Nakşibendiler Yemek Duasını Neden Yapmaz?
Nakşibendi geleneğinde yemek duasının bildiğimiz şekliyle (sesli ve uzun dualar) yapılmamasının temelinde, bu yolun en belirgin özelliği olan 'Hafî' (Gizli) Zikir ve 'Adab' anlayışı yatar.
Nakşibendiler aslında yemek duası yapmaz değillerdir; ancak bunu dışarıdan fark edilecek şekilde yüksek sesle değil, sessizce ve kalp yoluyla yapmayı tercih ederler. Bu durumun temel nedenlerini şöyle sıralayabiliriz:
Gizlilik Ve Kalbi Zikir Anlayışı
Nakşibendilikte "Halk içinde Hak ile beraber olmak" (Halvet Der Encümen) esastır. Gösterişten kaçınmak ve kalbin sürekli Allah ile meşgul olması (Zikr-i Hafî) ön plandadır. Bu nedenle, yemekten önce ve sonra yapılan şükür ve dualar genellikle kişinin kalbinden, sessizce geçirdiği yakarışlardır.
Sünnete Bağlılık Ve Sadelik
Nakşibendi yolu, ibadetlerde ve günlük yaşamda sadeliği ve Sünnet-i Seniyye'ye tam bağlılığı savunur. Yemekten sonra "Elhamdülillah" demek bir sünnettir. Nakşibendiler, sünnet olan bu kısa şükrü yerine getirmenin yeterli olduğunu düşünür; sonradan eklenen çok uzun ve törensel yemek dualarını (sofra dualarını) bir zorunluluk olarak görmezler.
Huşu Ve "Vukūf-ı Kalbî"
Yemek yerken "huzur" halini muhafaza etmek, gıdanın zikre kuvvet vermesi için ağza alınan her lokmada Allah'ı hatırlamak (Vukūf-ı Kalbî) onlar için daha önemlidir. Yemek bittiğinde, bu huzur halini bozmadan, sessizce şükredip sofradan kalkmak genel bir edep kuralıdır.
Şöhret Ve "Riya" Korkusu
Nakşibendi büyükleri, dindarlığın başkaları tarafından görülüp takdir edilmesinden (şöhret) şiddetle kaçınmışlardır. Topluluk içinde yüksek sesle, sanatlı cümlelerle dua etmenin nefse pay çıkarabileceği endişesiyle, duayı kul ile Allah arasında gizli bir sır olarak tutmayı tercih ederler.
Nakşibendiler dua etmemeyi değil, duayı gizli yapmayı ve şükrü kalbe yerleştirmeyi esas alırlar. Sofradan kalkarken genellikle sessizce bir Fatiha okumak veya içten bir "Elhamdülillah" demek onlar için kafi ve daha edepli kabul edilir.
Bakmadan Geçme