyku problemleri gibi geniş bir etki alanına sahip olduğunu belirtti. Tülek ayrıca bu durumun özellikle astım hastalarında daha ciddi sonuçlara yol açabileceğine dikkat çekti.</p><p>Bahar alerjisinde yanlış bilinen uygulamaların hastalığın kontrolünü zorlaştırdığına dikkat çekildi. Sadece ilaç kullanımının yeterli olmadığı, çevresel önlemlerle desteklenmeyen tedavilerin kalıcı çözüm sağlamadığı belirtti.</p><p>Ayrıca bahar aylarında pencereyi sürekli açık tutmanın polenlerin içeri girmesine neden olabileceği, maske kullanımının ise yalnızca enfeksiyonlara karşı değil alerjenlere karşı da koruyucu olduğu ifade etti.</p><p>Alerjinin zamanla kendiliğinden geçeceği düşüncesinin doğru olmadığını belirten Tülek, tedavi edilmeyen alerjinin ilerleyerek alt solunum yollarını etkileyebileceğini ve astım gibi daha ciddi hastalıklara zemin hazırlayabileceğini kaydetti.</p><p>Tülek burun açıcı spreylerin bilinçsiz kullanımının ise tıkanıklığı artırabileceği ve farklı sağlık sorunlarına yol açabileceği uyarısında bulundu.</p><strong>Bahar alerjisine karşı 10 etkili önlem</strong>Polen yoğunluğunun yüksek olduğu dönemlerde dışarıda maske ve güneş gözlüğü kullanılmasıDışarıdan geldikten sonra duş alınması ve kıyafet değiştirilmesiBurun temizliğinin serum fizyolojik ile yapılmasıEv ve araçta camların kapalı tutulmasıPolen filtreli hava temizleyicilerin kullanılmasıÇamaşırların dışarıda kurutulmamasıEvde nem oranının dengede tutulmasıNevresimlerin en az 60 derecede yıkanmasıToz tutan halı ve peluş eşyaların azaltılmasıDoktorun önerdiği tedavi planına uyulması ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.karakosehaber.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/baharla-beraber-alerji-sikayet_1777585544_ucSBHM.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Baharla beraber alerji şikayetleri arttı: Polenler ev içinde de etkili ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.karakosehaber.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/baharla-beraber-alerji-sikayet_1777585544_ucSBHM.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Karaköse Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Karaköse Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Günde 7 bin adım omurga ağrılarını azaltabilir]]></title>
            <link>https://www.karakosehaber.com/gunde-7-bin-adim-omurga-agrilarini-azaltabilir/228146/</link>
            <description><![CDATA[Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Prof. Dr. Ahmet Hilmi Kaya, omurga sağlığını korumak için günlük hareketin artırılması gerektiğini belirterek, günde yaklaşık 7 bin adımın üzerine çıkılmasının ağrıların azalmasına katkı sağlayabileceğini söyledi.]]></description>
            <guid>https://www.karakosehaber.com/gunde-7-bin-adim-omurga-agrilarini-azaltabilir/228146/</guid>
            <category domain="https://www.karakosehaber.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Thu, 30 Apr 2026 01:29:59 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Vücudun taşıyıcı ve hareket sisteminin temelini oluşturan omurga, yaşam kalitesini doğrudan etkiliyor. Ancak omurga sağlığı yalnızca yaşa bağlı olarak değil; günlük alışkanlıklar, sigara kullanımı ve kilo–kas dengesi gibi birçok faktöre bağlı olarak zamanla yıpranabiliyor. Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi&#39;nden Prof. Dr. Ahmet Hilmi Kaya, bu sürecin yalnızca yaşlanma değil, kullanım kaynaklı bir dejenerasyon olduğuna dikkat çekti.</p><p>Prof. Dr. Kaya, bel ve boyun ağrılarında her bulgunun hastalık anlamına gelmediğini ancak uzun süren ve ihmal edilen şikyetlerin daha ciddi sorunlara zemin hazırlayabileceğini ifade etti. Günlük yaşamda hareketin artırılmasının önemine değinen Kaya, ani ve kontrolsüz zorlanmalardan kaçınılması, kasların kademeli olarak güçlendirilmesi ve sigara gibi omurga disklerini olumsuz etkileyen alışkanlıklardan uzak durulması gerektiğini belirtti.</p><p>Omurga sağlığını koruyan bireylerde genellikle ideal kilonun korunduğunu ve aktif bir yaşam tarzının benimsendiğini vurgulayan Kaya, özellikle günlük yaklaşık 7 bin adımın üzerine çıkıldığında, ek bir sağlık sorunu yoksa ağrı ve şikyetlerin azalabildiğini aktardı.</p><p>Bel ve boyun ağrılarının toplumda sık görüldüğünü belirten Prof. Dr. Kaya, bu ağrıların çoğu zaman kas spazmı, ani zorlanmalar, hazırlıksız egzersizler veya hava değişimleri gibi nedenlerle ortaya çıktığını ifade etti. Bu tür ağrıların genellikle kısa sürede geçtiğini ya da aralıklı hissedildiğinde vücudun geçici bir tepkisi olarak değerlendirilebileceğini söyledi.</p><p>Ancak ağrının artması, kol veya bacaklara yayılması ve buna uyuşma, his kaybı, kas güçsüzlüğü ya da yürüme zorluğu gibi belirtilerin eşlik etmesi durumunda daha ciddi bir tablo oluşabileceğine dikkat çeken Kaya, özellikle şikyetlerin iki haftadan uzun sürmesi halinde sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini vurguladı.</p><p>Günlük duruş alışkanlıklarının omurga sağlığında belirleyici olduğunu ifade eden Prof. Dr. Kaya, uzun süre boynun öne eğik veya sabit pozisyonda tutulmasının omurgaya sürekli yük bindirdiğini belirtti. Bu nedenle gün içinde sık sık pozisyon değiştirilmesi ve omurgayı zorlamayan bir düzen oluşturulmasının önem taşıdığını dile getirdi.</p><p>Masaj ve sıcak uygulamaların kısa süreli rahatlama sağlayabileceğini ancak kalıcı çözüm sunmadığını belirten Kaya, omurga sağlığının korunması için temel yaklaşımın günlük alışkanlıkların düzenlenmesi ve omurgaya binen yükün doğru yönetilmesi olduğunu kaydetti.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.karakosehaber.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/gunde-7-bin-adim-omurga-agrila_1777501798_swt0Eu.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Günde 7 bin adım omurga ağrılarını azaltabilir ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.karakosehaber.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/gunde-7-bin-adim-omurga-agrila_1777501798_swt0Eu.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Karaköse Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Karaköse Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Hashimoto hastalığından korunmanın 9 önemli kuralı]]></title>
            <link>https://www.karakosehaber.com/hashimoto-hastaligindan-korunmanin-9-onemli-kurali/228145/</link>
            <description><![CDATA[Memorial Bodrum Hastanesi’nden Prof. Dr. İbrahim Şahin, sinsi ilerleyen Hashimoto tiroiditi için erken tanının hayati önem taşıdığını belirterek, hastalıktan korunmada etkili 9 önemli yaşam kuralını paylaştı.]]></description>
            <guid>https://www.karakosehaber.com/hashimoto-hastaligindan-korunmanin-9-onemli-kurali/228145/</guid>
            <category domain="https://www.karakosehaber.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Thu, 30 Apr 2026 01:21:35 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Bağışıklık sisteminin tiroid bezine saldırmasıyla ortaya çıkan Hashimoto tiroiditi, özellikle 30-50 yaş aralığında daha sık görülüyor. Memorial Bodrum Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bölümü&#39;nden Prof. Dr. İbrahim Şahin, hastalığın uzun süre belirti vermeden ilerleyebildiğini ve çoğu zaman geç fark edildiğini belirtti.</p><p>Prof. Dr. Şahin, bağışıklık sistemi tarafından üretilen antikorların tiroid bezine zarar verdiğini, bu süreçte bezin küçülerek fonksiyon kaybına uğradığını ifade etti. Hastalığın sinsi ilerlediğini belirten Şahin, erken dönemde belirtilerin hafif olduğunu ve başka hastalıklarla karıştırılabildiğini vurguladı.</p><p>Hastalığın ilk belirtileri arasında halsizlik, yorgunluk ve üşüme yer alıyor. Bunun yanı sıra kilo alma, kabızlık, saç dökülmesi, cilt kuruluğu, konsantrasyon güçlüğü ve motivasyon düşüklüğü de sık görülen şikayetler arasında bulunuyor. İlerleyen dönemlerde ise ses kalınlaşması, yüzde şişlik, adet düzensizliği, nabızda yavaşlama, kaş dökülmesi ve depresif ruh hali gibi belirtiler ortaya çıkabiliyor.</p><p>Erken teşhisin önemine dikkat çeken Prof. Dr. Şahin, zamanında tanı konulması halinde hastalığın ilerlemesinin yavaşlatılabileceğini ve Hipotiroidi gelişmeden düzenli takip sağlanabileceğini belirtti. Ayrıca erken müdahale ile kalp ve damar hastalıkları riskinin azaltılabileceğini, metabolizma ve üreme sağlığının korunabileceğini ifade etti.</p><p>Hashimoto hastalığında tedavinin, eksik olan tiroid hormonunun yerine konulmasına dayandığını aktaran Şahin, bu tedavinin kişiye özel planlandığını ve çoğu zaman uzun süreli devam ettiğini kaydetti.Vitamin ve mineral desteklerinin ise yalnızca eksiklik saptanması halinde ve kontrol altında kullanılması gerektiğini belirtti.</p><p>Hastalığın kontrolünde yaşam tarzı değişikliklerinin de önemli rol oynadığını ifade eden Prof. Dr. Şahin, korunma için şu önerileri sıraladı:</p>Sebze ağırlıklı beslenmekYeterli protein ve sağlıklı yağ tüketmekİşlenmiş gıdalardan kaçınmakAşırı iyot tüketiminden uzak durmakŞeker ve rafine karbonhidratları azaltmakTütün ve ürünlerini kullanmamakStres yönetimine dikkat etmekDüzenli uyku alışkanlığı oluşturmakGereksiz takviyelerden kaçınmak<p>Prof. Dr. Şahin, erken tanı, düzenli takip ve sağlıklı yaşam alışkanlıkları ile Hashimoto tiroiditi hastalığının kontrol altına alınabileceğini ve yaşam kalitesinin korunabileceğini ifade etti.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.karakosehaber.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/hashimoto-hastaligindan-korunm_1777501294_M3FxKr.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Hashimoto hastalığından korunmanın 9 önemli kuralı ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.karakosehaber.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/hashimoto-hastaligindan-korunm_1777501294_M3FxKr.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Karaköse Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Karaköse Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Baş dönmesi (vertigo) kişiyi eve hapsedebiliyor!]]></title>
            <link>https://www.karakosehaber.com/bas-donmesi-vertigo-kisiyi-eve-hapsedebiliyor/228117/</link>
            <description><![CDATA[Vertigonun tek başına bir hastalık değil, altta yatan sorunların belirtisi olduğunu belirten Mehmet Sürmeli, yanlış yaşam alışkanlıklarının baş dönmesi ataklarını artırabileceği uyarısında bulundu.]]></description>
            <guid>https://www.karakosehaber.com/bas-donmesi-vertigo-kisiyi-eve-hapsedebiliyor/228117/</guid>
            <category domain="https://www.karakosehaber.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Wed, 29 Apr 2026 11:09:32 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Toplumda yaygın görülen vertigo (baş dönmesi), son yıllarda gençlerde de daha sık ortaya çıkmaya başladı. Acıbadem Ataşehir Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları (KBB) Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Sürmeli, vertigonun tek başına bir hastalık değil, altta yatan başka bir sağlık sorununun belirtisi olduğuna dikkat çekti.</p><p>Doç. Dr. Mehmet Sürmeli, 'Vertigo; kişinin kendisinin ya da çevresindeki nesnelerin döndüğünü, sallandığını veya hareket ettiğini hissetmesidir. Bu durum, farklı hastalıkların habercisi olabilir.' dedi.</p><strong>Vertigo vakalarının büyük bölümü iç kulak kaynaklı</strong><p>Baş dönmesinin yüzde 85&#39;inin iç kulaktan kaynaklandığını belirten Doç. Dr. Sürmeli, geri kalan kısmının ise beyinle ilgili hastalıklarla bağlantılı olabileceğini ifade etti.</p><p>'Baş dönmesi baş hareketleriyle tetikleniyorsa, kulak çınlaması, işitme kaybı veya kulakta dolgunluk hissi eşlik ediyorsa öncelikle Kulak Burun Boğaz hekimine başvurulmalıdır. Ancak şiddetli baş ağrısı, uyuşma, çift görme, konuşma bozukluğu gibi bulgular varsa zaman kaybetmeden nöroloji değerlendirmesi gerekir.' açıklamasında bulundu.</p><p>Vertigonun her hastada aynı şekilde ortaya çıkmadığını vurgulayan Doç. Dr. Sürmeli, hastaların şikayetlerini farklı ifadelerle dile getirdiğini belirtti.</p><p>'Hastalar çoğu zaman &#39;her şey dönüyor&#39;, &#39;yürürken savruluyorum&#39; ya da &#39;sarhoş gibiyim&#39; şeklinde tarif ediyor. Bazı kişilerde ise sadece sersemlik, göz kararması veya dengesizlik hissi ön planda olabiliyor. Bu nedenle her baş dönmesi aynı değildir ve detaylı değerlendirme gerektirir.' dedi.</p><p>Vertigonun doğru tanı ve düzenli takip ile kontrol altına alınabileceğini belirten Sürmeli, 'Önerilen egzersizlerin yapılması ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarının benimsenmesiyle ataklar büyük ölçüde azaltılabilir.' ifadelerini kullandı.</p><p>Doç. Dr. Sürmeli, vertigoya nörolojik bulguların eşlik etmesi durumunda zaman kaybedilmemesi gerektiğini belirterek şu uyarılarda bulundu:</p><p>'Uyuşma, güçsüzlük, bilinç kaybı, bayılma, konuşma bozukluğu, çift görme gibi belirtilerle birlikte seyreden baş dönmesi ciddi bir duruma işaret edebilir. Ayrıca ani işitme kaybı, ileri yaşta ilk kez ortaya çıkması veya hipertansiyon ve diyabet gibi hastalıkların varlığında mutlaka değerlendirme yapılmalıdır.'</p><strong>Vertigoyu tetikleyen 10 yaygın hata</strong><p>Günlük yaşamda yapılan bazı hataların vertigo ataklarını artırabildiğini belirten Sürmeli, dikkat edilmesi gereken noktaları şöyle sıraladı:</p>Yataktan ani şekilde kalkmakBaşı hızlı hareket ettirmekAşırı tuz tüketmekYetersiz su içmekUzun süre hareketsiz kalmakKalitesiz ve yetersiz uykuHareketsiz yaşam tarzıStres ve anksiyeteDüzensiz beslenme ve öğün atlamaAşırı kafein ve alkol tüketimi<p>Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları (KBB) Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Sürmeli, günlük alışkanlıkların düzenlenmesi ve belirtilerin ciddiye alınmasıyla vertigonun yaşam kalitesi üzerindeki etkisinin önemli ölçüde azaltılabileceğini vurguladı.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.karakosehaber.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/bas-donmesi-vertigo-kisiyi-eve_1777450170_Ti8fSV.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Baş dönmesi (vertigo) kişiyi eve hapsedebiliyor! ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.karakosehaber.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/bas-donmesi-vertigo-kisiyi-eve_1777450170_Ti8fSV.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Karaköse Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Karaköse Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Diş teli her yaşta mümkün!]]></title>
            <link>https://www.karakosehaber.com/dis-teli-her-yasta-mumkun/228116/</link>
            <description><![CDATA[Çapraşık dişlerin yalnızca estetik bir sorun olmadığını belirten Muteber Durmuş, bu durumun ağız sağlığının yanı sıra genel sağlığı da doğrudan etkileyebildiğini vurguladı]]></description>
            <guid>https://www.karakosehaber.com/dis-teli-her-yasta-mumkun/228116/</guid>
