Meme kanseri vakaları artıyor
Araştırmalar, sağlıklı yaşam alışkanlıklarının meme kanseri riskini azaltmada kritik rol oynadığını ortaya koyarken, uzmanlar tedavinin günlük yaşamdan başladığını vurguluyor.
Haberin Özeti
- • Dünya genelinde meme kanseri vakaları hızla artarken, 2050 yılına kadar vaka sayısının 3,5 milyonu aşması bekleniyor.
- • Uzmanlara göre sağlıklı yaşam alışkanlıkları (sigarasız yaşam, egzersiz ve dengeli beslenme) hastalığın etkilerini azaltmada ve yaşam süresini uzatmada büyük rol oynuyor.
- • Meme kanseri vakalarının yaklaşık yüzde 40’ı önlenebilirken, yaşam tarzı değişiklikleri tedavinin önemli bir parçası olarak öne çıkıyor.
Küresel Hastalık Yükü Çalışması Meme Kanseri İş Birliği Grubu’nun verilerine göre, dünya genelinde meme kanseri vakalarında ciddi bir artış yaşanıyor. Analizlere göre yeni vakalar üçte bir oranında artarken, 2050 yılına kadar bu sayının 3,5 milyonu aşması bekleniyor.
İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Taner Kıvılcım ise, bu tabloya rağmen umut veren sonuçlara dikkat çekiyor. Sigara kullanmamak, düzenli fiziksel aktivite yapmak ve sağlıklı beslenmek gibi yaşam tarzı değişikliklerinin, hastalık üzerindeki etkisinin sanılandan çok daha güçlü olduğu belirtiliyor. Yapılan araştırmalar, bu alışkanlıkların meme kanseri hastalarında kaybedilen sağlıklı yaşam yıllarının önemli bir kısmını geri kazandırabildiğini ortaya koyuyor.
İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Kıvılcım, tedavinin sadece hastane ortamında başlamadığını vurgulayarak,
“Bizim için bu rakamlar, meme kanseri tedavisinin sadece hastanede değil, mutfakta ve günlük rutinlerde başladığının bilimsel belgesidir. Bu oran, aslında meme kanserinin kader olmadığını gösteriyor.” dedi.
Özellikle genç yaş grubunda artan vaka oranlarına dikkat çeken Kıvılcım, modern yaşamın getirdiği hareketsizlik ve sağlıksız beslenmenin etkilerine işaret ederek,
“20-54 yaş arası kadınlarda vaka oranlarının yüzde 29 artması, modern yaşamın bedelini genç kuşakların ödediğinin bir göstergesi.” ifadelerini kullandı.
Uzmanlara göre yaşam tarzı, yalnızca genel sağlık üzerinde değil, genetik yapı üzerinde de etkili. Epigenetik çalışmalar, sağlıksız yaşam alışkanlıklarının hastalıklara yatkınlığı artırabildiğini ortaya koyarken, olumlu değişikliklerin bu süreci tersine çevirebildiğini gösteriyor.
Son yıllarda öne çıkan “yaşam tarzı tıbbı” yaklaşımı da bu noktada önem kazanıyor. Beslenme, egzersiz, uyku düzeni, stres yönetimi ve sosyal ilişkiler gibi temel başlıkların, tedavi sürecinin ayrılmaz bir parçası haline geldiği belirtiliyor. Dr. Kıvılcım, bu yaklaşımın yalnızca destekleyici değil, aynı zamanda tedavinin temel unsurlarından biri olduğunu vurgulayarak, “Biz sadece ‘sağlıklı beslenin’ demiyoruz; uyku kalitesinden stres yönetimine kadar birçok başlığı hastanın biyokimyasını iyileştirecek birer ‘ilaç’ gibi planlıyoruz” dedi.
Araştırma sonuçlarına göre riskleri azaltmak için üç temel adım öne çıkıyor: kırmızı et tüketimini azaltmak, sigara ve tütün ürünlerinden tamamen uzak durmak ve her gün düzenli fiziksel aktivite yapmak. Bu basit ama etkili adımların, gelecekteki sağlık tablosunu önemli ölçüde değiştirebileceği belirtiliyor.
Bakmadan Geçme
