KIŞ

Ağrı'nın tanınmış simalarından emekli öğretmen ve köşe yazarı Halit Aldemir, yaklaşmakta olan kış mevsimi ile ilgili 'Kış' başlıklı bir köşe yazısı kaleme aldı.

Mevsimin kış olmasından mıydı, yoksa gecelerin ayaz olmasından mıydı, çaresizliğim? Bilmiyordum. Ama soğuktan donuyordum. Sobamız gece saat dokuz-on arası sönerdi. Yorganıma sarılırken yaz günlerini hayal ederdim. Bu onlarca dakika, bazen saatler sürerdi. Devamını rüyalarda seyrederdim, hayallerimin. Çoğu zaman hatırlardım uyanınca. Ve buruk geçerdi o günüm. Anneme, babama bana biraz yaz mevsimi alın mı, deseydim. Ağlasam mı, ben yaz mevsiminde yaşamak istiyorum, diye. Çaresizdim, biliyordum.

 

Soba sıcaklığıyla uyanınca sabahleyin, dışarıda yine kar, yine fırtına, ya da ayaz var, diyordum kendi kendime. Neden kış bu kadar uzundu; kış geceleri kıştan daha da uzundu sanki. Ne olurdu ki geceleri saat bire, ikiye kadar oturulsaydı. Geceler ne kadar da kısalırdı. Bunu annem bilmiyor muydu? Yoksa biliyordu da benim geceleri sevmediğimi mi bilmiyordu? Bilemiyordum. Ya da işleri çoktu: ekmek pişirecekti, çamaşır yıkayacaktı, küçük kardeşimle ilgilenecekti. Bize yemek pişirmek içindi belki de, erken kalkışı ve gece boyunca uyuması. Kesinlikle bilmediğim bir şeyler vardı. Kesin olan ise: ‘bıçak gibi keskin’ denilen, Ağrı’nın ayaz geceleriydi.

 

Yatağımın etrafına yün minderler ve yastıklar dizer, yorganıma ve battaniyeme sımsıkı sarılırdım. Kedimizi yatağıma alırdım, birbirimizi ısıtırız, diye. Onun hırıltılarını uzun süre dinleyerek dalardım uykuya. Bazen şakacıktan tırmalardı beni. Ama hiç zarar vermezdi. Kedinin uykudayken beni tırmaladığını söylemiştim anneme. Annem, gündüzleri oynadığımız gibi rüyasında da benimle oynadığından olduğunu söylemişti. Çocuk aklıma yatmıştı. Ben yaz mevsimini görüyorsam rüyalarımda; kedi de gündüzleri seviyorsa, neden rüyasında gündüz oynadığımız oyunları görmesin ki…

 

Ve günler, hep kış günüydü. Gündüzlerin güneşli olduğu da olurdu. Gecelerse hep ayazdı. Yeryüzü bembeyazdı.

 

Kurt masalları anlatılırdı uzun gecelerde. Abartılı av anıları palavra kokardı. Samimi olanlar, anında birbirlerinin yalanını ya da abartısını ortaya atmaktan çekinmeden anlatırdı. Kahkahalar yükselmeye çalışırdı sigara dumanını yarabildiğince. Kahkahalar arasında bazen annem kulağıma eğilerek bir şeyler söyleyerek beni uyarmaya çalışırdı: ‘bu adam hayatta eline tüfek bile almamıştır’ ya da ‘çile ayında kendi evinin damına bile çıkamazken, Şiş Tepe’de kurt avlarmış’ gibi alaycı açıklamalarda bulunurdu. Ben ise, çoğu zaman anneme kızardım, neden anlatılanlara inanmıyor diye. Kahkahalar içinde abartılı hikâyeler anlatıldıkça kendimi öyle kaptırırdım ki; herkes gülerken çoğu zaman anlatılanların etkisinde, ben hala av mahallinde olurdum. Annem, kulağıma söyledikleriyle dikkatimi dağıtıyordu. Kızgınlığım ondandı çoğunlukla.

 

Ve sigara içilirdi odalarda, çocuklar duman altı…

 

Gecenin sessizliğinde uyumaya çalışırken, karlı damlardan kart kurt sesleri gelirdi. Köpeklerdendi genelde. Köpeklerin damlarımızda ve beynimizde gezinmek istemelerinden… Geceleriyse kurtların geldiğini düşünmekten başka seçeneğim olmazdı. Uyutmazdı korkaklığım beni. Yorganı çekerdim kafama, sarılabileceğim kadar sarılarak. Korkudan ve soğuktan sabahlardım göz yummadan. Bazen annemin yatağına sığınırdım, hiç reddetmezdi beni. Hep yorganını kaldırır, beni koluna yatırırdı. Baharda civcivli tavukların, yavrularını kanatlarının altına almasına benzetirdim annemin yorganını kaldırmasını. Ve bahar hayallerine dalarak uyurdum, devamını rüyada görebilmek umuduyla.

Karaköse Haber - Bizi Sosyal Medyada Takip Edin!

Bakmadan Geçme