            <category domain="https://www.karakosehaber.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Wed, 29 Apr 2026 10:58:38 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Ortodonti Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Muteber Durmuş, ortodontik tedaviye ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu. Durmuş, ortodontik muayenenin erken yaşta yapılmasının ileride oluşabilecek ciddi problemlerin önüne geçebileceğini belirtti.</p><p>Ortodontik muayenenin 7 yaş civarında yapılmasının kritik olduğuna dikkat çeken Durmuş, 'Bu dönemde çocukların ağzında hem süt dişleri hem de kalıcı dişler birlikte bulunur. Erken muayene ile dişlerin sürme yönü, çene gelişimi ve kapanış problemleri tespit edilebilir. Gerektiğinde erken müdahale yapılarak ileride oluşabilecek çene asimetrisi veya daha büyük ortodontik sorunların önüne geçmek mümkün olur.' dedi.</p><p>Dişlerdeki çapraşıklığın günlük ağız bakımını zorlaştırdığını ifade eden Durmuş, 'Bu durum zamanla çürük oluşumuna, plak birikimine, diş eti iltihaplarına ve renklenmelere neden olabilir. Ayrıca yanlış kapanış, çene eklemine fazla yük bindirerek çene ve baş ağrılarına, çiğneme güçlüğüne ve bazı durumlarda konuşma bozukluklarına yol açabilir.' şeklinde konuştu.</p><p>Ortodontik tedavide kullanılan yöntemlerin hastaya göre değiştiğini belirten Durmuş, şeffaf plaklar ile klasik diş tellerinin aynı amaca hizmet ettiğini ancak uygulama şekillerinin farklı olduğunu söyledi.</p><p>'Şeffaf plaklar kişiye özel hazırlanır, çıkarılabilir ve estetik açıdan avantaj sağlar. Klasik diş telleri ise sabit yapısıyla diş hareketlerini daha kontrollü yönlendirebilir. Hangi yöntemin uygun olacağı, hastanın diş yapısı ve tedavi ihtiyacına göre belirlenir.' ifadelerini kullandı.</p><strong>'Ortodontik tedavi sadece çocuklara özgü değil'</strong><p>Tedavinin her yaşta uygulanabileceğini vurgulayan Durmuş, 'Ortodontik tedavi yalnızca çocukluk dönemine ait değildir. Yetişkinlerde de uygun planlama ile dişler hareket ettirilebilir. Burada belirleyici olan yaş değil, diş ve diş eti sağlığıdır.' dedi.</p><strong>Ağız hijyeni tedavinin başarısını doğrudan etkiliyor</strong><p>Diş teli kullanan bireylerin ağız bakımına daha fazla özen göstermesi gerektiğini ifade eden Durmuş, 'Braketler ve teller yiyecek artıklarının birikmesine neden olabilir. Bu yüzden dişler günde en az iki kez, mümkünse her öğünden sonra fırçalanmalı. Arayüz fırçası ve diş ipi kullanımı ihmal edilmemeli. İyi bir ağız hijyeni, hem diş eti sorunlarını hem de çürükleri önleyerek tedavinin daha sağlıklı ilerlemesini sağlar.' diye konuştu.</p><strong>Tedavi sonrası koruyucular büyük önem taşıyor</strong><p>Ortodontik tedavi sonrasında elde edilen sonucun korunmasının da en az tedavi kadar önemli olduğunu belirten Durmuş, 'Tedavi bittikten sonra dişlerin eski haline dönmemesi için retainer ya da Essix plağı kullanılır. Bu apareyler dişlerin yeni konumuna uyum sağlamasına yardımcı olur. Düzenli kullanım ve kontroller, tedavinin kalıcılığı açısından hayati önem taşır.' ifadelerini kullandı. </p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.karakosehaber.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/dis-teli-her-yasta-mumkun_1777449517_uvjzWQ.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Diş teli her yaşta mümkün! ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.karakosehaber.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/dis-teli-her-yasta-mumkun_1777449517_uvjzWQ.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Karaköse Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Karaköse Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Bahar yorgunluğuna karşı yenik düşmemenin yolları]]></title>
            <link>https://www.karakosehaber.com/bahar-yorgunluguna-karsi-yenik-dusmemenin-yollari/228114/</link>
            <description><![CDATA[Mevsim geçişlerinde artan halsizlik ve motivasyon kaybı, doğru beslenme ve yaşam alışkanlıklarıyla kontrol altına alınabiliyor.]]></description>
            <guid>https://www.karakosehaber.com/bahar-yorgunluguna-karsi-yenik-dusmemenin-yollari/228114/</guid>
            <category domain="https://www.karakosehaber.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Wed, 29 Apr 2026 10:24:22 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Bahar aylarının gelmesiyle birlikte birçok kişide yorgunluk, halsizlik ve dikkat dağınıklığı gibi şikayetler artış gösteriyor. Bu durum, vücudun mevsimsel değişimlere verdiği doğal bir tepki olarak ortaya çıkıyor. Artan sıcaklık, değişen nem oranı ve hormon seviyelerindeki dalgalanmalar, enerji seviyesini doğrudan etkileyerek günlük yaşamı zorlaştırabiliyor.</p><p>Kış aylarında yavaşlayan metabolizmanın bahar dönemine hızlı uyum sağlayamaması, yorgunluk hissini daha belirgin hale getirirken; vitamin ve mineral eksiklikleri de bu süreci tetikliyor. Özellikle güneş ışığından yeterince faydalanılamayan kış aylarının ardından ortaya çıkan D vitamini eksikliği, bağışıklık sistemi ve kas fonksiyonlarını olumsuz etkileyerek halsizliği artırabiliyor.</p><p>Orzax&#39;tan Uzman Diyetisyen Görkem Gökmen, bahar yorgunluğunun temelinde biyolojik ritimdeki değişimlerin yer aldığını belirterek, 'Gün ışığının artmasıyla birlikte melatonin salınımı azalırken, kortizol ritmindeki değişimler uyku-uyanıklık döngüsünü etkileyebiliyor. Bu durum, uyku kalitesinde bozulmaya ve gün içinde enerji seviyelerinde düşüşe neden olabiliyor' dedi.</p><p>Enerji üretiminde mikro besinlerin rolüne de dikkat çeken Gökmen, 'Hücresel enerji üretimi (ATP sentezi), birçok vitamin ve mineralin birlikte çalıştığı kompleks bir süreçtir. Bu süreçte magnezyum, enerji üretiminde görev alan 300&#39;den fazla enzimin kofaktörü olarak merkezi bir rol üstlenir. Aynı zamanda kas kasılması ve gevşemesi, sinir iletimi ve stres yanıtının düzenlenmesinde de görev alarak yorgunluk ve bitkinliğin azalmasına katkı sağlar' ifadelerini kullandı.</p><strong>Beslenme düzeni büyük önem taşıyor</strong><p>Gökmen, bahar yorgunluğuyla mücadelede beslenmenin kritik rol oynadığını vurgulayarak, 'Mevsim sebze ve meyveleri, özellikle C vitamini ve antioksidan içerikleri sayesinde bağışıklık sistemini desteklerken hücreleri hasara karşı korur. Rafine şeker ve işlenmiş gıdalar ise kısa süreli enerji artışı sağlasa da sonrasında kan şekeri dalgalanmalarına yol açarak yorgunluğu artırabilir' dedi.</p><p>Ayrıca su tüketiminin önemine değinen Gökmen, 'Hafif düzeyde sıvı kaybı dahi yorgunluk ve dikkat kaybına neden olabilir. Bu nedenle gün içerisinde yeterli su tüketimi sağlanmalıdır' ifadelerini kullandı.</p><strong>Uyku ve hareket dengesi şart</strong><p>Biyolojik ritmin korunması için düzenli uyku alışkanlığının önemine dikkat çekilirken, her gün aynı saatlerde uyuyup uyanmanın ve ekran maruziyetini azaltmanın uyku kalitesini artırdığı belirtildi.</p><p>Fiziksel aktivitenin de enerji seviyesine katkı sunduğunu belirten Gökmen, düzenli egzersizin hem vücut direncini artırdığını hem de ruh halini olumlu etkilediğini ifade etti. Gökmen son olarak açıklamalarına bahar yorgunluğunun geçici bir adaptasyon süreci olduğunu, doğru beslenme, düzenli uyku ve aktif yaşam alışkanlıklarıyla bu sürecin daha rahat atlatılabileceğini ekledi.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.karakosehaber.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/bahar-yorgunluguna-karsi-yenik_1777447460_pOFlay.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Bahar yorgunluğuna karşı yenik düşmemenin yolları ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.karakosehaber.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/bahar-yorgunluguna-karsi-yenik_1777447460_pOFlay.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Karaköse Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Karaköse Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Tuvalet eğitiminde doğru zamanı çocuk belirliyor]]></title>
            <link>https://www.karakosehaber.com/tuvalet-egitiminde-dogru-zamani-cocuk-belirliyor/228080/</link>
            <description><![CDATA[Çocuk Gelişimi Uzmanı Merve Özdemir, tuvalet eğitimine başlama sürecinde çocukların verdiği sinyallerin doğru okunmasının önemine dikkat çekti.]]></description>
            <guid>https://www.karakosehaber.com/tuvalet-egitiminde-dogru-zamani-cocuk-belirliyor/228080/</guid>
            <category domain="https://www.karakosehaber.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 10:20:01 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Çocuklarda tuvalet eğitimi süreci, her çocuk için farklı zamanlarda gelişim gösterirken, doğru zamanın belirlenmesi bu sürecin sağlıklı ilerlemesinde kritik rol oynuyor. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Çocuk Gelişimi Uzmanı Merve Özdemir, çocukların hazır olduklarında çeşitli davranışsal sinyaller verdiğini belirterek ailelerin bu süreci dikkatle gözlemlemesi gerektiğini ifade etti.</p><p>Çocuğun tuvalet eğitimine hazır olup olmadığının davranışlarından anlaşılabileceğini vurgulayan Özdemir, şu değerlendirmede bulundu:</p><p>'Çocuk kenara geçip çömeliyorsa, kendini sıkıyorsa ya da belirli dönemlerde yüzünde ıkınma ifadesi görülüyorsa aslında bize hazır olduğuna dair sinyaller veriyor demektir.'</p><p>Bu süreçte ebeveynlerin çocuklarının günlük alışkanlıklarını takip etmesinin önemine değinen Özdemir, özellikle dışkılama saatlerinin gözlemlenerek belirli bir rutin oluşturulabileceğini belirtti. Kahvaltı sonrası ya da oyun sırasında oluşan bu döngünün tespit edilmesiyle çocukların belirli aralıklarla tuvalete yönlendirilebileceği ifade edildi.</p><strong>Tepkisel değil destekleyici yaklaşım önemli</strong><p>Tuvalet eğitimi sürecinde çocukların zaman zaman altını ıslatabileceğini ya da dışkılama konusunda zorlanabileceğini belirten Özdemir, ailelerin bu durumlarda tepkisel değil, anlayışlı bir tutum sergilemesi gerektiğini vurguladı.</p><p>'Çocuğun altına kaçırması durumunda bu durum kendi hatasıymış gibi yansıtılmamalı. Çünkü çocuk bunu kendinden kaynaklanan bir problem olarak algıladığında sorun daha da büyüyebilir.'</p><p>Özdemir, ebeveynlerin çocukla güven ilişkisini güçlendirmesi, olumlu ifadeler kullanması ve teşvik edici bir dil benimsemesinin süreci kolaylaştıracağını belirtti.</p><strong>Kabızlık ve korku döngüsüne dikkat</strong><p>Çocuklarda dışkılama korkusunun en önemli nedenlerinden birinin kabızlık olduğuna dikkat çeken Özdemir, ilk dışkılama deneyiminde yaşanan ağrının çocukta kalıcı bir korkuya yol açabileceğini ifade etti. Bu durumun zamanla bir kısır döngüye dönüşebileceğini belirten Özdemir, lifli beslenme ve yeterli su tüketiminin önemine dikkat çekti.</p><p>Ayrıca çocukların tuvalette kendini rahat hissetmesi için uygun ortam sağlanmasının gerektiğini vurgulayan Özdemir, gerekirse destekleyici aparatlar kullanılabileceğini ifade etti. Sürecin daha sağlıklı ilerleyebilmesi için ailelerin sabırlı ve bilinçli hareket etmesi gerektiği kaydedildi.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.karakosehaber.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/tuvalet-egitiminde-dogru-zaman_1777322158_48ZOJV.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Tuvalet eğitiminde doğru zamanı çocuk belirliyor ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.karakosehaber.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/tuvalet-egitiminde-dogru-zaman_1777322158_48ZOJV.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Karaköse Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Karaköse Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Kalp cerrahisinde yeni dönem: Robotik ve yapay zekâ öne çıkıyor]]></title>
            <link>https://www.karakosehaber.com/kalp-cerrahisinde-yeni-donem-robotik-ve-yapay-zeka-one-cikiyor/228076/</link>
            <description><![CDATA[Ali Civelek, önümüzdeki 10 yılda kalp ve damar cerrahisinde robotik sistemler, yapay zekâ ve daha az travmatik yöntemlerin standart hale geleceğini belirtti.]]></description>
            <guid>https://www.karakosehaber.com/kalp-cerrahisinde-yeni-donem-robotik-ve-yapay-zeka-one-cikiyor/228076/</guid>
            <category domain="https://www.karakosehaber.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 08:28:01 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Kalp ve damar cerrahisinde önümüzdeki yıllarda köklü değişimlerin yaşanması bekleniyor. Daha az kesiye dayalı, hastaya daha az travma veren yöntemlerin yaygınlaşmasıyla birlikte robotik cerrahi ve kateter bazlı uygulamaların sağlık sisteminde daha fazla yer bulacağı öngörülüyor.</p><p>İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Ali Civelek, özellikle robotik cerrahi alanında önemli bir dönüşüm yaşanacağını belirterek şu değerlendirmede bulundu:</p><p>'Robotik platformlar daha kompakt, daha ekonomik ve daha erişilebilir hale gelecek. Bu sayede koroner bypass cerrahisi, mitral kapak onarımı ve bazı doğumsal kalp ameliyatlarının önemli bir kısmı robotik destekli yapılabilecek.'</p><strong>Cerrahi ile girişimsel yöntemler birleşiyor</strong><p>Gelecekte kalp cerrahisi ile girişimsel kardiyoloji arasındaki sınırların giderek ortadan kalkacağı ifade edilirken, hibrit ameliyathanelerde multidisipliner ekiplerin daha aktif rol alacağı vurgulanıyor. Bu süreçte kalp cerrahlarının ekip yönetiminde daha belirleyici bir konumda olacağı değerlendiriliyor.</p><p>Eğitim alanında da önemli değişimlerin yaşanacağı belirtilirken, sanal gerçeklik, simülasyon ve dijital platformların cerrahi eğitimde daha fazla kullanılacağı ifade ediliyor.</p><strong>Yapay zek karar süreçlerinde etkili olacak</strong><p>Yapay zek teknolojilerinin ameliyat öncesi planlamadan yoğun bakım sürecine kadar birçok aşamada aktif rol alması bekleniyor. Özellikle hastaya özel üç boyutlu modeller sayesinde cerrahların operasyonları önceden planlayabileceği ve farklı senaryoları değerlendirebileceği belirtiliyor.</p><p>Bu gelişmelerin önemine dikkat çeken Civelek, şu ifadeleri kullandı:</p><p>'Ameliyat öncesinde gelişmiş görüntüleme teknikleri ve yapay zek algoritmaları, cerrahlara hastaya özgü üç boyutlu anatomik modeller sunabilecek.'</p><strong>Biyomühendislik ve kişiselleştirilmiş tedavi öne çıkıyor</strong><p>Geleceğin en dikkat çeken gelişmelerinden birinin de biyomühendislik alanında yaşanacağı ifade ediliyor. Doku mühendisliği ve biyobaskı teknolojileri sayesinde biyolojik olarak uyumlu damar ve kapak dokularının geliştirildiği belirtilirken, özellikle çocuk hastalarda tekrar ameliyat ihtiyacını azaltabilecek çözümler üzerinde çalışılıyor.</p><p>Ayrıca genetik ve moleküler biyoloji alanındaki ilerlemelerle birlikte kalp ve damar hastalıklarının tedavisinin daha kişiselleştirilmiş hale geleceği vurgulanıyor.</p><strong>Yeni nesil cerrah profili değişiyor</strong><p>Geleceğin kalp cerrahlarının yalnızca teknik becerilerle değil, aynı zamanda teknolojiye hkim, veri analizi yapabilen ve farklı disiplinlerle birlikte çalışabilen bir yapıya sahip olacağı ifade ediliyor. Bu kapsamda eğitim programlarının da değişen ihtiyaçlara göre yeniden şekillendirilmesi gerektiği belirtiliyor.</p><p>Tüm bu gelişmelerin ortak hedefinin ise hastaların yaşam kalitesini artırmak ve daha güvenli tedavi süreçleri sunmak olduğu ifade ediliyor.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.karakosehaber.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/kalp-cerrahisinde-yeni-donem-r_1777323364_MoYQNq.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Kalp cerrahisinde yeni dönem: Robotik ve yapay zekâ öne çıkıyor ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.karakosehaber.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/kalp-cerrahisinde-yeni-donem-r_1777323364_MoYQNq.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Karaköse Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Karaköse Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Dijital dünya bağımlılık tuzağına dönüşüyor]]></title>
