Halil Yılmaz

Halil Yılmaz

Devlet Hastanesi Notlarım (1)

Devlet Hastanesi Notlarım (1)

İlk on yılda her gün bir arada olduğumuz, son on yıldaysa hiç karşılaşmadığımız siyasetçi arkadaşımla, Devlet Hastanesi Başhekimliği giriş kapısı önünde karşılaştık.

İkimizin de sigara içmek gibi kötü alışkanlığı var. Bir sigara içimi kadar, ayak üstü sohbet ettik, hasret giderdik.

Ben, kendisine hastanede bulunma sebebini sordum.
"Ablam hasta, dekan bey gelip muayene edecek, dekan bey gelene kadar dışarıda bir sigara içmek istedim..." dedi.

Herhalde başhekim ile dekanı karıştırdı diye düşündüm.
"Başhekim mi? Dekan mı?" diye sordum.

"Dekan bey, canım! Bizim tıp fakültesi dekanı..." dedi ve ekledi:
"Her şey ne kadar güzel olmuş, görüyorsunuz değil mi? Hastamızı artık dekana muayene ettirebiliyoruz..."

"Geçmiş olsun..." dedim ve sustum.


Sigaraya yüklendiğimi görünce, arkadaşım sordu bu sefer.
"Hayırdır, sen niye buradasın?"

Benim Down Sendromlu çocuğumu iyi tanıyor, onun için direk isim kullanarak anlatmaya başladım:

"Sefa'nın ayaklarında şişlik ve ağrı var, çocuk kaç gündür ayaklarına basamıyor. Ortopedi doktoruna sistem üzerinden 15 gün sonrasına kadar ancak randevu var. Acil'e iki sefer götürdük, acildeki doktor, 'bir uzman bakmalı' diyor..."

Beni yalanlamak ister gibi kesti sözümü;
"Bir yanlışınız olmasın? Üç-dört tane ortopedi uzmanı var hastanemizde... Direk onlara gitseydin?"

"Doğrudur, birçok uzman ortopedi doktoru var, az önce hepsine gittim, çocuğun özel durumunu ve rahatsızlığını anlatım. Ağız birliği etmiş gibi, 'randevusuz bakmayız...' dediler..."

Arkadaşım, anlattıklarıma yine inanmadı sanırım:
"Böyle bir şeyin olacağına ihtimal veremiyorum ama siz diyorsanız doğrudur. Bunları hasta haklarına, idareye şikayet..."

Bu sefer ben onun sözünü kestim.
"Şikayet değil de gidip idareye yalvaracağım artık...!" dedim.

Yüzünü ekşitti, dudak büzerek konuştu:
"Tabi ki siz daha iyisini biliyorsunuz! Ama, bize hastaneyle ilgili hiçbir şikayet gelmiyor. Halk hastaneden memnun olmasaydı, bize neler yapmıştı şimdi neler!?"

"Halk daha ne yapsın? Sandığa gömdü ya!!" diyemedim.

Sigaradan kalan son yudumu aldım.
"Haklısın, bana müsaade..." dedim ve tokalaşmadan uzaklaştım.


Başhekimlik katına çıktım.
Giriş kapısının sağındaki koridor hastane müdürünün, solundaki koridor ise başhekimin makam odasına gidiyor.

Girişler ayrı gibi görünse de iki makam odası, üçüncü bir koridorun üzerinde buluşuyor.

Bir gün hastane müdürünün makam odasının, yanılmıyorsam protokol çıkış kapısını yanlışlıkla açmıştım.
Müdür bey iki kadınla makam odasında sigara içiyordu. Yüksek sesle kahkahalar atıklarına bakılırsa büyük bir başarıyı kutluyorlardı.
Sigara dumanının oluşturdu sis perdesi arkasında kendisiyle göz göze gelmiş, yanlışlıkla açtığım kapıyı hızla geri kapatmıştım.

İşte o günden sonra, ister istemez soldaki koridordan başhekimin makam odasına doğru yöneliyorum.

Gerçi, başhekimle görüşmek için şimdi bilinçli olarak sol koridora girdim.

Başhekimlik sekreteryasindaki kalabalık, lisanı haliyle başhekimin makamda olduğunu söylüyor ama sekreter hanım, onun az önce çıktığını, dolayısıyla görüşme şansımın olmadığı söyledi.

Bu güne kadar en az on farklı zamanda görüşmek için geldiğim, ama kendisiyle görüşmemin yine nasip olmadığı başhekimden umudumu kestim.
Dönüp, başhekim yardımcısı tabelasının asılı olduğu odanın kapısını tıkladım, içeriden ses gelmeyince kapıyı açtım, kimseler yok.

İstemeye istemeye müdür odasına doğru yöneldim.
Orta yaşlarda, orta boylu bir memur;
"Hayırdır beyefendi?" diye dikildi karşıma.
Soruya soruyla cevap verdim.
"Müdür beyle görüşebilir miyim?"
"Toplantıda..."
"Başka yetkili kimse var mı?"
"Hepsi toplantıda..."
"Toplantı ne zaman biter?"
"Bilmiyorum..."

O sıra uzun boylu bir vatandaş geldi, yanında bir kız çocuğu var. Görüştüğüm memura, müdürün içeride duyabileceği bir sesle bağırdı;
"O ... müdürüne söyle, bana 'randevun tamam' dedi! Çocuğu okuldan aldım, ilçeden buraya o kadar yol geldim! Göz doktoru şimdi bana 'randevusuz bakmam' diyor! Adam gibi sözünde durmayacaksa niye çağırıyor?"

Memur, süt dökmüş kediye döndü, hiçbir şey söylemedi. Adam bağıra çağıra geldiği koridora çıktı bir daha.
Memur, "ensesi kalın siyasetçin var, niye bağırıp hakaret etmeyesin ki..." diye mırıldandı peşinden.

Çok geçmeden, başhekimlik makam odasından biri çıktı, gelip müdür odasının kapısında nöbet tutan memura;
"Nereye gitti o adam? Git, bul çabuk! Al falanca göz doktoruna götür.!" dedi.
"Doktor beni dinler mi?"
"Doktorun şimdi haberi oldu, bekliyor, çabuk götür diyorum!"
"Kapıda kim nöbet tutacak?"
"Git, git!! Çok önemli sanki? Ben nöbet tutarım..."


İnsan, hak etmediği bir makamda oturunca, hakkettiği küfürleri işitiyormuş.

Benim; ne ensesi kalın bir siyasetçim var ne de bağırıp çağıracak kadar cesaretim. Durduğum yerde pes ederek çıkışa doğru yöneldim.

Yanımdan kişiliği oturmuş bir duruşa sahip görünen bir genç, içeriye doğru geçti. Dönüp peşinden baktım.
Başhekim yardımcısı tabelasının asılı olduğu odaya girdi.

Son bir umutla peşinden gittim.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Halil Yılmaz Arşivi