Erken tanı çocukluk çağı kanserlerinde kaderi nasıl değiştiriyor?
Prof. Dr. Nur Olgun, 2002-2024 yılları arasında 52 bin 907 çocuğun kayıt altına alındığını ve 5 yıllık sağkalım oranının yüzde 70'in üzerine çıktığını açıkladı. Uzmanlara göre erken tanı, bilimsel protokoller ve yeni nesil tedaviler çocuklar için umut olmaya devam ediyor.
15 Şubat Uluslararası Çocukluk Çağı Kanseri Günü kapsamında açıklamalarda bulunan Acıbadem Kent Hastanesi Çocuk Onkoloji Bölümü Sorumlusu ve Türk Pediatrik Onkoloji Grubu (TPOG) Nöroblastom Protokolleri Koordinatörü Prof. Dr. Nur Olgun, çocukluk çağı kanserlerinde son yıllarda kaydedilen ilerlemelerin umut verici boyutlara ulaştığını söyledi.
Bu özel günün; çocukluk çağında görülen kanserlere dikkat çekmek, erken tanının önemini hatırlatmak ve tedavi sürecinde çocuklarla ailelerine destek olmak açısından büyük anlam taşıdığını belirten Olgun, çocukluk çağı kanserlerinin erişkin kanserlerinden farklı özellikler gösterdiğine işaret etti.
Çocuklarda görülen kanserlerin biyolojik yapıları, klinik seyirleri ve tedaviye yanıtlarının erişkinlerden ayrıldığını vurgulayan Olgun, en sık lösemi, beyin tümörleri, lenfomalar, nöroblastom, Wilms tümörü ve kemik tümörleriyle karşılaşıldığını ifade etti. Günümüzde ise bu hastalıkların önemli bir kısmının tamamen tedavi edilebilir hale geldiğine dikkat çekti.
Türkiye’de çocukluk çağı kanserlerine yönelik sistematik kayıtların 2002 yılından itibaren tutulduğunu hatırlatan Olgun, 2002-2024 yılları arasında toplam 52 bin 907 hastanın kayıt sistemine dahil edildiğini aktardı. Bu geniş hasta grubunda 5 yıllık sağkalım oranının yüzde 70’in üzerinde olmasının, ülkemizde çocuk onkolojisi alanında ulaşılan bilimsel ve klinik seviyeyi açıkça ortaya koyduğunu söyledi.
Elde edilen bu başarıda erken tanı uygulamalarının, ulusal ölçekte standartlaştırılmış tedavi protokollerinin ve multidisipliner yaklaşımın büyük payı bulunduğunu belirten Olgun, kayıt sistemlerinin daha da güçlendirilmesinin gelecekteki gelişmeler açısından kritik öneme sahip olduğunu ifade etti.
Erken tanının hayati rolüne dikkat çeken Olgun, ailelerin bazı belirtileri ciddiye alması gerektiğini belirtti. Uzun süren ateş, açıklanamayan kilo kaybı, solukluk, morarma, kemik ağrıları, vücutta şişlikler, halsizlik ve iştahsızlık gibi bulguların mutlaka bir hekim tarafından değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Bu belirtilerin her zaman kanser anlamına gelmediğini ancak uzun süre devam etmesi halinde vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulmasının tedavi başarısını doğrudan etkilediğini vurguladı.
Son yıllarda çocuk onkolojisinde önemli gelişmeler yaşandığını belirten Olgun, kemoterapi, cerrahi ve radyoterapinin yanı sıra kök hücre nakli, hedefe yönelik tedaviler ve immünoterapilerin daha yaygın şekilde kullanıldığını dile getirdi. Genetik ve moleküler çalışmalar sayesinde kişiye özel tedavi yaklaşımlarının önünün açıldığını da sözlerine ekledi.
Bu ilerlemenin en çarpıcı örneklerinden birinin ileri evre nöroblastom hastalarında görüldüğünü belirten Olgun, 1992 yılında yüksek riskli nöroblastomda sağkalım oranının yalnızca yüzde 6 seviyesinde olduğunu, TPOG’un 2003, 2009 ve 2020 protokolleriyle bu oranın yaklaşık yüzde 65’e yükseldiğini aktardı. Risk sınıflandırmasında moleküler ve sitogenetik faktörlerin dikkate alınmasının, hedef tedavilerin ve immünoterapilerin bu artışta belirleyici rol oynadığını ifade etti.
Uluslararası iş birliklerinin ve Dünya Sağlık Örgütü destekli çalışmaların da bu başarıda önemli katkısı bulunduğunu belirten Olgun, kanserle mücadelenin yalnızca tıbbi bir süreç olmadığını söyledi. Çocukların eğitimden ve sosyal hayattan kopmamasının, oyun oynayabilmesinin ve yaşıtlarıyla iletişim kurabilmesinin tedavi sürecini olumlu etkilediğini vurguladı. Aynı şekilde ailelerin psikolojik ve sosyal destek almasının da sürecin önemli bir parçası olduğunu ifade etti.
Prof. Dr. Nur Olgun, farkındalığın artmasının erken tanı oranlarını yükselttiğini ve daha fazla çocuğun sağlığına kavuşmasına katkı sağladığını belirterek, “Her çocuk sağlıklı bir geleceği hak eder. Çocuklarımız için umut var, bilim var ve gelecek var” dedi.