            <link>https://www.karakosehaber.com/dijital-dunya-bagimlilik-tuzagina-donusuyor/228042/</link>
            <description><![CDATA[Uzm. Klinik Psikolog M. Yasin Çakıroğlu, kontrolsüz ekran kullanımının özellikle çocuk ve gençlerde ciddi psikolojik sorunlara yol açtığını belirterek, erken müdahalenin önemine dikkat çekti.]]></description>
            <guid>https://www.karakosehaber.com/dijital-dunya-bagimlilik-tuzagina-donusuyor/228042/</guid>
            <category domain="https://www.karakosehaber.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 01:05:25 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Akıllı telefonlar, sosyal medya platformları, çevrimiçi oyunlar ve sanal bahis sistemleri günlük yaşamın vazgeçilmez bir parçası haline gelirken, kontrolsüz kullanım ciddi riskleri de beraberinde getiriyor. Özellikle çocuklar ve gençler arasında hızla yayılan dijital bağımlılık, sadece alışkanlık değil, beynin işleyişiyle doğrudan bağlantılı bir süreç olarak öne çıkıyor.</p><p>İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi&#39;nden Uzm. Klinik Psikolog M. Yasin Çakıroğlu, dijital bağımlılığın kişisel bir zayıflık olarak değerlendirilmemesi gerektiğini vurgulayarak, 'Dijital bağımlılık aslında kişisel bir zayıflık değil, beynin ödül sisteminin dijital çevre ile etkileşiminin bir sonucu.' dedi.</p><p>Ekran bağımlılığının yalnızca uzun süreli kullanım değil, kontrol kaybıyla ortaya çıktığını belirten Çakıroğlu, bu durumun bireyin günlük yaşamını olumsuz etkilediğine dikkat çekti. Cihazdan uzak kalındığında huzursuzluk, gerginlik ve boşluk hissi yaşanmasının bağımlılığın önemli göstergeleri arasında yer aldığını ifade etti.</p><p>Dijital bağımlılığın psikolojik etkilerine değinen Çakıroğlu, 'Sosyal medyada sürekli onay arayışı ve başkalarıyla kıyaslama, özellikle çocukların özgüvenini zedelerken kaygı düzeylerini artırıyor.' açıklamasında bulundu. Bu durumun dikkat eksikliği, uyku sorunları, sosyal izolasyon ve depresyon gibi sonuçlara yol açabileceğini belirtti.</p><p>Bağımlılığın temelinde beynin ödül sisteminin yer aldığını ifade eden Çakıroğlu, dijital platformların kullanıcıya belirsiz aralıklarla ödül sunarak dopamin salgısını tetiklediğini ve bu durumun davranışın tekrarını güçlendirdiğini söyledi. Bu döngünün zamanla alışkanlıktan bağımlılığa dönüştüğünü vurguladı.</p><p>Ekran bağımlılığının sanal kumar riskini de artırdığına dikkat çeken Çakıroğlu, uzun süreli ekran kullanımının özellikle gençlerde dürtü kontrolünü zorlaştırarak riskli davranışları artırabildiğini ifade etti.</p><p>Dijital bağımlılıkla mücadelede üç temel adımın önemine değinen Çakıroğlu, 'Bireyler öncelikle dijital kullanımın hangi duygularla tetiklendiğini fark etmeli, günlük yaşamlarını yeniden düzenlemeli ve gerektiğinde profesyonel destek almalıdır.' dedi.</p><p>Çakıroğlu, bilişsel davranışçı terapi ve motivasyon artırıcı yaklaşımların bu süreçte etkili olduğunu belirterek, erken müdahale ile bireylerin yaşam kalitesini yeniden kazanabileceğini sözlerine ekledi.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.karakosehaber.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/dijital-dunya-bagimlilik-tuzag_1777241124_lNH9nI.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Dijital dünya bağımlılık tuzağına dönüşüyor ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.karakosehaber.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/dijital-dunya-bagimlilik-tuzag_1777241124_lNH9nI.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Karaköse Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Karaköse Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Çocukluk deneyimleri kıskançlığı şekillendiriyor]]></title>
            <link>https://www.karakosehaber.com/cocukluk-deneyimleri-kiskancligi-sekillendiriyor/228040/</link>
            <description><![CDATA[Uzmanlara göre kıskançlık doğuştan gelen bir duygu olsa da çocukluk deneyimleri, özsaygı ve sosyal medya etkisi bu duygunun şiddetini belirliyor.]]></description>
            <guid>https://www.karakosehaber.com/cocukluk-deneyimleri-kiskancligi-sekillendiriyor/228040/</guid>
            <category domain="https://www.karakosehaber.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 00:38:59 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>26 Nisan Dünya Kıskançlık Günü kapsamında açıklamalarda bulunan Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Cumali Aydın, kıskançlığın psikolojik temellerine ve doğru yönetildiğinde nasıl sağlıklı bir duyguya dönüşebileceğine dikkat çekti.</p><p>Kıskançlığın insan doğasının bir parçası olduğunu belirten Aydın, bu duygunun tamamen olumsuz olmadığını ifade ederek, 'Kıskançlık, kişinin değer verdiği bir ilişkiyi ya da sahip olmak istediği bir şeyi kaybetme ihtimali karşısında ortaya çıkan doğal bir tepkidir. Her insanda görülebilir ve temelde normal bir duygudur.' dedi.</p><p>Ancak bu duygunun yoğunlaşmasının ilişkiler üzerinde yıpratıcı etkiler oluşturabileceğini vurgulayan Aydın, 'Özellikle belirsizlik, güvensizlik ve özsaygı düşüklüğü gibi durumlar kıskançlığı artıran önemli faktörlerdir.' ifadelerini kullandı. Günümüzde sosyal medyanın da kıskançlık duygusunu tetiklediğini belirten Aydın, insanların başkalarının hayatlarını idealize ederek kendileriyle kıyaslama eğilimine girdiğini söyledi.</p><p>Kıskançlığın kökeninde çocukluk deneyimlerinin önemli bir yer tuttuğuna dikkat çeken Aydın, erken dönem ilişkilerin bireyin duygusal tepkilerini şekillendirdiğini belirtti. 'Güvenli bağlanma geliştiren bireyler ilişkilerde daha az tehdit algılarken, güvensiz bağlanma yaşayan bireyler ilerleyen yaşamda daha yoğun kıskançlık hissedebilir.' dedi.</p><p>Kıskançlığın çoğu zaman dolaylı davranışlarla ortaya çıktığını dile getiren Aydın, bu durumun fark edilmesini zorlaştırdığını belirterek, başkalarının başarılarını küçümsemek, alaycı yorumlar yapmak ya da aşırı kontrolcü davranışlar sergilemek gibi davranışların kıskançlığın dolaylı göstergeleri arasında yer aldığını ifade etti.</p><p>Duygunun kontrol altına alınamaması durumunda psikolojik destek alınması gerektiğini vurgulayan Aydın, 'Kıskançlık, süreklilik kazandığında ve ilişkileri zedeleyecek boyuta ulaştığında artık işlevsel olmaktan çıkar ve profesyonel destek gerektirebilir.' dedi.</p><p>Kıskançlığın doğru yönetildiğinde kişisel gelişim için bir fırsata dönüşebileceğini ifade eden Aydın, 'Kıskançlık çoğu zaman bize aslında neyi arzuladığımızı gösterir. Bu duyguyu doğru analiz edebilirsek, gelişim ve motivasyon kaynağı haline getirebiliriz.' sözleriyle değerlendirmesini tamamladı.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.karakosehaber.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/cocukluk-deneyimleri-kiskancli_1777239538_RDMqye.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Çocukluk deneyimleri kıskançlığı şekillendiriyor ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.karakosehaber.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/cocukluk-deneyimleri-kiskancli_1777239538_RDMqye.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Karaköse Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Karaköse Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Meme kanseri vakaları artıyor]]></title>
            <link>https://www.karakosehaber.com/meme-kanseri-vakalari-artiyor/228037/</link>
            <description><![CDATA[Araştırmalar, sağlıklı yaşam alışkanlıklarının meme kanseri riskini azaltmada kritik rol oynadığını ortaya koyarken, uzmanlar tedavinin günlük yaşamdan başladığını vurguluyor.]]></description>
            <guid>https://www.karakosehaber.com/meme-kanseri-vakalari-artiyor/228037/</guid>
            <category domain="https://www.karakosehaber.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Sun, 26 Apr 2026 22:33:10 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Küresel Hastalık Yükü Çalışması Meme Kanseri İş Birliği Grubu&#39;nun verilerine göre, dünya genelinde meme kanseri vakalarında ciddi bir artış yaşanıyor. Analizlere göre yeni vakalar üçte bir oranında artarken, 2050 yılına kadar bu sayının 3,5 milyonu aşması bekleniyor.</p><p>İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Taner Kıvılcım ise, bu tabloya rağmen umut veren sonuçlara dikkat çekiyor. Sigara kullanmamak, düzenli fiziksel aktivite yapmak ve sağlıklı beslenmek gibi yaşam tarzı değişikliklerinin, hastalık üzerindeki etkisinin sanılandan çok daha güçlü olduğu belirtiliyor. Yapılan araştırmalar, bu alışkanlıkların meme kanseri hastalarında kaybedilen sağlıklı yaşam yıllarının önemli bir kısmını geri kazandırabildiğini ortaya koyuyor.</p><p>İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Kıvılcım, tedavinin sadece hastane ortamında başlamadığını vurgulayarak,</p><p>'Bizim için bu rakamlar, meme kanseri tedavisinin sadece hastanede değil, mutfakta ve günlük rutinlerde başladığının bilimsel belgesidir. Bu oran, aslında meme kanserinin kader olmadığını gösteriyor.' dedi.</p><p>Özellikle genç yaş grubunda artan vaka oranlarına dikkat çeken Kıvılcım, modern yaşamın getirdiği hareketsizlik ve sağlıksız beslenmenin etkilerine işaret ederek,</p><p>'20-54 yaş arası kadınlarda vaka oranlarının yüzde 29 artması, modern yaşamın bedelini genç kuşakların ödediğinin bir göstergesi.' ifadelerini kullandı.</p><p>Uzmanlara göre yaşam tarzı, yalnızca genel sağlık üzerinde değil, genetik yapı üzerinde de etkili. Epigenetik çalışmalar, sağlıksız yaşam alışkanlıklarının hastalıklara yatkınlığı artırabildiğini ortaya koyarken, olumlu değişikliklerin bu süreci tersine çevirebildiğini gösteriyor.</p><p>Son yıllarda öne çıkan 'yaşam tarzı tıbbı' yaklaşımı da bu noktada önem kazanıyor. Beslenme, egzersiz, uyku düzeni, stres yönetimi ve sosyal ilişkiler gibi temel başlıkların, tedavi sürecinin ayrılmaz bir parçası haline geldiği belirtiliyor. Dr. Kıvılcım, bu yaklaşımın yalnızca destekleyici değil, aynı zamanda tedavinin temel unsurlarından biri olduğunu vurgulayarak, 'Biz sadece &#39;sağlıklı beslenin&#39; demiyoruz; uyku kalitesinden stres yönetimine kadar birçok başlığı hastanın biyokimyasını iyileştirecek birer &#39;ilaç&#39; gibi planlıyoruz' dedi.</p><p>Araştırma sonuçlarına göre riskleri azaltmak için üç temel adım öne çıkıyor: kırmızı et tüketimini azaltmak, sigara ve tütün ürünlerinden tamamen uzak durmak ve her gün düzenli fiziksel aktivite yapmak. Bu basit ama etkili adımların, gelecekteki sağlık tablosunu önemli ölçüde değiştirebileceği belirtiliyor.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.karakosehaber.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/meme-kanseri-vakalari-artiyor_1777231988_n2kLHi.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Meme kanseri vakaları artıyor ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.karakosehaber.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/meme-kanseri-vakalari-artiyor_1777231988_n2kLHi.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Karaköse Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Karaköse Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[“Kanserli Hücre Fotokopi Makinesi Gibi Çoğalıyor”]]></title>
            <link>https://www.karakosehaber.com/kanserli-hucre-fotokopi-makinesi-gibi-cogaliyor/228035/</link>
            <description><![CDATA[Prof. Dr. Necdet Üskent, kanser hücrelerinin kontrolsüz çoğaldığını belirtirken, akıllı ilaçların hedefe yönelik etkisiyle tedavi başarısının arttığını vurguladı.]]></description>
            <guid>https://www.karakosehaber.com/kanserli-hucre-fotokopi-makinesi-gibi-cogaliyor/228035/</guid>
            <category domain="https://www.karakosehaber.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Sun, 26 Apr 2026 22:09:08 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>1–7 Nisan Ulusal Kanser Haftası kapsamında yapılan değerlendirmelerde, kanserin işleyişine dair önemli bilgiler paylaşıldı. Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Tıbbi Onkoloji ve Hematoloji Uzmanı Prof. Dr. Necdet Üskent, normal hücrelerle kanserli hücreler arasındaki temel farklara dikkat çekerek, hastalığın anlaşılmasının tedavi sürecini daha net hale getirdiğini belirtti.</p><p>Normal hücrelerin yalnızca gerekli durumlarda çoğaldığını ifade eden Üskent, kanserli hücrelerin ise bu kontrol mekanizmasını kaybettiğini söyledi. </p><p>Üskent, 'Sinyal gelmediği sürece çoğalmayan normal hücrelere karşı kanser hücresi, çoğalmayı fotokopi makinesi gibi gerçekleştiriyor. Kanser tedavisinin başarı oranlarını artıran akıllı ilaçlar da bu durmak bilmeyen hücrelere &#39;artık intihar etmelisin&#39; mesajı veriyor' dedi.</p><p>Kanserli hücrelerde programlı hücre ölümünün (apoptoz) devre dışı kaldığını belirten Üskent, yeni geliştirilen tedavilerin bu mekanizmayı yeniden devreye sokmayı hedeflediğini vurguladı. 'Bazı akıllı ilaçlar doğrudan hücreyi değil, onu besleyen damarları hedef alıyor. Bu sayede aç bırakılan kanser hücresi yok oluyor. En önemli avantaj ise sağlıklı hücrelere zarar vermeden yalnızca tümörü hedef almasıdır' ifadelerini kullandı.</p><p>Akıllı ilaçların kemoterapiye göre daha düşük yan etki gösterdiğine dikkat çeken Üskent, bu tedavi yönteminin özellikle bazı kanser türlerinde etkili sonuçlar verdiğini belirtti. 'Akciğer kanserlerinin yaklaşık yüzde 10 ila 15&#39;inde akıllı ilaçlardan fayda sağlanabiliyor. Genetik farklılıklar nedeniyle bu oran bazı Asya ülkelerinde yüzde 25-30&#39;a kadar çıkabiliyor. Özellikle hiç sigara kullanmamış kadın hastalarda başarı oranı yüzde 50-60 seviyelerine ulaşabiliyor' dedi.</p><p>Kanser tedavisinde genetik faktörlerin belirleyici olduğuna değinen Üskent, akıllı ilaçların kullanımının tümörün bulunduğu organa değil, mutasyon türüne göre planlandığını ifade ederek, 'Aynı mutasyon görüldüğünde tümör hangi organda olursa olsun benzer başarı elde edilebilir. Bu nedenle genetik testler tedavi sürecinde büyük önem taşıyor' ifadeleri kullandı.</p><p>Pankreas kanserine yönelik yürütülen çalışmalara da değinen Üskent, 'Pankreas kanserinin yaklaşık yüzde 80&#39;inde görülen bir mutasyona karşı yeni ilaçlar geliştiriliyor. Tüm mutasyonlara yönelik tedaviler henüz tamamlanmış olmasa da çalışmalar hızla devam ediyor' dedi.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.karakosehaber.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/kanserli-hucre-fotokopi-makine_1777230547_mcjAeo.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ “Kanserli Hücre Fotokopi Makinesi Gibi Çoğalıyor” ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.karakosehaber.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/kanserli-hucre-fotokopi-makine_1777230547_mcjAeo.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Karaköse Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Karaköse Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Eklem yaşlanmasını durdurmak mümkün mü?]]></title>
            <link>https://www.karakosehaber.com/eklem-yaslanmasini-durdurmak-mumkun-mu/228009/</link>
            <description><![CDATA[Doç. Dr. Mahmud Aydın, eklem sağlığının yalnızca yaşa bağlı olmadığını, doğru hareket ve erken müdahale ile sürecin yavaşlatılabileceğini söyledi.]]></description>
