Narsisizmin temeli çocuklukta atılıyor uzmanlar uyarıyor
Uzmanlara göre narsisizm çoğu zaman yanlış anlaşılıyor çocukluk deneyimleri belirleyici olurken, ilişkilerde sağlıklı sınırlar kurmak büyük önem taşıyor.
Haberin Özeti
- • Narsisizmin, kişinin kendini merkeze alması ve empati eksikliğiyle tanımlandığı, ancak bu kavramın yüzeysel bir etiket olarak kullanılmaması gerektiği vurgulandı.
- • Uzmanlara göre narsisizmin gelişiminde çocukluk deneyimleri belirleyici rol oynuyor; aşırı şımartılma ya da duygusal yoksunluk temel etkenler arasında yer alıyor.
- • Narsistik ilişkilerin karşılıklı bir dinamik içerdiği belirtilirken, sağlıklı iletişim için farkındalık, empati ve net sınırlar koymanın önemine dikkat çekildi.
Günümüzde sıkça dile getirilen “narsisizm” kavramı, çoğu zaman yüzeysel ve yanlış biçimde yorumlanıyor. Uzmanlar, bu kavramın bir etiketleme aracı olarak kullanılmaması gerektiğini, aksine altında yatan psikolojik dinamiklerin anlaşılmasının daha sağlıklı bir yaklaşım olduğunu belirtiyor.
Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Bahruz Shukurov, narsisizmin bireyin kendini aşırı merkeze alması, kendini üstün görmesi ve başkalarının duygu ile ihtiyaçlarına karşı duyarsız kalmasıyla karakterize edilen bir kişilik örüntüsü olduğunu ifade etti.
Dr. Shukurov, “Bu nedenle, bu kavramı bir ‘etiketleme aracı’ olarak kullanmak yerine, altında yatan dinamikleri anlamak ve benzer özelliklerle karşılaşıldığında nasıl davranılabileceğini değerlendirmek daha sağlıklı bir yaklaşım olur.” dedi.
“Özür dilemek narsistik bireyler için tehdit olabilir”
Narsistik bireylerin genellikle yoğun bir onay ihtiyacı içinde olduklarını belirten Dr. Shukurov, “Bu kişiler genellikle bencildir; her şeyi kendilerine hak görme eğilimindedirler. Kuralları esnetebilir, değiştirebilir veya tamamen yok sayabilirler. Kendini beğenme tek başına olumsuz bir özellik değildir. Ancak narsisizmde bu durum, başkalarını küçümseme ve değersizleştirme üzerine inşa edilir. Bu nedenle daha çok ‘kibir’ kavramına karşılık gelir. Kişi kendini üstün görürken, diğerlerini aşağıda konumlandırır. Bir diğer önemli özellik ise sürekli onay ihtiyacıdır. Narsistik yapıdaki bireyler, değer duygularını içsel olarak değil, dışarıdan gelen takdir ve beğeniyle beslerler. Empati kurmakta zorlanırlar; başkalarının duygularına karşı bir tür ‘körlük’ söz konusudur. Ayrıca içten bir pişmanlık yaşamak ya da samimi bir şekilde özür dilemek onlar için oldukça zorlayıcıdır. Özür dilemek, benliklerine yönelik bir tehdit olarak algılanabilir.” açıklamasında bulundu.
Çocukluk deneyimleri belirleyici rol oynuyor
Narsisizmin kökenine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Dr. Shukurov, çocukluk döneminin kritik bir öneme sahip olduğunu vurguladı. “Bu noktada iki temel model öne çıkar. İlki, aşırı koruyucu ve şımartıcı tutum. Çocuğun hiçbir zorlukla karşılaşmasına izin verilmez, tüm ihtiyaçları anında karşılanır. Bu durum, çocuğun gerçekçi bir benlik algısı geliştirmesini engeller. İkincisi ise duygusal yoksunluk ve koşullu sevgi. Çocuk, olduğu haliyle değil; yalnızca başarıları ve performansı üzerinden kabul görür. Sevgi, koşullara bağlıdır. Bu da çocuğun kendini değerli hissetmesini zorlaştırır.” dedi.
Erken çocukluk dönemine de dikkat çeken Shukurov, “Özellikle erken çocukluk döneminde (1-5 yaş), çocuğun ‘hissedildiğini hissetmesi’ büyük önem taşır. Yani anlaşılmak, dinlenmek ve duygularının karşılık bulduğunu görmek… Bu ihtiyaç karşılanmadığında, birey ilerleyen yaşamında kırılgan benliğini korumak için savunma mekanizmaları geliştirir. Zamanla bu savunmalar bir ‘zırh’ haline gelir. Ancak bu zırh, sadece incinmeyi değil; sevgi, yakınlık ve duygusal bağ kurma kapasitesini de sınırlar.” ifadelerini kullandı.
Narsistik ilişkiler karşılıklı bir dinamik içeriyor
Narsisizmin ilişkilerde çoğu zaman tek taraflı bir sorun gibi algılandığını ancak gerçekte karşılıklı bir dinamik olduğunu belirten Dr. Shukurov, “Bu tür ilişkilerde sıklıkla ‘anahtar-kilit’ uyumu söz konusudur.” dedi.
Dr. Shukurov, “Narsistik özellikler gösteren kişiler; kendini sürekli suçlayan, sınır koymakta zorlanan, terk edilmekten korkan bireylerle daha kolay ilişki kurabilir. Narsistik kişi terk edilme korkusunu bastırarak ‘kimseye ihtiyaç duymuyorum’ tavrı sergilerken; karşı taraf tam tersine ilişkiye tutunmak için kendinden ödün verebilir. Bu durum, ilişkide dengesiz ve sağlıksız bir bağ oluşmasına neden olur. Hatta bazı kişiler, ilişki içinde kendilerini yalnızken hissettiklerinden daha yalnız hissedebilirler.” şeklinde konuştu.
“Karşı tarafı değiştirmeye çalışmaktan vazgeçin”
Narsistik özelliklerle başa çıkma konusunda önerilerde bulunan Dr. Shukurov, en önemli noktanın karşı tarafı değiştirmeye çalışmamak olduğunu söyledi.
“Farkındalık geliştirmek önemeli. Kişi önce kendi duygularını, düşüncelerini ve bedensel tepkilerini fark etmeli. ‘Şu an ne hissediyorum?, Bu durum bende nasıl bir etki yaratıyor?’ gibi sorular, sağlıklı tepkiler verebilmenin ilk adımıdır. Sempati değil empati kurmak gerekir. Karşı tarafın ne hissettiğini anlamaya çalışmak önemlidir. Ancak bu, onun davranışlarını onaylamak anlamına gelmez. Eleştiri yapılacaksa kişiliğe değil, davranışa yönelik olmalıdır. Örneğin; ‘sen böylesin’ yerine ‘bu davranışın beni şu şekilde etkiledi’ demek daha yapıcıdır. Dengeli bir tutum benimsenmeli. Ne tamamen boyun eğmek ne de saldırgan bir tavır sergilemek çözüm değildir. Yumuşak ama net iletişim kurulmalı. Sınırlar açık bir şekilde ifade edilmeli; ancak bu süreçte kırıcı ve saldırgan bir dil kullanılmamalı” dedi.
Bakmadan Geçme
