Enerji dönüşümünün anahtarı Türkiye'nin yeraltında mı saklı?
Kritik minerallere olan küresel talep hızla artarken, üretim ve rafinajın belirli ülkelerde yoğunlaşması tedarik güvenliği risklerini büyütüyor.
Kritik mineraller, yalnızca enerji sektörüyle sınırlı kalmayıp günümüzde yapay zeka, yarı iletken teknolojileri, savunma sanayisi, robotik sistemler ve ileri malzeme üretimi gibi pek çok stratejik alanda belirleyici rol oynuyor. Sabancı Üniversitesi İstanbul Uluslararası Enerji ve İklim Merkezi tarafından yayımlanan “Türkiye Kritik Enerji Mineralleri Görünümü” raporu, bu alanda Türkiye için dikkat çekici fırsatlara işaret ediyor.
Rapora göre, temiz enerji dönüşümünün hız kazanmasıyla birlikte kritik minerallere yönelik küresel talep güçlü biçimde artarken, arz tarafında ciddi bir yoğunlaşma bulunuyor. Uluslararası Enerji Ajansı verileri, stratejik öneme sahip birçok mineralin üretim ve özellikle rafinaj aşamasında tek bir ülkenin ağırlığını ortaya koyuyor. Bu durum, ülkeler için tedarik güvenliği risklerini artırırken, alternatif üretim ve işleme merkezlerine olan ihtiyacı da beraberinde getiriyor.
Türkiye’nin bu noktada en önemli avantajlarından biri, sahip olduğu maden potansiyelini yalnızca ham madde ihracatıyla sınırlamadan, rafinaj ve ileri işleme teknolojileriyle katma değerli ürünlere dönüştürebilecek kapasiteye sahip olması. Raporda, madenlerin ülke içinde işlenerek ara ve nihai ürün haline getirilmesinin; enerji güvenliği, dış ticaret dengesi ve cari açık açısından önemli kazanımlar sağlayabileceği vurgulanıyor.
Uzman değerlendirmelerine göre, küresel arzın dar bir alanda yoğunlaştığı ve talebin hızla yükseldiği bu dönemde Türkiye’nin doğru stratejik adımları atması halinde bölgesel ve küresel ölçekte güçlü bir oyuncu haline gelmesi mümkün. Ancak bu hedefe ulaşmak, kısa vadeli çözümlerden ziyade uzun soluklu, planlı ve bütüncül bir yaklaşım gerektiriyor. Madencilikten rafinaja, oradan da yüksek teknolojili uç ürünlere uzanan değer zincirinin her aşaması için net bir ulusal strateji ve yol haritası ihtiyacı öne çıkıyor.
Uluslararası iş birlikleri de Türkiye için önemli bir fırsat alanı sunuyor. Afrika, Latin Amerika, Orta Asya ve Hazar bölgesi gibi kritik mineral açısından zengin coğrafyalarla geliştirilecek ortaklıkların, hem tedarik güvenliğini çeşitlendirebileceği hem de Türkiye’nin teknik kapasitesini artırabileceği değerlendiriliyor. Avrupa Birliği’nin alternatif tedarik arayışları da Türkiye’nin coğrafi konumunu stratejik açıdan daha da değerli hale getiriyor.
Öte yandan, nadir toprak elementleri Türkiye’nin elini güçlendiren başlıca alanlardan biri olarak öne çıkıyor. Elektrikli araçlardan rüzgar enerjisi santrallerine kadar pek çok teknolojinin temel bileşeni olan bu elementlerde küresel arzın büyük ölçüde tek bir ülkeye bağımlı olması, yeni üretim ve işleme merkezlerine olan ihtiyacı artırıyor. Eskişehir Beylikova’da keşfedilen yüksek rezervli nadir toprak elementi kaynağı, doğru yatırımlar ve teknolojilerle işlendiği takdirde Türkiye’ye stratejik ve ekonomik açıdan önemli bir avantaj sağlayabilir.
Raporda yer alan projeksiyonlar, enerji dönüşümünün etkisiyle bakır ve nadir toprak elementleri başta olmak üzere birçok kritik mineralde talebin önümüzdeki yıllarda katlanarak artacağını gösteriyor. Bu artış, katma değerli üretim kapasitesi geliştirilemediği takdirde dışa bağımlılığı artırma riski taşıyor. Ancak aynı zamanda, doğru politikalar ve yatırımlarla Türkiye’nin kritik minerallerde bölgesel ve küresel ölçekte söz sahibi olabilmesi için önemli bir fırsat penceresi sunuyor.
Bakmadan Geçme