            <guid>https://www.karakosehaber.com/eklem-yaslanmasini-durdurmak-mumkun-mu/228009/</guid>
            <category domain="https://www.karakosehaber.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Sun, 26 Apr 2026 10:53:22 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Eklem sağlığı çoğu zaman yaşlanmanın doğal bir sonucu olarak görülse de, güncel bilimsel veriler bu sürecin büyük ölçüde yaşam tarzı ve hareket alışkanlıklarıyla ilişkili olduğunu ortaya koyuyor. Modern ortopedi yaklaşımında artık yalnızca ağrıyı tedavi etmek değil; eklemin biyomekaniğini anlamak, hareketi analiz etmek ve süreci erken dönemde yönetmek ön plana çıkıyor.</p><p>Memorial Şişli Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü&#39;nden Doç. Dr. Mahmud Aydın, doğru değerlendirme ve kişiye özel planlama ile eklem problemlerinin ilerlemesinin yavaşlatılabileceğini, birçok durumda cerrahiye gerek kalmadan kontrol altına alınabileceğini belirtti.</p><strong>Doğru hareket eklem ömrünü uzatıyor</strong><p>Eklem dokularının 'biyolojik yaşı'; takvim yaşından çok mekanik yüklenme, inflamasyon düzeyi ve yaşam tarzı ile şekilleniyor. Doç. Dr. Mahmud Aydın, düzenli ve doğru hareket eden eklemlerin, hareketsiz ya da yanlış yüklenen eklemlere kıyasla fonksiyonlarını çok daha uzun süre koruyabildiğini belirterek, 'Hareketin bir yaşı yoktur; aksine doğru hareket, eklem sağlığının en güçlü belirleyicisidir' dedi.</p><p>Aydın, eklem ağrılarının çoğu zaman yalnızca hissedilen bölgeden kaynaklanmadığını da vurgulayarak, diz ağrısının kalça stabilitesi, ayak basış bozukluğu veya omurga hizalanmasıyla ilişkili olabileceğini ifade etti.</p><strong>Hareket analizi ve erken müdahale öne çıkıyor</strong><p>Geleneksel görüntüleme yöntemlerinin önemli bilgiler sunduğunu ancak çoğunlukla statik veriler sağladığını belirten Aydın, birçok ortopedik problemin hareket sırasında ortaya çıktığını söyledi. Radyasyonsuz yürüme ve postür analiz sistemleri sayesinde omurga ve alt ekstremite hizalanmasının dinamik olarak değerlendirilebildiğini kaydetti.</p><p>DİERS (Formetric / 4D Motion Lab) sistemi ile yapılan analizlerin, yürüyüş sırasında oluşan yük dağılımı bozukluklarını ve vücudun geliştirdiği telafi mekanizmalarını ortaya koyduğunu belirten Aydın, 'Statik görüntülemede fark edilmeyen sorunlar, hareket analizi ile net şekilde ortaya konulabiliyor' ifadelerini kullandı.</p><p>Kıkırdak dokusunun kendini yenileme kapasitesinin sınırlı olduğunu ancak günümüzde uygulanan rejeneratif tedavilerle bu sürecin desteklenebildiğini aktaran Aydın, 'PRP ve hyaluronik asit gibi eklem içi enjeksiyonlar ile hücresel tedaviler, inflamasyonu azaltarak doku iyileşmesini destekler. Doğru hasta ve doğru zamanda uygulandığında cerrahi ihtiyacı geciktirebilir hatta ortadan kaldırabilir' dedi.</p><p>Eklem sağlığında yaşam tarzı değişikliğinin belirleyici olduğuna dikkat çeken Aydın, fazla kilonun eklemlere binen yükü artırarak kıkırdak yıpranmasını hızlandırdığını, düzenli egzersiz, kas dengesi ve doğru beslenmenin ise süreci olumlu yönde etkilediğini belirtti.</p><p>Aydın son olarak, eklem sağlığında yaklaşımın reaktif değil proaktif olması gerektiğini vurgulayarak, ağrı başlamadan önce önlem alınmasının önemine işaret etti.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.karakosehaber.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/eklem-yaslanmasini-durdurmak-m_1777190001_s17JZb.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Eklem yaşlanmasını durdurmak mümkün mü? ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.karakosehaber.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/eklem-yaslanmasini-durdurmak-m_1777190001_s17JZb.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Karaköse Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Karaköse Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Dijital çağda ruh sağlığı alarm veriyor!]]></title>
            <link>https://www.karakosehaber.com/dijital-cagda-ruh-sagligi-alarm-veriyor/228006/</link>
            <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi’nde düzenlenen 8. Uluslararası Pozitif Psikoloji Kongresi’nde, dijitalleşmenin insan psikolojisi üzerindeki etkileri ele alındı.]]></description>
            <guid>https://www.karakosehaber.com/dijital-cagda-ruh-sagligi-alarm-veriyor/228006/</guid>
            <category domain="https://www.karakosehaber.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Sun, 26 Apr 2026 01:02:40 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Üsküdar Üniversitesi tarafından bu yıl 8&#39;incisi düzenlenen Uluslararası Pozitif Psikoloji Kongresi başladı. 'Dijitalleşen Dünyada Anlam Arayışı: Sosyal İzolasyon mu? Longevity mi?' temasıyla gerçekleştirilen kongrede, ruh sağlığı, dijitalleşme ve insanın anlam arayışı çok yönlü olarak ele alındı.</p><p>Üsküdar Üniversitesi Merkez Yerleşkesi Nermin Tarhan Konferans Salonu&#39;nda başlayan kongreye akademisyenler, uzman isimler ve çok sayıda katılımcı ilgi gösterdi. İki gün sürecek organizasyonda, bilimsel sunumlar, paneller ve atölye çalışmalarıyla ruh sağlığına dair güncel konular masaya yatırıldı.</p><strong>'Narsisizm pandemi haline geldi'</strong><p>Kongrenin açılış konuşmasını yapan Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, dijital çağın insan psikolojisi üzerindeki etkilerine dikkat çekti.</p><p>'Küresel ölçekte bir narsisizm artışı yaşanıyor. Bu artık bir epidemiden ziyade bir pandemi haline geldi. Özellikle gençler arasında narsisizmin artması; suçun ve şiddetin artması anlamına geliyor.'</p><p>Tarhan, dijitalleşme ile birlikte insanın anlam arayışının daha kritik hale geldiğini vurgulayarak,'21. yüzyılın &#39;Bilgelik Yüzyılı&#39; olmak zorunda olduğunu düşünüyorum. Bunun yolu da pozitif psikolojiden geçiyor.' ifadelerini kullandı.</p><strong> </strong><strong>'Pozitif psikoloji yüzeysellik değildir'</strong><p>Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nazife Güngör ise insanlık tarihindeki dönüşümlere dikkat çekerek, içinde bulunulan dönemin kaotik ama dönüştürücü bir süreç olduğunu ifade etti.</p><p>'Her yüzyılın başlangıcında dünya bir tür kaos yaşıyor. Yüzyıllar çoğu zaman sancıyla, bunalımla başlıyor.'</p><p>Pozitif psikolojinin yanlış anlaşılmaması gerektiğini belirten Güngör, 'Pozitif psikoloji, her şeye yüzeysel biçimde iyi bakmak değildir. Asıl mesele, &#39;pozitif olan için ne yapmalıyız?&#39; sorusunu sormaktır.' dedi.</p><p>Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Kaynak, dijital dönüşümün kalıcı etkilerine dikkat çekti.</p><p>'Bir fırtınanın içinde yaşadığımız söyleniyor ama bu bir fırtına değil; bir iklim değişikliği. Fırtına geçer ama iklim değişikliğinde yeni bir hayat kurmak zorundasınızdır.'</p><strong>'İnsan bağ kurduğunda güçlenir'</strong><p>Kongrenin onur konuğu olan Stanford ve Western Üniversitesi&#39;nden Prof. Dr. David Baron&#39;a fahri doktora unvanı takdim edildi.</p><p>Baron, sosyal bağların ruh sağlığı üzerindeki etkisine dikkat çekerek, 'Sosyal izolasyon, günde 15 sigara içmeye eşdeğer bir sağlık riski taşır. İnsan bağ kurduğunda iyileşir, gelişir ve güçlenir.' İfadelerini kullandı.</p><p>Kongrede yapay zeka, sosyal izolasyon, yalnızlık, ilişkiler, psikolojik dayanıklılık ve yaşam kalitesi gibi konular farklı başlıklar altında ele alındı. Atölye çalışmaları ve panellerle katılımcılara hem teorik hem uygulamalı içerik sunuldu.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.karakosehaber.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/dijital-cagda-ruh-sagligi-alar_1777154558_TnR3ch.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Dijital çağda ruh sağlığı alarm veriyor! ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.karakosehaber.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/dijital-cagda-ruh-sagligi-alar_1777154558_TnR3ch.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Karaköse Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Karaköse Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Merdiven çıkmak bile kalbinizi koruyor]]></title>
            <link>https://www.karakosehaber.com/merdiven-cikmak-bile-kalbinizi-koruyor/228003/</link>
            <description><![CDATA[Erzurum Şehir Hastanesi’nden Dr. Öğr. Üyesi İlkin Guliyev ve Doç. Dr. Faruk Aydınyılmaz, kalp sağlığını korumak için günlük hareket ve doğru beslenmenin kritik olduğunu vurguladı.]]></description>
            <guid>https://www.karakosehaber.com/merdiven-cikmak-bile-kalbinizi-koruyor/228003/</guid>
            <category domain="https://www.karakosehaber.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Sat, 25 Apr 2026 22:31:53 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Erzurum Şehir Hastanesi hekimlerinden Dr. Öğr. Üyesi İlkin Guliyev ve Doç. Dr. Faruk Aydınyılmaz, kalp sağlığını korumaya yönelik önemli değerlendirmelerde bulundu. Guliyev, düzenli fiziksel aktivitenin kalp hastalıklarının önlenmesinde temel rol oynadığını belirterek, haftada en az 150 dakika orta düzeyde egzersiz yapılması gerektiğini ifade etti.</p><p>Günlük hayatta yapılan küçük hareketlerin bile büyük fayda sağladığını dile getiren Guliyev, düzensiz ve aşırı tempolu egzersizlere karşı uyarıda bulundu:</p><p>'Haftada bir gün yapılan yoğun sporlar, özellikle halı saha gibi yüksek tempolu aktiviteler kalp üzerinde risk oluşturabilir. Asıl önemli olan düzenli ve sürdürülebilir hareket etmektir. Asansör yerine merdiven kullanmak gibi basit tercihler bile kalp sağlığı için ciddi bir yatırımdır.'</p><strong>Kalp sağlığında beslenmenin rolü büyük</strong><p>Doç. Dr. Faruk Aydınyılmaz ise kalp sağlığının korunmasında beslenme alışkanlıklarının belirleyici olduğuna dikkat çekti. Akdeniz tipi beslenmenin kalp dostu olduğunu vurgulayan Aydınyılmaz, günlük tüketim alışkanlıklarına özen gösterilmesi gerektiğini söyledi.</p><p>'Günlük tuz tüketiminin 5 gramın altına düşürülmesi tansiyon kontrolü açısından büyük önem taşıyor. Her gün düzenli olarak sebze ve meyve tüketilmeli, tam tahıllı gıdalar tercih edilmeli ve yaklaşık 30 gram kuruyemiş tüketilmelidir. Haftada 1-2 gün balık tüketimi de kalp sağlığı açısından faydalıdır. Şekerli içecekler ve paketli ürünlerden uzak durulmalıdır.'</p><strong>Düzenli yaşam hastalık riskini azaltıyor</strong><p>Guliyev ve Aydınyılmaz, egzersiz ile sağlıklı beslenmenin birlikte uygulanmasının kalp hastalıklarının yanı sıra diyabet ve kolesterol gibi kronik rahatsızlıkların kontrol altına alınmasına da katkı sağladığını belirtti.</p><p>'Kalp sağlığını korumak için büyük değişiklikler yapmaya gerek yok. Günlük hayatta atılacak küçük ama düzenli adımlar, uzun vadede büyük kazanımlar sağlar.'</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.karakosehaber.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/merdiven-cikmak-bile-kalbinizi_1777145512_3EnkTh.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Merdiven çıkmak bile kalbinizi koruyor ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.karakosehaber.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/merdiven-cikmak-bile-kalbinizi_1777145512_3EnkTh.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Karaköse Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Karaköse Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Otizm artışı tartışılırken beslenmeye dikkat çekiliyor]]></title>
            <link>https://www.karakosehaber.com/otizm-artisi-tartisilirken-beslenmeye-dikkat-cekiliyor/227977/</link>
            <description><![CDATA[Fitoterapi Uzmanı Dr. Ümit Aktaş, otizmin yalnızca genetik nedenlerle açıklanamayacağını belirterek, beslenme ve çevresel faktörlerin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.]]></description>
            <guid>https://www.karakosehaber.com/otizm-artisi-tartisilirken-beslenmeye-dikkat-cekiliyor/227977/</guid>
            <category domain="https://www.karakosehaber.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Sat, 25 Apr 2026 01:12:44 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Dünya genelinde otizm görülme sıklığındaki artış, yalnızca genetik nedenlerle açıklanamayacak kadar geniş bir tartışma alanı oluşturuyor. Fitoterapi Uzmanı Dr. Ümit Aktaş, otizmin çok boyutlu bir süreç olduğunu belirterek çevresel etkenler, doğum şekli ve beslenme alışkanlıklarının birlikte değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.</p><p>Toplumda hl nadir görülen bir durum olarak algılansa da artan tanı oranlarının dikkat çekici olduğunu ifade eden Aktaş, farkındalığın artırılmasının önemine değindi.</p><strong>'Otizm sadece genetik kökenli değildir'</strong><p>Modern yaşamın etkilerine dikkat çeken Aktaş, 'Otizm sadece genetik kökenli bir sorun değildir. Çevresel toksinler, gıdalarda bulunan kimyasallar, vücudumuzun tanımadığı yapay ürünler ve ağır metaller bu süreçte etkili olabiliyor. Modern yaşamın getirdiği bu toksik yük, çocukların gelişim süreçlerini etkileyebilecek faktörlerden biri olarak değerlendiriliyor' dedi.</p><p>Bu süreçte yaşam tarzı ve metabolik faktörlerin birlikte ele alınması gerektiğini belirten Aktaş, otizmin tek bir nedene indirgenemeyeceğini ifade etti.</p><strong>Doğum şekli ve erken dönem etkileri</strong><p>Çocukların bağışıklık sistemi ve gelişim süreçlerinde doğum şeklinin de etkili olabileceğini dile getiren Aktaş, 'Doğum şekli, erken çocukluk dönemindeki beslenme alışkanlıkları ve çevresel faktörler birlikte değerlendirildiğinde çocukların gelişim süreçlerini etkileyebilecek birçok unsur ortaya çıkabiliyor' ifadelerini kullandı.</p><strong>Beslenmenin rolü göz ardı edilmemeli</strong><p>Beslenmenin otizm üzerindeki etkisine de değinen Aktaş, doğal ve dengeli beslenmenin önemine dikkat çekti. 'Erken teşhis ve erken dönemde beslenme düzeninin gözden geçirilmesi önemli olabilir. İşlenmiş ve raf ömrü uzun gıdalar yerine doğal ve geleneksel beslenme alışkanlıkları tercih edilmelidir' dedi.</p><p>Otizm odaklı beslenmede bazı gıdalardan kaçınılması gerektiğini belirten Aktaş, 'Glüten içeren buğday ürünleri, hazır mayalı gıdalar, rafine şeker ve süt ürünlerinden uzak durulması öneriliyor' ifadelerini kullandı.</p><strong>Doğal beslenme önerileri öne çıkıyor</strong><p>Beslenme düzeninde yer verilmesi önerilen gıdaları da sıralayan Aktaş, 'Mevsiminde tüketilen sebzeler, ev yapımı fermente ürünler, kemik suyu ile hazırlanan çorbalar, sağlıklı yağlar ve doğal protein kaynakları beslenmede önemli yer tutmalıdır' dedi.</p><p>Şeker tüketiminin sınırlandırılması gerektiğini vurgulayan Aktaş, 'Aşırı şeker tüketimi kan şekeri dalgalanmalarına neden olabilir. Bu nedenle çocukların beslenme düzeninde rafine şeker mümkün olduğunca azaltılmalıdır' şeklinde konuştu.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.karakosehaber.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/otizm-artisi-tartisilirken-bes_1777068762_KuMCpW.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Otizm artışı tartışılırken beslenmeye dikkat çekiliyor ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.karakosehaber.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/otizm-artisi-tartisilirken-bes_1777068762_KuMCpW.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Karaköse Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Karaköse Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Masum alışkanlıklar çocukların çene sağlığını tehdit ediyor]]></title>
