Demansla yaşayan her beynin ayrı bir hikâyesi var

Demans tanısı alan her hastada sürecin aynı şekilde ilerlemediğini vurgulayan uzmanlar, hastalığın başlangıcından belirtilerine kadar pek çok unsurun kişiye özgü olduğunu belirterek, hasta yakınlarını kıyaslama yapmamaları konusunda uyarıyor.

Demansın tek tip bir hastalık gibi algılanmasının büyük bir yanılgı olduğuna dikkat çekiliyor. Uzmanlara göre aynı tanıyı alan iki kişinin yaşadığı süreç, parmak izi kadar benzersiz olabiliyor. Hastalığın ne zaman başlayacağı, hangi belirtilerle kendini göstereceği ve ilerleme hızı; bireyin genetik yapısından yaşam tarzına kadar pek çok etkene bağlı olarak değişiyor.

Toplumda sıkça dile getirilen “başkasında böyle olmamıştı” söyleminin gerçeği yansıtmadığını belirten uzmanlar, demansın aslında Alzheimer, Lewy cisimcikli demans, frontotemporal demans ve vasküler demans gibi farklı hastalıkları kapsayan geniş bir çatı kavram olduğunu ifade ediyor. Bu nedenle ortaya çıkan klinik tablo da oldukça geniş bir yelpazede değerlendiriliyor.

Aynı Alzheimer tanısını alan hastalarda bile belirtilerin farklı şekillerde başlayabildiği aktarılıyor. Kimi hastalarda unutkanlık ön plana çıkarken, kimilerinde konuşma sırasında kelime bulma güçlüğü, bazılarında ise daha erken dönemde davranış ve kişilik değişiklikleri görülebiliyor. Öfke, içe kapanma, şüphecilik ya da sosyal geri çekilme gibi durumların temelinde, hastalığın beynin hangi bölgelerini ve hangi sırayla etkilediği yatıyor.

Hastalığın seyrini belirleyen unsurlar arasında genetik faktörler, eğitim düzeyi, stres, hipertansiyon ve diyabet gibi kronik hastalıklar da yer alıyor. Bu durum, “bilişsel rezerv” olarak adlandırılan kavramla açıklanıyor. Bazı beyinler oluşan hasarı daha uzun süre telafi edebilirken, bazıları daha erken belirtiler verebiliyor. Bu nedenle aynı tanı, her hastada aynı sonuçları doğurmuyor.

Demansın yalnızca hafıza kaybından ibaret olmadığına da özellikle dikkat çekiliyor. Beynin ön bölgeleri etkilendiğinde kişilik ve davranış değişiklikleri, yan bölgeler etkilendiğinde dil sorunları, daha derin yapılar etkilendiğinde ise halüsinasyonlar ortaya çıkabiliyor. Hasta yakınlarının “eskiden böyle değildi” tepkisinin anlaşılır olduğu ancak hastalığın kişinin karakterini değil, beynin işleyişini değiştirdiği vurgulanıyor. Bu nedenle hastaların birbirleriyle karşılaştırılmasının doğru olmadığı ifade ediliyor.

Tedavi ve bakım sürecinde kişiye özel yaklaşımın büyük önem taşıdığı belirtiliyor. Bazı durumlarda çözümün ilaç dozunu artırmak değil, bakım şeklini yeniden düzenlemek ya da hasta yakınlarını psikolojik olarak desteklemek olabildiği aktarılıyor. Başka hastalarla yapılan kıyaslamaların hem hastayı hem de yakınlarını yıprattığı, süreci daha da zorlaştırdığına dikkat çekiliyor.

Uzmanlar, demansın uzun ve zorlu bir yolculuk olduğunu hatırlatarak, hastalarda “inat”, “huysuzluk” ya da “agresiflik” gibi görünen davranışların çoğu zaman korku ve kontrol kaybından kaynaklandığını belirtiyor. Bu davranışlarla mücadele etmenin yolunun tartışmak değil, hastanın dünyasını anlamaya çalışmak olduğu ifade ediliyor. Her ailenin ve her beynin kendine özgü bir hikâyesi olduğu vurgulanarak, bu sürecin yargılamadan ve kıyaslamadan yönetilmesi gerektiği çağrısında bulunuluyor.

Karaköse Haber - Bizi Sosyal Medyada Takip Edin!

Bakmadan Geçme