Dijital dünya beyni nasıl bağımlı hale getiriyor?

Uzmanlara göre, sanal dünyanın zahmetsiz hazları beyni ödül mekanizması üzerinden etkileyerek bağımlılık benzeri sonuçlar doğuruyor.

21. yüzyılın ilk çeyreğinde en çok tartışılan konulardan biri, iş ve okul dışındaki zamanın nasıl değerlendirileceği oldu. Günlük sorumlulukların ardından kalan saatler, özellikle genç kuşak için önemli bir alan haline geldi. Ancak uzmanlara göre bu zaman dilimi giderek daha fazla dijital platformlara ayrılıyor.

Teknolojinin içinde doğan ya da büyüyen nesiller için ekran, en kolay ulaşılabilir uğraş alanı olarak öne çıkıyor. Sosyal medyada gezinmek, dizi izlemek ya da mobil oyunlara yönelmek, fiziksel bir çaba gerektirmeden zaman geçirme imkânı sunuyor. Bu durum ise birçok kişi için alışkanlıktan öte bir bağımlılık sürecine dönüşebiliyor.

ABD’de Stanford Üniversitesi Psikiyatri ve Davranışsal Bilimler Profesörü Anna Lembke, dijital dünyanın etkilerini değerlendirirken, bu sürecin beyin kimyası üzerindeki sonuçlarına dikkat çekiyor. Lembke’ye göre, zahmetsiz ve hızlı haz sunan dijital içerikler, beynin ödül sistemi üzerinde yoğun bir dopamin salınımına yol açıyor. Bu durum zamanla “nöroadaptasyon” olarak adlandırılan bir süreci tetikliyor.

Uzmanlar, nöroadaptasyon sürecinde beynin dopamin alıcılarını azaltarak denge kurmaya çalıştığını, bunun da kişinin aynı hazzı hissedebilmek için daha fazla uyarana ihtiyaç duymasına neden olduğunu belirtiyor. Sonuçta birey, dijital içeriklere yalnızca keyif almak için değil, normal hissetmek için de yönelmeye başlayabiliyor.

Dijital ortamdan uzak kalındığında ise huzursuzluk, isteksizlik, kaygı, sinirlilik ve motivasyon düşüşü gibi belirtiler ortaya çıkabiliyor. Uzmanlar, bu tablonun madde bağımlılığında görülen yoksunluk belirtileriyle benzerlik gösterdiğini ifade ediyor.

Sürekli bildirimlere, kısa videolara ve akışa maruz kalan bireylerin dikkat süresinin kısaldığına da dikkat çekiliyor. Uzmanlara göre, ekran başında geçirilen zaman arttıkça kişi dış uyaranlara anlık tepki veren bir zihinsel düzleme sıkışıyor. Bu durum ise derin düşünme, üretkenlik ve yaratıcılık gibi bilişsel süreçleri olumsuz etkiliyor.

Lembke, “dijital hipnoz” olarak tanımladığı bu hali, bireyin kendi iç dünyasıyla temas kuramaması şeklinde açıklıyor. Dinlenme, hayal kurma ve yeni fikir üretme süreçlerinin, beynin dış uyaranlardan uzaklaşarak deneyimleri işlemesine bağlı olduğunu vurgulayan uzmanlar, sürekli ekran maruziyetinin bu imkânı ortadan kaldırdığını belirtiyor.

Uzmanlara göre çözüm, kısa süreli de olsa bilinçli dijital molalar vermekten geçiyor. Belirsizlik ve sıkılma hissine tahammül edebilmenin, zihnin yeniden üretken bir düzleme geçebilmesi için gerekli olduğu ifade ediliyor. Sürekli cevap sunan dijital dünyanın aksine, düşünmenin ve üretmenin zaman ve sabır gerektirdiği hatırlatılıyor.

Karaköse Haber - Bizi Sosyal Medyada Takip Edin!
AA

Bakmadan Geçme