            <link>https://www.karakosehaber.com/masum-aliskanliklar-cocuklarin-cene-sagligini-tehdit-ediyor/227976/</link>
            <description><![CDATA[Çocuk diş hekimi Nurgül Demir, çocuklarda artan diş sıkma alışkanlığının çene eklemi sağlığını tehdit ettiğini belirterek, erken önlem alınması gerektiğini vurguladı.]]></description>
            <guid>https://www.karakosehaber.com/masum-aliskanliklar-cocuklarin-cene-sagligini-tehdit-ediyor/227976/</guid>
            <category domain="https://www.karakosehaber.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Sat, 25 Apr 2026 00:58:28 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Çocuklarda sık görülen bazı alışkanlıkların, sanıldığı kadar zararsız olmadığına dikkat çekiliyor. Çocuk diş hekimi Nurgül Demir, özellikle diş sıkma (bruksizm) alışkanlığının artık yalnızca yetişkinlere özgü olmadığını, erken yaşlarda da görülmeye başladığını belirterek çene eklemi sağlığı açısından risk oluşturduğunu ifade etti.</p><p>Demir, çene ekleminde yaşanan sorunların farklı belirtilerle kendini gösterebileceğini vurgulayarak, 'Eklem bölgesinde ağrı, ağız açmada kısıtlılık, çiğneme güçlüğü ve çene ekleminden ses gelmesi gibi şikayetler görülebilir. Bu durumlar bazen kulak çınlaması, kulak ağrısı ya da baş ağrısı gibi farklı rahatsızlıklarla karıştırılabilir' dedi.</p><p>Çene eklemi sorunlarının en sık nedenleri arasında travmalar ve diş sıkma alışkanlığının yer aldığını belirten Demir, dişlerin kapanışındaki bozukluklar, alt çenenin önde konumlanması ve tırnak yeme, parmak emme gibi alışkanlıkların da bu riski artırdığını söyledi. Ayrıca teknoloji kullanımının da etkisine değinen Demir, 'Tablet ve telefon kullanımının artmasıyla birlikte ortaya çıkan duruş bozuklukları, baş ve boynun uzun süre yanlış pozisyonda kalmasına neden oluyor. Bu durum kas yapısını etkileyerek çene ekleminde hareket kısıtlılığına yol açabilir' ifadelerini kullandı.</p><strong>Diş sıkma çocuklarda da yaygınlaşıyor</strong><p>Bruksizmin yalnızca uyku sırasında değil, gün içinde de görülebileceğini belirten Demir, 'Diş sıkma ve gıcırdatma alışkanlığı, çene ve çiğneme kaslarının normal dışı çalışmasıyla oluşur. Bu durum çocuklarda stres, okul uyum süreci, sınav dönemleri, aile içi değişiklikler ya da sosyal problemler gibi pek çok etkene bağlı olarak gelişebilir' dedi.</p><strong>Çene sağlığını korumak için öneriler</strong><p>Çocuklarda çene eklemi sağlığını korumak için bazı önlemlerin önemine dikkat çeken Demir, şu uyarılarda bulundu:</p><p>'Parmak emme, tırnak yeme ve kalem ısırma gibi alışkanlıkların bırakılması gerekir. Ağızdan nefes alma varsa mutlaka nedeni araştırılmalıdır. Diş gıcırdatma sesi duyulduğunda çocuğun uyku pozisyonu hafifçe değiştirilebilir. Gün içinde diş sıkma alışkanlığı varsa farkındalık artırılmalıdır.'</p><p>Tek taraflı çiğneme alışkanlığının da önlenmesi gerektiğini belirten Demir, 'Çiğneme sırasında her iki tarafın dengeli kullanılması önemlidir. Ayrıca ekran kullanımı sırasında cihazın göz hizasında tutulması ve belirli aralıklarla mola verilmesi gerekir' dedi. Spor yapan çocuklar için ise çene travmalarına karşı koruyucu plakların kullanılabileceğini ifade etti.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.karakosehaber.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/masum-aliskanliklar-cocuklarin_1777067907_LrQ86g.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Masum alışkanlıklar çocukların çene sağlığını tehdit ediyor ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.karakosehaber.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/masum-aliskanliklar-cocuklarin_1777067907_LrQ86g.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Karaköse Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Karaköse Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Andropoz sessiz ilerliyor: erkeklerde hormonal değişimlere dikkat]]></title>
            <link>https://www.karakosehaber.com/andropoz-sessiz-ilerliyor-erkeklerde-hormonal-degisimlere-dikkat/227973/</link>
            <description><![CDATA[Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Üroloji Uzmanı Op. Dr. Elnur Allahverdiyev, andropozun menopozdan farklı olarak yavaş ilerlediğini belirterek, belirtilerin göz ardı edilmemesi gerektiğini vurguladı.]]></description>
            <guid>https://www.karakosehaber.com/andropoz-sessiz-ilerliyor-erkeklerde-hormonal-degisimlere-dikkat/227973/</guid>
            <category domain="https://www.karakosehaber.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Sat, 25 Apr 2026 00:14:48 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Günlük yaşamın getirdiği stres, yoğun tempo ve değişen alışkanlıklar, vücuttaki hormonal dengeyi doğrudan etkileyebiliyor. Erkeklerde yaşla birlikte ortaya çıkan bu değişimlerin önemli bir yansıması olan andropozun, çoğu zaman fark edilmeden ilerlediği belirtiliyor. Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi&#39;nden Üroloji Uzmanı Op. Dr. Elnur Allahverdiyev, sürecin yalnızca cinsel yaşamla sınırlı olmadığını vurguladı.</p><p>Allahverdiyev, andropozun testosteron hormonunun yıllar içinde kademeli olarak azalmasıyla ortaya çıktığını belirterek, 'Hormonal değişimlerin etkileri yalnızca cinsel yaşamla sınırlı değildir; enerji düzeyi, kas gücü, ruh hali, uyku düzeni ve metabolik denge üzerinde de önemli rol oynar. Ancak her yorgunluk veya isteksizlik halinin andropoz anlamına gelmediğini unutmamak gerekir' dedi.</p><p>Menopozdan farklı olarak ani değil, yavaş ilerleyen bir süreç olduğuna dikkat çeken Allahverdiyev, 'Bu nedenle belirtiler çoğu zaman göz ardı edilebiliyor. Yaşamın doğal bir parçası olmakla birlikte doğru yönetilmediğinde yaşam kalitesini etkileyebilen andropozda modern yaklaşım, gereksiz müdahalelerden kaçınarak kişiye özel ve dengeli tedavi planına odaklanmaktır' ifadelerini kullandı.</p><strong>Belirtiler göz ardı edilmemeli</strong><p>Uzun süren yorgunluk, isteksizlik, cinsel performansta azalma, kas gücünde düşüş, kilo artışı ve uyku problemleri gibi şikayetlerde sağlık kuruluşlarına başvurulması gerektiğini belirten Allahverdiyev, bu belirtilerin farklı hastalıklarla da ilişkili olabileceğine dikkat çekti.</p><p>'Tiroid hastalıkları, diyabet, obezite, kronik stres, uyku apnesi ve bazı ilaçlar da benzer şikayetlere neden olabilir. Bu nedenle altta yatan nedenin doğru analiz edilmesi gerekir. Gereksiz hormon kullanımı hem faydasız hem de riskli olabilir' diyen Allahverdiyev, andropozun sık görülen belirtilerini ise şu sözlerle sıraladı:</p><p>'Cinsel istekte azalma, sertleşme kalitesinde düşüş, sabah ereksiyonlarında azalma, yorgunluk, enerji kaybı, kas kütlesinde azalma, yağ oranında artış, konsantrasyon güçlüğü, uyku bozuklukları ve motivasyon kaybı bu sürecin önemli sinyalleridir.'</p><strong>Yaşam tarzı sürecin yönetiminde belirleyici</strong><p>Andropoz sürecinde tek tip bir tedavi yaklaşımının bulunmadığını belirten Allahverdiyev, kişiye özel planlamanın önemine vurgu yaptı.</p><p>'Her bireyin yaşı, yaşam tarzı ve sağlık durumu farklıdır. Bu nedenle tedavi süreci kişiye özel planlanmalıdır. Düzenli egzersiz, sağlıklı beslenme, kilo kontrolü ve kaliteli uyku testosteron seviyelerini doğal olarak destekleyebilir. Gerekli durumlarda testosteron tedavisi uygulanabilir ancak bu süreç mutlaka uzman kontrolünde yürütülmelidir' ifadelerini kullandı.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.karakosehaber.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/andropoz-sessiz-ilerliyor-erke_1777065287_5EirQ1.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Andropoz sessiz ilerliyor: erkeklerde hormonal değişimlere dikkat ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.karakosehaber.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/andropoz-sessiz-ilerliyor-erke_1777065287_5EirQ1.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Karaköse Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Karaköse Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Her gebenin kendi özel ebesi olmalı!]]></title>
            <link>https://www.karakosehaber.com/her-gebenin-kendi-ozel-ebesi-olmali/227959/</link>
            <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ebelik Bölümü’nden Doç. Dr. Ayça Demir Yıldırım, ebelerin aktif rol aldığı sağlık sistemlerinde sezaryen oranlarının düştüğünü belirterek her gebenin birebir ebe desteği almasının önemine dikkat çekti.]]></description>
            <guid>https://www.karakosehaber.com/her-gebenin-kendi-ozel-ebesi-olmali/227959/</guid>
            <category domain="https://www.karakosehaber.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Fri, 24 Apr 2026 14:20:53 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>21-28 Nisan Ebeler Haftası kapsamında değerlendirmelerde bulunan Doç. Dr. Ayça Demir Yıldırım, ebelik mesleğinin geçmişten günümüze geçirdiği dönüşümü ve günümüzdeki kritik rolünü anlattı.</p><p>Doç. Dr. Ayça Demir Yıldırım, ebelik mesleğinin insanlık tarihi kadar eski ve köklü olduğunu belirterek, günümüzde ebeliğin yalnızca doğum yaptırmakla sınırlı kalmadığını, bilimsel temellere dayanan profesyonel bir sağlık alanına dönüştüğünü söyledi.</p><p>'Ebeler sürecin tamamında aktif rol alıyor'</p><p>Doç. Dr. Ayça Demir Yıldırım, ebelerin artık gebelik öncesinden başlayarak doğum ve doğum sonrasına kadar annenin hem fiziksel hem de psikolojik sağlığını takip ettiğini ifade etti. </p><p>Yıldırım, 'Ebeler, normal doğumu yönetebilen, yenidoğan bakımında aktif rol alan ve aynı zamanda toplum sağlığına katkı sunan önemli sağlık profesyonelleridir' dedi.</p><p>Günümüzde ebelerin uzaktan takip sistemleri, mobil uygulamalar ve tele-sağlık hizmetleriyle daha geniş kitlelere ulaşabildiğini belirten Yıldırım, dijitalleşmenin sağlık hizmetlerini dönüştürdüğünü vurguladı.</p><p>Türkiye&#39;de sezaryen oranlarının yüzde 61,2 gibi yüksek bir seviyede olduğunu hatırlatan Yıldırım, bu durumun ebelik hizmetlerinin önemini artırdığını söyledi.</p><p>'Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, ebelerin aktif olduğu sistemlerde hem sezaryen oranları hem de anne ve bebek ölümleri daha düşük seviyededir' diyen Yıldırım, ebelerin özellikle düşük riskli gebeliklerde normal doğumu destekleyerek gereksiz cerrahi müdahalelerin önüne geçebildiğini ifade etti.</p><strong>'Her gebenin kendi ebesi olmalı'</strong><p>Yeni düzenlemelerle birlikte ebelerin yetki ve sorumluluklarının genişletildiğini belirten Yıldırım, her gebenin birebir ebe desteği almasının önemine dikkat çekti.</p><p>Doç. Dr. Ayça Demir Yıldırım açıklamasında şu ifadelere yer verdi:</p><p>'Sağlık Bakanlığı tarafından yayımlanan yeni yönetmelikle birlikte ebelerin mesleki bağımsızlığı güçlendirilmiştir. Normal doğum sürecinin daha sağlıklı yönetilmesi için her gebenin kendi özel ebesine sahip olması büyük önem taşımaktadır.' </p><p>Doğum sonrası dönemin hassas bir süreç olduğuna dikkat çeken Yıldırım, ebelerin bu süreçte annelere önemli destek sunduğunu belirtti. Ebelerin düzenli takiplerle doğum sonrası depresyon riskini erken tespit edebildiğini ve gerekli durumlarda yönlendirme yapabildiğini söyledi.</p><p>Programın sonunda değerlendirmelerde bulunan Doç. Dr. Ayça Demir Yıldırım, 'Güçlü ebelik hizmetleri, sağlıklı bir toplumun temelini oluşturur' diyerek sözlerini tamamladı. </p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.karakosehaber.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/her-gebenin-kendi-ozel-ebesi-o_1777029652_I56xUo.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Her gebenin kendi özel ebesi olmalı! ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.karakosehaber.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/her-gebenin-kendi-ozel-ebesi-o_1777029652_I56xUo.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Karaköse Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Karaköse Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Çocuk gelişiminde denge: ekran mı, oyun mu?]]></title>
            <link>https://www.karakosehaber.com/cocuk-gelisiminde-denge-ekran-mi-oyun-mu/227958/</link>
            <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikoloğu Aybeniz Yıldırım, oyunun çocukların gelişiminde kritik rol oynadığını belirtirken dijital oyunların kontrollü kullanılması gerektiğine dikkat çekti.]]></description>
            <guid>https://www.karakosehaber.com/cocuk-gelisiminde-denge-ekran-mi-oyun-mu/227958/</guid>
            <category domain="https://www.karakosehaber.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Fri, 24 Apr 2026 14:07:55 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Çocuk gelişiminde oyunun vazgeçilmez bir yere sahip olduğunu belirten uzmanlar, fiziksel ve sosyal oyunların çocukların sağlıklı büyümesinde temel rol oynadığını vurguluyor. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikoloğu Aybeniz Yıldırım, oyunun çocukların fiziksel, bilişsel, duygusal ve sosyal gelişimini destekleyen en önemli araçlardan biri olduğunu ifade etti.</p><strong>'Oyun, çocukların dünyayı keşfetme yoludur'</strong><p>Klinik Psikolog Aybeniz Yıldırım, oyunun yalnızca bir eğlence aracı olmadığını belirterek, 'Oyun çocukların gelişimleri ve öğrenmeleri için temel bir araçtır. Çocuklar oyun sayesinde dünyayı keşfeder, kendilerini ifade etmeyi öğrenir ve sosyal beceriler kazanır' dedi.</p><p>Yıldırım, oyun oynayan çocukların hayal gücünün geliştiğini, stres düzeylerinin azaldığını ve özgüvenlerinin arttığını vurgulayarak, 'Oyun, çocukların duygusal denge kurmasına ve sağlıklı bireyler olarak yetişmesine katkı sağlar' ifadelerini kullandı.</p><p>Çocukların yaşlarına göre oyun alışkanlıklarının farklılaştığını belirten Yıldırım, okul öncesi dönemde bireysel oyunların, okul çağında ise grup oyunlarının öne çıktığını söyledi. Bu süreçte yapboz, boyama, blok ve strateji oyunlarının çocukların gelişimine önemli katkılar sunduğunu kaydetti.</p><strong>'Dijital oyunlar dengeli kullanılmalı'</strong><p>Günümüzde dijital oyunların çocukların hayatında önemli bir yer tuttuğuna dikkat çeken Yıldırım, kontrolsüz kullanımın olumsuz sonuçlar doğurabileceğini belirtti.</p><p>'Dijital oyunlar dengeli kullanılmadığında çocukların fiziksel aktivitelerini azaltabilir, uyku düzenlerini bozabilir ve sosyal ilişkilerini zayıflatabilir. Bu nedenle ebeveynlerin çocukların oyun süresini dengelemesi büyük önem taşıyor' diyen Yıldırım, ailelere bu konuda rehberlik etmeleri çağrısında bulundu.</p><p>Fiziksel oyunların çocukların motor becerilerini geliştirdiğini ve obezite riskini azalttığını ifade eden Yıldırım, açık havada oynanan oyunların genel sağlık üzerinde olumlu etkiler oluşturduğunu dile getirdi.</p><p>Programın sonunda değerlendirmelerde bulunan Klinik Psikolog Aybeniz Yıldırım, ebeveynlere önemli bir mesaj vererek, 'Çocukların oyunla büyümesine fırsat tanımak, onların sağlıklı gelişimi için büyük önem taşır. Dengeli ve bilinçli oyun alışkanlıkları, çocukların hem mutluluğunu hem de yaşam kalitesini artırır' dedi.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.karakosehaber.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/cocuk-gelisiminde-denge-ekran-_1777028874_aqpQnf.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Çocuk gelişiminde denge: ekran mı, oyun mu? ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.karakosehaber.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/cocuk-gelisiminde-denge-ekran-_1777028874_aqpQnf.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Karaköse Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Karaköse Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Sessiz gürültü tehlikesi: Fark edilmiyor ama beyni yoruyor]]></title>
            <link>https://www.karakosehaber.com/sessiz-gurultu-tehlikesi-fark-edilmiyor-ama-beyni-yoruyor/227933/</link>
            <description><![CDATA[Dr. Öğr. Üyesi Gökçe Gültekin, fark edilmeyen “sessiz gürültü”lerin beyni sürekli çalıştırarak zihinsel yorgunluk ve sağlık sorunlarına yol açtığını belirtti.]]></description>
            <guid>https://www.karakosehaber.com/sessiz-gurultu-tehlikesi-fark-edilmiyor-ama-beyni-yoruyor/227933/</guid>
            <category domain="https://www.karakosehaber.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 21:12:25 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>24 Nisan Uluslararası Gürültü Farkındalığı Günü kapsamında yapılan değerlendirmeler, çoğu zaman fark edilmeyen gürültülerin insan sağlığı üzerindeki etkilerini bir kez daha gündeme taşıdı. Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Odyoloji Bölümü&#39;nden Dr. Öğr. Üyesi Gökçe Gültekin, özellikle arka planda sürekli maruz kalınan düşük seviyeli seslerin beyin üzerinde ciddi bir yük oluşturduğunu belirtti.</p><p>Gültekin, günlük yaşamda sıkça karşılaşılan ancak çoğu zaman önemsenmeyen seslerin, uzun vadede sağlık üzerinde olumsuz etkiler oluşturduğunu ifade ederek, 'Özellikle büyük kentlerde, trafik ve ulaşım gürültüsü başta olmak üzere, çalışma ortamlarındaki klima, klavye, fan ve monitör sesleri, sosyal ortamlardaki müzik, telefon ve konuşma sesleri, ev içindeki elektrikli aletler en sık karşılaştığımız &#39;sessiz&#39; gürültü kaynakları arasında' dedi.</p><p>Bu tür seslerin zararsız gibi algılansa da uzun süreli maruziyet durumunda hem işitme sistemi hem de genel sağlık üzerinde olumsuz etkiler oluşturabileceğine dikkat çekildi.</p><strong>Beyin sürekli çalışıyor, yorgunluk artıyor</strong><p>Gürültünün yalnızca kulağı değil, tüm vücudu etkileyen bir stres faktörü olduğuna vurgu yapan Gültekin, 'Beyin arka plan gürültüsüne maruz kaldığında, sesleri filtrelemek için daha çok efor harcar. Bu durum zamanla dikkat problemleri, kronik zihinsel yorgunluk ve odaklanma güçlüğü gibi etkilenmelere sebep olabilir. Sürekli arka planda kalan buzdolabı uğultusu, klima sesi veya trafik gürültüsü gibi &#39;sessiz gürültüler&#39;, beyin için aslında bitmek bilmeyen bir mesai anlamına gelir' dedi.</p><p>Gürültünün etkisinin yalnızca anlık olmadığını belirten Gültekin, 'Dünya Sağlık Örgütü, 85 desibel ve üzerindeki sesleri işitme kaybı açısından riskli kabul eder. Ancak daha düşük seviyelerde bile uzun süreli maruziyet zamanla işitme kaybına yol açabilir' diyerek uyarıda bulundu.</p><p>Kısa süreli yüksek ses maruziyetlerinde geçici etkiler görülebileceğini ancak bu durumun sık tekrarlanması halinde kalıcı hasarlara yol açabileceğini belirten Gültekin, özellikle gürültülü iş ortamlarında çalışanların daha fazla risk altında olduğunu vurguladı.</p><strong>'Sessizlik bir lüks değil, ihtiyaç'</strong><p>Modern yaşamın gürültüyü kaçınılmaz hale getirdiğine dikkat çeken Gültekin, teknolojik cihazların da bu durumu artırdığını belirtti. Gültekin, 'Gürültü modern yaşamın bir parçası olabilir ancak etkileri hafife alınmamalıdır. Sessizlik bir lüks değil, biyolojik bir ihtiyaçtır' dedi.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.karakosehaber.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/sessiz-gurultu-tehlikesi-fark-_1776967944_0bqLA4.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Sessiz gürültü tehlikesi: Fark edilmiyor ama beyni yoruyor ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.karakosehaber.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/sessiz-gurultu-tehlikesi-fark-_1776967944_0bqLA4.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Karaköse Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Karaköse Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Akciğer kanserinin yüzde 80’i önlenebilir]]></title>
            <link>https://www.karakosehaber.com/akciger-kanserinin-yuzde-80-i-onlenebilir/227887/</link>
            <description><![CDATA[Uzmanlar, akciğer kanserinin yüzde 80 oranında önlenebilir olduğunu vurgularken, erken teşhis ve kişiye özel tedavinin hayati önem taşıdığına dikkat çekti.]]></description>
            <guid>https://www.karakosehaber.com/akciger-kanserinin-yuzde-80-i-onlenebilir/227887/</guid>
            <category domain="https://www.karakosehaber.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 13:54:47 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Acıbadem Maslak Hastanesi&#39;nde düzenlenen 'Akciğer Kanserinde Farkındalık ve Umut' söyleşisinde, alanında uzman isimler ve hastalar bir araya geldi. Göğüs Cerrahisi, Göğüs Hastalıkları, Tıbbi Onkoloji, Radyasyon Onkolojisi ve Nükleer Tıp branşlarından uzmanların katıldığı etkinlikte, hastalığa ilişkin güncel gelişmeler ele alındı.</p><p>Dünyada milyonlarca insanı etkileyen akciğer kanserinin Türkiye&#39;de her yıl yaklaşık 40 bin kişiye tanı konulan en yaygın ve ölümcül hastalıklardan biri olduğuna dikkat çekilen etkinlikte, erken teşhisin hayati rolüne vurgu yapıldı.</p><strong>'Kanser tedavisi bir puzzle gibi'</strong><p>Etkinliğin moderatörü Sağlık İletişimcisi Seral Çelik, multidisipliner yaklaşımın önemine değinerek, 'Bu etkinlikte multidisipliner yaklaşımla akciğer kanseri hakkında önemli bilgiler alacağız. Kanserin tanı ve tedavisinde görev yapan sayısız uzman ve sağlık personeli var. Her biri çok önemli rol üstleniyor. Tanı ve tedaviyi bir puzzle gibi düşünürsek, parçalar bir araya geldiğinde hasta için en iyi ve en uygun tedavi uygulanabiliyor' dedi.</p><p>Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Burcu Babaoğlu Karan, akciğer kanserinin en önemli nedeninin tütün ürünleri olduğunu belirterek, vakaların yaklaşık yüzde 80&#39;inin sigara kullanımına bağlı geliştiğini ifade etti. Elektronik sigaraların da risk taşıdığına dikkat çeken Karan, hastalığın çoğu zaman erken dönemde belirti vermediğini vurguladı.</p><p>Risk grubundaki bireylerin düzenli kontrollerini ihmal etmemesi gerektiğini belirten Karan, düşük doz tomografinin erken tanıda önemli bir yöntem olduğunu dile getirdi.</p><p>Nükleer Tıp Uzmanı Prof. Dr. Tevfik Fikret Çermik, tanı sürecinde PET-CT&#39;nin önemine değinerek, 'PET-CT sayesinde tümörün yalnızca varlığı değil, aynı zamanda vücuttaki yayılımı ve biyolojik davranışı da detaylı şekilde değerlendirilebiliyor. Bu sayede hastalığın hangi evrede olduğu net olarak ortaya konulabiliyor ve en uygun tedavi planı oluşturulabiliyor. Aynı zamanda tedaviye verilen yanıt da değerlendirildiğinden gereksiz cerrahi girişimlerin önüne geçilebiliyor' ifadelerini kullandı.</p><p>Göğüs Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Erkan Kaba ise erken evrede cerrahi müdahalenin başarı şansını artırdığını belirterek, 'Özellikle erken evrede teşhis konulan hastalarda cerrahi müdahale ile yüksek başarı oranları elde edilebiliyor. Ayrıca cerrahi yöntemler de hızla gelişiyor. Bu yöntemlerden en yenisi olan robotik cerrahi sayesinde göğüs bölgesi tamamen açılmadan, küçük kesilerle ameliyatlar yapılabiliyor' dedi.</p><p>Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Ömer Fatih Ölmez, tedavide artık standart yaklaşımlar yerine bireye özgü yöntemlerin öne çıktığını belirterek, 'Doğru hastaya doğru tedaviyi uygulamak çok önemli' değerlendirmesinde bulundu. Hedefe yönelik tedavi ve immünoterapinin uygun hastalarda başarılı sonuçlar verdiğini kaydetti.</p><p>Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Enis Özyar da ışın tedavisinde teknolojinin gelişmesiyle daha hassas ve hedefe yönelik uygulamaların mümkün hale geldiğini belirterek, 'Gelişen teknoloji sayesinde daha hassas ve hedefe yönelik tedavi yapılabilmektedir. Bu sayede yan etkiler azalmakta ve tedavi başarısı artmaktadır' dedi.</p><strong>'Tünelin ucunda hep bir ışık oldu'</strong><p>Etkinliğe katılan oyuncu Sevil Akı ise hasta yakını olarak yaşadıklarını paylaşarak umut mesajı verdi. Akı, 'Anneme 8 yıl önce akciğer kanseri tanısı kondu. İlk ameliyatından 4 yıl sonra hastalığı nüks etti ve tekrar ameliyat oldu. Geçen yıl yeni bir nüks oldu ve şimdi ilaç tedavisiyle mücadelemize devam ediyoruz... Yani tünelin ucunda hep bir ışık vardı. Gerçekten hiçbir şey çözümsüz değil.' sözleriyle sürecin zorluklarına rağmen umudun önemine dikkat çekti.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.karakosehaber.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/akciger-kanserinin-yuzde-80-i-_1776855286_BD9h4s.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Akciğer kanserinin yüzde 80’i önlenebilir ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.karakosehaber.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/akciger-kanserinin-yuzde-80-i-_1776855286_BD9h4s.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Karaköse Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Karaköse Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Otizmde ailelere destek hayati önem taşıyor]]></title>
            <link>https://www.karakosehaber.com/otizmde-ailelere-destek-hayati-onem-tasiyor/227837/</link>
            <description><![CDATA[Otizmli çocukların aileleri hem duygusal hem sosyal açıdan zorlanıyor, uzmanlara göre güçlü sosyal destek mekanizmaları bu sürecin en kritik unsuru.]]></description>
            <guid>https://www.karakosehaber.com/otizmde-ailelere-destek-hayati-onem-tasiyor/227837/</guid>
            <category domain="https://www.karakosehaber.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Tue, 21 Apr 2026 02:18:45 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Otizm spektrum bozukluğu, yalnızca çocukları değil ailelerini de derinden etkileyen bir süreç olarak öne çıkıyor. Uzmanlar, otizmli çocuk sahibi ailelerin günlük yaşamda birçok zorlukla karşılaştığını ve bu süreçte sosyal destek sistemlerinin hayati rol oynadığını vurguluyor.</p><p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzmanı Melek Gözde Luş, özellikle tanı sürecinin aileler için oldukça zorlayıcı olabildiğini belirtti.</p><p>Dr. Öğr. Üyesi Luş, 'Özellikle ilk tanı konulduğu zaman aileler, otizmin nasıl bir hastalık olduğunu bilmeyebiliyor. Ebeveynler, çocuklarının durumunu ilk başlarda kaygı ve endişe ile karşılayabiliyor.' dedi.</p><strong>Aileler tanımlayamadıkları davranışlarla baş ediyor</strong><p>Otizmli çocukların sergilediği davranışların aileler için çoğu zaman anlaşılması güç olabildiğine dikkat çeken Luş, ebeveynlerin bu süreçte yoğun bir çaba sarf ettiğini ifade etti.</p><p>Luş, 'Anne babalar otizmli çocuklarında karşılaştıkları ve tanımlayamadıkları bir dizi davranışla baş başa kalır.' diyerek, iletişim kurmakta zorlanan çocukların ihtiyaçlarını anlamanın aileler için yorucu bir sürece dönüşebildiğini vurguladı.</p><p>Bu süreçte bazı ailelerin suçluluk duygusu yaşayabildiğini, bazılarının ise yoğun kaygı ve panik duygularıyla mücadele ettiğini belirten Luş, çocukların sürekli kontrol altında tutulmasının da aileler üzerinde ciddi bir yük oluşturduğunu ifade etti.</p><strong>Sosyal hayat ve psikolojik durum etkileniyor</strong><p>Otizmli çocukların öz bakım becerilerinin geç gelişmesinin de aileler için önemli bir zorluk olduğuna dikkat çeken Luş, ebeveynlerin zamanla sosyal hayatlarından uzaklaşabildiğini söyledi.</p><p>Dr. Öğr. Üyesi Luş, 'Çocuğun geç yaşa kadar tam anlamıyla tuvalet eğitimini tamamlayamıyor olması, bazen yemeği kendi kendine yememesi gibi durumlarda bazı anne babalar, çocuklarına bakabilmek için iş hayatlarında, kendi özel hayatlarında birçok şeyden vazgeçip kendilerini çevrelerinden soyutlayabiliyor.' ifadelerini kullandı.</p><p>Bazı ebeveynlerin süreci kabullenmekte zorlandığını ve bu durumun depresyon gibi psikolojik sorunlara yol açabildiğini belirten Luş, çocukların sosyal ortamlarda farklı davranışlar sergilemesinin de aileler üzerinde baskı oluşturduğunu dile getirdi.</p><strong>'Sosyal destek aileleri güçlendirir'</strong><p>Ailelerin çocuklarının geleceğine dair ciddi kaygılar taşıdığını ifade eden Luş, sosyal destek mekanizmalarının önemine dikkat çekti.</p><p>Dr. Öğr. Üyesi Luş, 'Çocuklarının ileride kendi kendilerine nasıl bakacağı, tek başlarına yaşamlarını nasıl sürdüreceği gibi konular önemli bir endişe kaynağı. Anne babaların otizmli bir çocuğa sahip olmakla ilgili zorluklarla başa çıkması için sahip oldukları sosyal destek mekanizmaları çok önemli.' dedi.</p><p>Luş, yerel yönetimlerin, gönüllü kuruluşların, sosyal hizmet uzmanlarının ve özel eğitim merkezlerinin sayısının artırılmasının ailelerin yükünü hafifleteceğini vurgulayarak, bu alandaki çalışmaların yaygınlaştırılması gerektiğini ifade etti.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.karakosehaber.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/otizmde-ailelere-destek-hayati_1776727722_YE7lxa.png" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Otizmde ailelere destek hayati önem taşıyor ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.karakosehaber.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/otizmde-ailelere-destek-hayati_1776727722_YE7lxa.png"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Karaköse Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Karaköse Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Kadınların sessiz sorunu idrar kaçırma kader değil tedavisi var]]></title>
            <link>https://www.karakosehaber.com/kadinlarin-sessiz-sorunu-idrar-kacirma-kader-degil-tedavisi-var/227836/</link>
            <description><![CDATA[Her 3 kadından birinde görülen idrar kaçırma, utanç nedeniyle çoğu zaman gizleniyor; oysa erken başvuru ile yaşam kalitesi yeniden kazanılabiliyor.]]></description>
            <guid>https://www.karakosehaber.com/kadinlarin-sessiz-sorunu-idrar-kacirma-kader-degil-tedavisi-var/227836/</guid>
            <category domain="https://www.karakosehaber.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Tue, 21 Apr 2026 02:01:08 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Kadınlarda sık görülmesine rağmen çoğu zaman dile getirilmeyen sağlık sorunlarının başında idrar kaçırma geliyor. Uzmanlar, bu durumun sanıldığı gibi 'normal' olmadığını ve tedavi edilebilir bir sağlık problemi olduğunu vurguluyor.</p><p>Acıbadem Taksim Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Ecem Eren, Türkiye&#39;de her 3 kadından birinin bu sorunla karşı karşıya olduğunu belirterek, birçok kadının utanma duygusu nedeniyle doktora başvurmadığını ifade etti.</p><p>Dr. Eren, 'Ülkemizde her 3 kadından biri idrar kaçırma sorunu yaşıyor ancak doktora söylemekten çekiniyor. Bir çoğu da &#39;doğum yaptım, normaldir&#39;, &#39;yaş aldım artık olur&#39; diye düşünerek sorunu baştan kabulleniyor. Oysa idrar kaçırma yaygın olsa da normal değildir ve tedavisi mümkündür' dedi.</p><p>İdrar kaçırmanın sadece fiziksel bir sorun olmadığını vurgulayan Dr. Eren, bu durumun kadınların sosyal hayatını ciddi şekilde etkilediğine dikkat çekti. Dr. Eren, 'Bu sorunu yaşayan kadınların özgüveni hızla azalıyor. Spor yapmaktan, uzun yolculuklara çıkmaktan, sosyal ortamlara girmekten hatta hapşırmaktan ve gülmekten bile çekindiklerini görüyoruz' ifadelerini kullandı.</p><strong>İdrar kaçırmanın 6 temel nedeni</strong><p>Dr. Ecem Eren&#39;e göre idrar kaçırmaya yol açan başlıca faktörler şöyle sıralanıyor:</p>Menopoz ve yaş: Östrojen hormonunun azalmasıyla birlikte mesane ve idrar yollarını destekleyen dokular zayıflıyor.Fazla kilo: Karın içi basıncın artması mesane üzerinde baskı oluşturarak kontrolü zorlaştırıyor.Gebelik ve doğum: Pelvik taban kaslarının gerilmesi ve zayıflaması riski artırıyor.Kronik öksürük ve kabızlık: Sürekli basınç kasların dayanıklılığını azaltıyor.Pelvik taban kaslarının zayıflaması: Hareketsiz yaşam ve hormonal değişimler bu durumu tetikliyor.Diyabet ve enfeksiyonlar: Sinir sistemi etkilenerek mesane kontrolü bozulabiliyor.<strong>'Bu sorunla yaşamak zorunda değilsiniz'</strong><p>İdrar kaçırmanın tedavisinin mümkün olduğuna dikkat çeken Dr. Eren, kadınların bu durumu kabullenmek yerine çözüm araması gerektiğini vurguladı.</p><p>Dr. Eren, 'Pelvik taban egzersizleri ve bazı ilaç tedavileri birçok hastada fayda sağlayabiliyor. Uygun hastalarda lazer uygulamaları veya destekleyici dolgu yöntemleri de tercih edilebiliyor. Daha ileri durumlarda ise küçük cerrahi girişimler ile mesaneyi destekleyen yapılar güçlendirilebiliyor ve oldukça başarılı sonuçlar alınabiliyor' dedi.</p><p>Kadınların bu konuda sessiz kalmaması gerektiğini belirten Dr. Eren, sözlerini şöyle tamamladı: 'İdrar kaçırma kadınların sessizce katlanması gereken bir durum değil. Yaygın olabilir ama normal değildir ve çoğu zaman tedavi edilebilir. Bu yüzden kadınların utanmadan bu konuyu dile getirmesi ve bir uzmana başvurması çok önemli. Bazen doğru soruyu sormak bile çözümün ilk adımı olabilir.'</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.karakosehaber.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/kadinlarin-sessiz-sorunu-idrar_1776726067_x9KpcJ.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Kadınların sessiz sorunu idrar kaçırma kader değil tedavisi var ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.karakosehaber.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/kadinlarin-sessiz-sorunu-idrar_1776726067_x9KpcJ.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Karaköse Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Karaköse Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Zihinsel sağlıkta yeni çağ YZ ve beyin haritalama birlikte sahnede]]></title>
            <link>https://www.karakosehaber.com/zihinsel-saglikta-yeni-cag-yz-ve-beyin-haritalama-birlikte-sahnede/227834/</link>
            <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi ve NPİSTANBUL Hastanesi ekibi, ABD’de düzenlenen nöroteknoloji kongresinde yapay zekâ, anhedoni ve beyin haritalama üzerine dikkat çeken sunumlar gerçekleştirdi.]]></description>
            <guid>https://www.karakosehaber.com/zihinsel-saglikta-yeni-cag-yz-ve-beyin-haritalama-birlikte-sahnede/227834/</guid>
            <category domain="https://www.karakosehaber.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Tue, 21 Apr 2026 01:29:53 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>ABD&#39;nin Los Angeles kentinde 16–19 Nisan 2026 tarihleri arasında düzenlenen Society for Brain Mapping and Therapeutics 23. Yıllık Nöroteknoloji Kongresi, nörobilim, yapay zek ve psikiyatrinin kesişiminde önemli bilimsel paylaşımlara ev sahipliği yaptı. Üsküdar Üniversitesi ve NPİSTANBUL Hastanesi, uzun süredir yer aldığı küresel nöroteknoloji konsorsiyumu kapsamında kongreye güçlü bir akademik kadroyla katıldı.</p><p>Heyete başkanlık eden Nevzat Tarhan, anhedoni kavramının yalnızca 'haz alamama' ile sınırlı olmadığını belirterek, 'Anhedoni; motivasyon eksikliği, haz alamama ve ödülden öğrenememe gibi farklı bileşenlerden oluşur' dedi. Tarhan, beynin ödül sistemi ve dopamin mekanizmalarının bu süreçte kritik rol oynadığını vurguladı.</p><p>Kongrede söz alan Nesrin Dilbaz, anhedoni ile bağımlılık arasındaki güçlü ilişkiye dikkat çekti. Dilbaz, 'Ödül sistemindeki bozulmalar bireyleri bağımlılık davranışlarına daha yatkın hale getiriyor' diyerek, bu iki durumun birbirini besleyen bir döngü oluşturduğunu ifade etti.</p><p>Dilbaz ayrıca depresyon ve anksiyete tedavisinde kullanılan Transkraniyal Manyetik Stimülasyon (TMS) yönteminin, özellikle bağımlılıkla mücadelede de umut verici sonuçlar sunduğunu belirtti.</p><p>Türker Tekin Ergüzel, sağlıkta yapay zek ve bulanık mantık tekniklerinin entegrasyonuna değinerek, bu sistemlerin özellikle tanı ve klinik karar süreçlerinde yüksek doğruluk sağladığını ifade etti. Ergüzel, yakın gelecekte kişiselleştirilmiş tıp ve gerçek zamanlı karar destek sistemlerinin daha yaygın hale geleceğini vurguladı.</p><p>Barış Metin ise EEG ve qEEG verilerinin depresyon tedavisinde biyobelirteç olarak kullanılmasının önemine dikkat çekerek, bu yöntemlerin tedavi planlamasında yol gösterici olabileceğini söyledi.</p><strong>'Anhedoni üretkenliği doğrudan düşürüyor'</strong><p>NPİSTANBUL Hastanesi Yönetim Kurulu Üyesi Fırat Tarhan, anhedoninin yalnızca bireysel değil ekonomik etkilerine de değindi. Tarhan, 'Anhedoni, yani haz ve motivasyon kaybı, bireylerin hedefe yönelik davranışlarını zayıflatarak üretkenliği doğrudan düşürüyor' ifadelerini kullandı.</p><p>Araştırmalarda motivasyon kaybının ekonomik faaliyetlere katılımı azalttığı ve bunun küresel ölçekte ciddi üretkenlik kayıplarına yol açtığı vurgulandı. Kongrede ayrıca nöroteknolojinin fiziksel engellerin aşılmasındaki rolü de gündeme geldi. </p><p>Prof. Dr. Tarhan, omurilik felci sonrası bilimsel çalışmalarını sürdüren araştırmacı Scott Imbrie ile gerçekleştirdiği görüşmede, 'İnsan beyninin potansiyeli ile nöromühendislik yaklaşımlarının doğru eşleşmesi, fiziksel engellerin aşılmasında yeni bir çağ başlatıyor' dedi.</p><p>Üsküdar Üniversitesi ve NPİSTANBUL Hastanesi tarafından yapılan değerlendirmede, nöroteknoloji alanında yürütülen çalışmaların zihinsel hastalıkların tanı ve tedavisinde yeni bir dönemin kapılarını araladığı belirtilerek, 'Yapay zek destekli modeller ve beyin haritalama teknikleri, kişiselleştirilmiş tedavi yaklaşımlarının gelişmesinde kritik rol oynamaktadır. Bu alandaki bilimsel iş birliklerimizi güçlendirerek çalışmalarımıza devam edeceğiz' ifadelerine yer verildi.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.karakosehaber.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/zihinsel-saglikta-yeni-cag-yz-_1776724192_JVTZyp.jpeg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Zihinsel sağlıkta yeni çağ YZ ve beyin haritalama birlikte sahnede ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.karakosehaber.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/zihinsel-saglikta-yeni-cag-yz-_1776724192_JVTZyp.jpeg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Karaköse Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Karaköse Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Narsisizmin temeli çocuklukta atılıyor uzmanlar uyarıyor]]></title>
            <link>https://www.karakosehaber.com/narsisizmin-temeli-cocuklukta-atiliyor-uzmanlar-uyariyor/227829/</link>
            <description><![CDATA[Uzmanlara göre narsisizm çoğu zaman yanlış anlaşılıyor; çocukluk deneyimleri belirleyici olurken, ilişkilerde sağlıklı sınırlar kurmak büyük önem taşıyor.]]></description>
            <guid>https://www.karakosehaber.com/narsisizmin-temeli-cocuklukta-atiliyor-uzmanlar-uyariyor/227829/</guid>
            <category domain="https://www.karakosehaber.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Tue, 21 Apr 2026 00:25:32 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Günümüzde sıkça dile getirilen 'narsisizm' kavramı, çoğu zaman yüzeysel ve yanlış biçimde yorumlanıyor. Uzmanlar, bu kavramın bir etiketleme aracı olarak kullanılmaması gerektiğini, aksine altında yatan psikolojik dinamiklerin anlaşılmasının daha sağlıklı bir yaklaşım olduğunu belirtiyor.</p><p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Bahruz Shukurov, narsisizmin bireyin kendini aşırı merkeze alması, kendini üstün görmesi ve başkalarının duygu ile ihtiyaçlarına karşı duyarsız kalmasıyla karakterize edilen bir kişilik örüntüsü olduğunu ifade etti.</p><p>Dr. Shukurov, 'Bu nedenle, bu kavramı bir &#39;etiketleme aracı&#39; olarak kullanmak yerine, altında yatan dinamikleri anlamak ve benzer özelliklerle karşılaşıldığında nasıl davranılabileceğini değerlendirmek daha sağlıklı bir yaklaşım olur.' dedi.</p><strong>'Özür dilemek narsistik bireyler için tehdit olabilir'</strong><p>Narsistik bireylerin genellikle yoğun bir onay ihtiyacı içinde olduklarını belirten Dr. Shukurov, 'Bu kişiler genellikle bencildir; her şeyi kendilerine hak görme eğilimindedirler. Kuralları esnetebilir, değiştirebilir veya tamamen yok sayabilirler. Kendini beğenme tek başına olumsuz bir özellik değildir. Ancak narsisizmde bu durum, başkalarını küçümseme ve değersizleştirme üzerine inşa edilir. Bu nedenle daha çok &#39;kibir&#39; kavramına karşılık gelir. Kişi kendini üstün görürken, diğerlerini aşağıda konumlandırır. Bir diğer önemli özellik ise sürekli onay ihtiyacıdır. Narsistik yapıdaki bireyler, değer duygularını içsel olarak değil, dışarıdan gelen takdir ve beğeniyle beslerler. Empati kurmakta zorlanırlar; başkalarının duygularına karşı bir tür &#39;körlük&#39; söz konusudur. Ayrıca içten bir pişmanlık yaşamak ya da samimi bir şekilde özür dilemek onlar için oldukça zorlayıcıdır. Özür dilemek, benliklerine yönelik bir tehdit olarak algılanabilir.' açıklamasında bulundu.</p><strong>Çocukluk deneyimleri belirleyici rol oynuyor</strong><p>Narsisizmin kökenine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Dr. Shukurov, çocukluk döneminin kritik bir öneme sahip olduğunu vurguladı. 'Bu noktada iki temel model öne çıkar. İlki, aşırı koruyucu ve şımartıcı tutum. Çocuğun hiçbir zorlukla karşılaşmasına izin verilmez, tüm ihtiyaçları anında karşılanır. Bu durum, çocuğun gerçekçi bir benlik algısı geliştirmesini engeller. İkincisi ise duygusal yoksunluk ve koşullu sevgi. Çocuk, olduğu haliyle değil; yalnızca başarıları ve performansı üzerinden kabul görür. Sevgi, koşullara bağlıdır. Bu da çocuğun kendini değerli hissetmesini zorlaştırır.' dedi.</p><p>Erken çocukluk dönemine de dikkat çeken Shukurov, 'Özellikle erken çocukluk döneminde (1-5 yaş), çocuğun &#39;hissedildiğini hissetmesi&#39; büyük önem taşır. Yani anlaşılmak, dinlenmek ve duygularının karşılık bulduğunu görmek… Bu ihtiyaç karşılanmadığında, birey ilerleyen yaşamında kırılgan benliğini korumak için savunma mekanizmaları geliştirir. Zamanla bu savunmalar bir &#39;zırh&#39; haline gelir. Ancak bu zırh, sadece incinmeyi değil; sevgi, yakınlık ve duygusal bağ kurma kapasitesini de sınırlar.' ifadelerini kullandı.</p><strong>Narsistik ilişkiler karşılıklı bir dinamik içeriyor</strong><p>Narsisizmin ilişkilerde çoğu zaman tek taraflı bir sorun gibi algılandığını ancak gerçekte karşılıklı bir dinamik olduğunu belirten Dr. Shukurov, 'Bu tür ilişkilerde sıklıkla &#39;anahtar-kilit&#39; uyumu söz konusudur.' dedi.</p><p>Dr. Shukurov, 'Narsistik özellikler gösteren kişiler; kendini sürekli suçlayan, sınır koymakta zorlanan, terk edilmekten korkan bireylerle daha kolay ilişki kurabilir. Narsistik kişi terk edilme korkusunu bastırarak &#39;kimseye ihtiyaç duymuyorum&#39; tavrı sergilerken; karşı taraf tam tersine ilişkiye tutunmak için kendinden ödün verebilir. Bu durum, ilişkide dengesiz ve sağlıksız bir bağ oluşmasına neden olur. Hatta bazı kişiler, ilişki içinde kendilerini yalnızken hissettiklerinden daha yalnız hissedebilirler.' şeklinde konuştu.</p><strong>'Karşı tarafı değiştirmeye çalışmaktan vazgeçin'</strong><p>Narsistik özelliklerle başa çıkma konusunda önerilerde bulunan Dr. Shukurov, en önemli noktanın karşı tarafı değiştirmeye çalışmamak olduğunu söyledi.</p><p>'Farkındalık geliştirmek önemeli. Kişi önce kendi duygularını, düşüncelerini ve bedensel tepkilerini fark etmeli. &#39;Şu an ne hissediyorum?, Bu durum bende nasıl bir etki yaratıyor?&#39; gibi sorular, sağlıklı tepkiler verebilmenin ilk adımıdır. Sempati değil empati kurmak gerekir. Karşı tarafın ne hissettiğini anlamaya çalışmak önemlidir. Ancak bu, onun davranışlarını onaylamak anlamına gelmez. Eleştiri yapılacaksa kişiliğe değil, davranışa yönelik olmalıdır. Örneğin; &#39;sen böylesin&#39; yerine &#39;bu davranışın beni şu şekilde etkiledi&#39; demek daha yapıcıdır. Dengeli bir tutum benimsenmeli. Ne tamamen boyun eğmek ne de saldırgan bir tavır sergilemek çözüm değildir. Yumuşak ama net iletişim kurulmalı. Sınırlar açık bir şekilde ifade edilmeli; ancak bu süreçte kırıcı ve saldırgan bir dil kullanılmamalı' dedi.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.karakosehaber.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/narsisizmin-temeli-cocuklukta-_1776720330_vU9oYD.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Narsisizmin temeli çocuklukta atılıyor uzmanlar uyarıyor ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.karakosehaber.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/narsisizmin-temeli-cocuklukta-_1776720330_vU9oYD.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Karaköse Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Karaköse Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Ağız sağlığındaki ihmal çocuklarda kalp hastalıklarını tetikleyebilir]]></title>
            <link>https://www.karakosehaber.com/agiz-sagligindaki-ihmal-cocuklarda-kalp-hastaliklarini-tetikleyebilir/227799/</link>
            <description><![CDATA[Uzmanlar, özellikle doğuştan kalp hastalığı bulunan çocuklarda ağız ve diş sağlığının ihmal edilmesinin ciddi enfeksiyon risklerine yol açabileceği konusunda uyarıyor.]]></description>
            <guid>https://www.karakosehaber.com/agiz-sagligindaki-ihmal-cocuklarda-kalp-hastaliklarini-tetikleyebilir/227799/</guid>
            <category domain="https://www.karakosehaber.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Mon, 20 Apr 2026 10:14:49 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Çocuklarda ağız ve diş sağlığının yalnızca dişlerle sınırlı olmadığı, genel sağlık üzerinde doğrudan etkili olduğu belirtiliyor. Çocuk diş hekimi Nurgül Demir, diş ve çevre dokuların sağlığının yaşam kalitesinin korunmasında önemli rol oynadığını ifade ederek, diş çürüklerinin çocukluk çağında en sık görülen enfeksiyon hastalıklarından biri olmaya devam ettiğini söyledi.</p><p>Demir, bazı kronik hastalıkların çocuklarda çürük riskini artırabildiğine dikkat çekerek, doğuştan kalp hastalığı olan çocuklarda diş minesinde görülebilen yapısal bozuklukların buna örnek olduğunu belirtti. Ayrıca düzenli kullanılan ilaçların içeriği, ilaçların tatlı gıdalarla verilmesi, gece beslenmelerinin fazlalığı ve bebeklik döneminde yaşanan beslenme yetersizliklerinin de çürük oluşumunu artıran faktörler arasında yer aldığını dile getirdi.</p><strong>'Enfeksiyon riski göz ardı edilmemeli'</strong><p>Her bin  bebekten 7 ila 10&#39;unun konjenital kalp hastalığı ile doğduğunu belirten Demir, bu çocuklarda ağız hijyeninin üst düzeyde sağlanmasının hayati önem taşıdığını vurguladı.</p><p>Kalp kası enfeksiyonu olarak bilinen Enfektif endokardit riskine dikkat çeken Demir, diş tedavileri veya günlük ağız bakımı sırasında oluşabilecek bakteri yayılımının bu enfeksiyona yol açabileceğini ifade etti.</p><strong>'Erken tanı ve doğru bakım hayati önem taşıyor'</strong><p>Kalp hastalığı bulunan çocuklarda ağız ve diş sağlığının erken dönemde takip edilmesi gerektiğini belirten Demir, 'Bebeklik döneminde ilk süt dişlerinin çıkmasıyla birlikte çocuk diş hekimi muayenesi yapılmalıdır. Dişlerin çürümeden korunması için doğru teknik ve ürünlerle ebeveyn kontrolünde diş fırçalama alışkanlığı kazandırılmalıdır' dedi.</p><p>Beslenme düzeninin de büyük önem taşıdığını ifade eden Demir, çocuğun çürük riskine göre koruyucu uygulamaların planlanabileceğini, gerekli durumlarda profesyonel flor uygulamaları yapılabileceğini belirtti. İlerlemiş çürüklerde ise dolgu ya da diş çekimi gibi tedavilere ihtiyaç duyulabileceğini söyledi.</p><p>Demir, bu tür tedavilerin mutlaka çocuk kardiyoloğu ile birlikte planlanması gerektiğini vurguladı. Çocuklarda kalp hastalığı bulunan durumlarda diş tedavilerinin daha dikkatli planlanması gerektiğini belirten Demir, genel anestezi gerektiren işlemlerin titizlikle değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.</p><p>Diş hekimi kontrollerinin aksatılmaması ve çürüklerin erken dönemde tedavi edilmesinin olası komplikasyonların önüne geçebileceğini söyleyen Demir, kısa süreli ve planlı tedavi süreçlerinin çocukların uyumunu artırdığını da sözlerine ekledi.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.karakosehaber.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/agiz-sagligindaki-ihmal-cocukl_1776669286_baLcoM.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Ağız sağlığındaki ihmal çocuklarda kalp hastalıklarını tetikleyebilir ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.karakosehaber.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/agiz-sagligindaki-ihmal-cocukl_1776669286_baLcoM.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Karaköse Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Karaköse Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Çocuklarda artan şiddet uyarısı: Uzmanlardan kritik çağrı]]></title>
            <link>https://www.karakosehaber.com/cocuklarda-artan-siddet-uyarisi-uzmanlardan-kritik-cagri/227798/</link>
            <description><![CDATA[Uzmanlar, çocuklar arasında artan şiddet olaylarının bireysel değil toplumsal bir sorun olduğuna dikkat çekerek, aile, okul ve kamu politikalarının birlikte ele alınması gerektiğini vurguluyor.]]></description>
            <guid>https://www.karakosehaber.com/cocuklarda-artan-siddet-uyarisi-uzmanlardan-kritik-cagri/227798/</guid>
            <category domain="https://www.karakosehaber.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Mon, 20 Apr 2026 10:06:07 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Son dönemde yaşanan okul saldırıları ve akran zorbalığı olayları, çocuklar arasındaki şiddet konusunu yeniden gündeme taşıdı. Uzmanlar, bu tür olayların yalnızca münferit vakalar olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirtiyor. Çocukların bu denli yıkıcı davranışlara yönelmesinin ardında, bireysel nedenlerin ötesinde toplumsal ve psikososyal etkenlerin bulunduğu ifade ediliyor.</p><p>Memorial Şişli Hastanesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı Bölümü&#39;nden Uz. Dr. Berna Aygün, yaşanan şiddet olaylarının hem çocuklar hem de aileler üzerinde derin etkiler bıraktığını söyledi.</p><p>Aygün, 'Şiddet olaylarına maruz kalan, tanık olan ya da medya aracılığıyla izleyen çocuklar yalnızca fiziksel değil, ruhsal olarak da etkileniyor. Dünya, çocuklar için daha az güvenli bir yer haline geliyor' dedi.</p><p>Aygün&#39;e göre bu durum, ailelerin çocuklarını emanet ettikleri eğitim ortamlarına duyduğu güveni de zedeliyor. Toplumsal düzeyde ise güvensizlik ve kaygı duygusu artıyor.</p><strong>'Şiddet, çocuğun taşıyamadığı duyguların yansımasıdır'</strong><p>Uz. Dr. Aygün, çocukların sergilediği şiddet davranışlarının yalnızca sonuç olarak görülmemesi gerektiğini belirterek, 'Bir çocuğun bu denli yıkıcı davranışlar sergilemesi, sadece ne yaptığıyla değil, neyi taşıyamadığıyla ilgilidir. Çocuklar ifade edemedikleri duyguları davranışlarıyla dışa vurur' ifadelerini kullandı.</p><p>Şiddetin; öfkenin yanı sıra utanç, değersizlik ve görünmezlik gibi duyguların dışavurumu olabileceğini belirten Aygün, hiçbir çocuğun bu ölçekte bir davranışı tek başına üretmediğini vurguladı. Bu tür davranışların aile, okul ve toplumun ortak etkisiyle ortaya çıktığını dile getirdi.</p><strong>Duygusal destek eksikliği risk yaratıyor</strong><p>Günümüzde çocukların yoğun uyaranlara maruz kaldığını ancak aynı ölçüde duygusal destek alamadığını ifade eden Aygün, ailelerin yaşadığı ekonomik ve sosyal zorlukların da çocukların gelişimini etkilediğini söyledi.</p><p>'Ebeveynler ve öğretmenler yeterince destekleyici olmadığında çocuklar duygularıyla baş başa kalıyor. Bu durum zamanla birikerek yıkıcı sonuçlara yol açabiliyor' diyen Aygün, sosyal eşitsizlikler, eğitim sistemindeki sorunlar ve ruh sağlığı hizmetlerine erişimdeki yetersizliklerin de bu süreci derinleştirdiğini belirtti.</p><strong>Kalıcı çözüm için bütüncül yaklaşım şart</strong><p>Uzmanlara göre çocuklarda şiddetin önlenmesi yalnızca disiplin ve cezai yöntemlerle mümkün değil. Kalıcı çözüm için şiddeti ortaya çıkaran koşulların ortadan kaldırılması gerekiyor.</p><p>Bu kapsamda, okullarda duygusal gelişimi destekleyen sistemlerin kurulması, çocuk ve ergen ruh sağlığı hizmetlerinin yaygınlaştırılması, aileler ve eğitimcilerin desteklenmesi, travma duyarlı eğitim modellerinin uygulanması, medyada ve kamusal dilde şiddeti normalleştiren içeriklerden uzak durulması gerektiği vurgulanıyor.</p><p>Uz. Dr. Berna Aygün, 'Çocuklar içinde bulundukları dünyanın dilini konuşur. Bir çocuğun şiddete yönelmesi sadece bireysel değil, toplumsal bir yansımadır. Bu nedenle şiddeti bastırmak değil, onu doğuran süreçleri anlamak ve dönüştürmek gerekir' diyerek sözlerini tamamladı.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.karakosehaber.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/cocuklarda-artan-siddet-uyaris_1776668765_zVCrv5.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Çocuklarda artan şiddet uyarısı: Uzmanlardan kritik çağrı ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.karakosehaber.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/cocuklarda-artan-siddet-uyaris_1776668765_zVCrv5.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Karaköse Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Karaköse Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Erzurum’da bir hastanın idrar kanalından çıkan 51 taş herkesi şaşırttı]]></title>
            <link>https://www.karakosehaber.com/erzurum-da-bir-hastanin-idrar-kanalindan-cikan-51-tas-herkesi-sasirtti/227796/</link>
            <description><![CDATA[İdrar kanalından (üreter) 51 taş çıkarılan 31 yaşındaki kadın, Erzurum’da gerçekleştirilen kapalı ameliyatla sağlığına kavuşurken, sıra dışı vaka doktorları ve yakınlarını şaşkına çevirdi.]]></description>
            <guid>https://www.karakosehaber.com/erzurum-da-bir-hastanin-idrar-kanalindan-cikan-51-tas-herkesi-sasirtti/227796/</guid>
            <category domain="https://www.karakosehaber.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Mon, 20 Apr 2026 09:48:21 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Erzurum&#39;da gerçekleştirilen kapalı ameliyat, sıra dışı bir vakayı ortaya çıkardı. 31 yaşındaki iki çocuk annesi Rüveyda Özer&#39;in böbrek ile mesane arasındaki üreterden tam 51 taş çıkarıldı. Ameliyatı gerçekleştiren doktor başta olmak üzere hasta ve yakınları gördükleri karşısında şaşkınlık yaşadı.</p><p>İstanbul&#39;da yaşayan Özer, bir süredir mide bulantısı, şiddetli ağrı ve sancı şikayetleriyle farklı hastanelere başvurdu. Yapılan tetkiklerde üreterinde taş tespit edilen hastaya açık ameliyat önerildi. Ancak bu yöntemi kabul etmeyen Özer, artan ağrıları nedeniyle sık sık acil servise giderek geçici tedavilerle rahatlamaya çalıştı.</p><p>Şikayetlerinin artması üzerine Erzurum&#39;daki Atatürk Üniversitesi Araştırma Hastanesi&#39;ne başvuran Özer, Üroloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fatih Özkaya tarafından değerlendirmeye alındı. Yapılan incelemelerin ardından ameliyata alınan hastanın operasyonu yaklaşık 1,5 saat sürdü.</p><p>Operasyon sonrası konuşan Prof. Dr. Fatih Özkaya, karşılaştıkları durumun meslek hayatında nadir görülen bir vaka olduğunu belirterek şu ifadeleri kullandı:</p><p>'Bu hastada sıra dışı olan şey, böbrek ve mesane arasındaki üreter dediğimiz kanalda çok fazla taş vardı. Bu taşları açık ameliyat ya da lazerle kırmak yerine laparoskopik (kapalı) yöntemle yapıp tüm taşları temizlemeyi amaçladık. Ameliyat başarılı geçti. Tüm taşları temizledik ve teker teker saydık, irili ufaklı 51 taş çıkardık.'</p><p>Özkaya, ameliyat öncesi çekilen görüntülerde taşların bu kadar yoğun görünmediğini de vurgulayarak, kanal açıldığında karşılaştıkları tabloya kendilerinin de şaşırdığını ifade etti.</p><p>'Bundan daha fazla taşı böbrekten çıkarıyoruz ancak üreterde bu kadar taşı ilk kez gördüm ve daha önce üreterden bu kadar taş çıkarmamıştım. 17 yıldır ürolojideyim, binden fazla taş vakasıyla karşılaştım ama üreterde bu kadar çok sayıda taş daha önce hiç görmedim.'</p><p>Operasyonun ardından hastanın ağrılarından tamamen kurtulduğunu belirten Özkaya, böbrek ve üreter taşı oluşumunu önlemek için bol su tüketilmesinin önemine dikkat çekti. Ayrıca bu dikkat çekici vakanın ulusal ve uluslararası kongrelerde bilimsel olarak sunulacağını söyledi.</p><strong>'Taşları gördüğümüzde hayret ettik'</strong><p>Hastanın babası Selahattin Özer ise yaşadıkları süreci, 'Kızım her gün sancılanıyordu ve acile gidip iğne, serum yapılıyordu. Sağ olsun Fatih Bey kapalı ameliyat yaptı, Allah&#39;a şükür kızım kurtuldu. 51 taş çıkarıldı, çok şaşırdık. Bu kadar taş hayatımda görmedim, duymadım. Taşları gördüğümüzde hayret ettik. Bu çocuk bu taşlarla nasıl yaşamış?' Sözleriyle ifade etti.</p><p>Ameliyat sonrası sağlığına kavuşan Rüveyda Özer de yaşadığı süreci şöyle dile getirdi:</p><p>'Her gün acile gidiyordum, ağrı kesici iğneler yaptırıyordum. Ameliyat oldum, ağrılarım geçti. Fatih hocaya çok teşekkür ederim. Filmlerde bu kadar taş görülmüyordu. Taşları görünce Fatih hoca da biz de çok şaşırdık.'</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.karakosehaber.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/erzurum-da-bir-hastanin-idrar-_1776667700_MDtGjS.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Erzurum’da bir hastanın idrar kanalından çıkan 51 taş herkesi şaşırttı ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.karakosehaber.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/erzurum-da-bir-hastanin-idrar-_1776667700_MDtGjS.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Karaköse Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Karaköse Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Panik atak mı kalp krizi mi? Uzmanından hayati uyarılar]]></title>
            <link>https://www.karakosehaber.com/panik-atak-mi-kalp-krizi-mi-uzmanindan-hayati-uyarilar/227790/</link>
            <description><![CDATA[Benzer belirtilerle ortaya çıkan panik atak ve kalp krizi arasındaki farkın doğru analiz edilmesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Abdi Sağcan, şiddetli belirtilerde vakit kaybetmeden doktora başvurulması gerektiğini söyledi.]]></description>
            <guid>https://www.karakosehaber.com/panik-atak-mi-kalp-krizi-mi-uzmanindan-hayati-uyarilar/227790/</guid>
            <category domain="https://www.karakosehaber.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Sun, 19 Apr 2026 23:37:12 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Göğüs ağrısı, çarpıntı ve nefes darlığı gibi belirtiler hem panik atakta hem de kalp krizinde görülebiliyor. Bu benzerlik, bazı hastaların ciddi bir durumu göz ardı etmesine, bazılarının ise gereksiz kaygı yaşamasına neden olabiliyor. Medicana Sağlık Grubu Kardiyoloji Bölümü&#39;nden Prof. Dr. Abdi Sağcan, iki durumun doğru şekilde ayırt edilmesinin hayati önem taşıdığını vurguladı.</p><p>Sağcan, özellikle ilk kez yaşanan şiddetli semptomların ciddiye alınması gerektiğini belirterek, erken müdahalenin hayati riskleri azaltabileceğine dikkat çekti.</p><p>Belirtiler benzer, ayrıntılar hayati</p><p>Panik atak ile kalp krizinin çoğu zaman benzer belirtilerle ortaya çıktığını ifade eden Prof. Dr. Abdi Sağcan, 'Panik atakta göğüste baskı, sıkışma ya da batma hissi olabilir. Kalp krizinde ise genellikle daha şiddetli bir baskı veya ezilme hissi görülür. Panik atakta hızlı ve yüzeyel nefes alma ön plandayken, kalp krizinde kişi gerçek anlamda nefes alamama hissi yaşayabilir. Panik atakta kalp hızlı atar, kalp krizinde ritim bozulabilir. Soğuk terleme her iki durumda da görülse de kalp krizinde daha ani ve yoğundur. Panik atakta &#39;ölüyorum&#39; hissi belirgindir, kalp krizinde ise kişi fiziksel olarak kötüleştiğini hisseder' dedi.</p><p>Göğüs ağrısının süresi ve yayılımının önemli bir ayırt edici unsur olduğunu vurgulayan Sağcan, 'Panik atakta semptomlar genellikle stres ve kaygıyla başlar, kalp krizinde ise eforla artabilir. Panik atakta ağrı pozisyonla değişebilir, kalp krizinde ise değişmez. Yeni başlayan, 5-10 dakikadan uzun süren, sol kola, çeneye veya sırta yayılan göğüs ağrısında acil yardım istenmelidir' ifadelerini kullandı.</p><strong>Risk faktörleri ve acil müdahale uyarısı</strong><p>Bazı belirtilerin acil müdahale gerektirdiğini belirten Prof. Dr. Abdi Sağcan, 'Göğüs ağrısının baskı, yanma veya sıkışma şeklinde olması ve 5-10 dakikadan uzun sürmesi, ağrının sol kola, çeneye ve sırta yayılması, soğuk terleme ve mide bulantısı ile birlikte olması durumunda kalp krizi düşünülmelidir. Gerçekten nefes alamama, dudaklarda morarma, ani ve şiddetli nefes darlığı acil değerlendirme gerektirir. Ayrıca ilk kez panik atak benzeri tablo yaşanıyorsa, 40 yaş üzerinde ortaya çıktıysa, bilinen kalp hastalığı varsa veya ataklar alışılmadık şekilde şiddetliyse mutlaka tıbbi değerlendirme yapılmalıdır' dedi.</p><p>Genç yaşta görülen göğüs ağrılarının çoğu zaman ciddi nedenlere bağlı olmadığını ancak bireysel risk faktörlerinin mutlaka göz önünde bulundurulması gerektiğini belirten Sağcan, sigara kullanımı, hipertansiyon, diyabet ve aile öyküsünün önemine dikkat çekti.</p><p>Tanı sürecinde multidisipliner yaklaşımın önemine değinen Sağcan, 'Bu nedenle belirtileri sadece psikolojik olarak değerlendirmek yanıltıcı olabilir. İlk değerlendirme mutlaka hekim tarafından yapılmalı, kardiyoloji ve psikiyatri birlikte süreci yönetmelidir' diye konuştu. </p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.karakosehaber.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/panik-atak-mi-kalp-krizi-mi-uz_1776631031_eXin2K.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Panik atak mı kalp krizi mi? Uzmanından hayati uyarılar ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.karakosehaber.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/panik-atak-mi-kalp-krizi-mi-uz_1776631031_eXin2K.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Karaköse Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Karaköse Haber</dc:creator>
        </item>
    </channel>
</rss>