Coğrafi İşaretli Lezzet, değerlendirilemeyen güç: Ağrı Yaprak Döneri
Coğrafi işaretle tescillenen Ağrı Yaprak Döneri, güçlü hayvancılık altyapısına rağmen henüz beklenen marka değerine ulaşamadı. Prof. Dr. Faruk Kaya, bu lezzetin doğru planlama ile kalkınmanın lokomotifi olabileceğini vurguladı.
Türkiye’nin en yüksek rakımlı illerinden biri olan Ağrı’da hayvancılığa dayalı üretim yapısı, coğrafi işaretli bir gastronomi değerini yeniden gündeme taşıdı. Prof. Dr. Faruk Kaya, Karaköse Haber için kaleme aldığı değerlendirme yazısında Ağrı Yaprak Döneri’nin yalnızca bir lezzet değil, aynı zamanda değerlendirilmemiş bir kalkınma imkânı olduğunu vurguladı.
Ağrı’nın 11 bin 99 kilometrekarelik yüzölçümünün yaklaşık yüzde 48,9’unu çayır ve meralar, yüzde 15,3’ünü ise yayla alanları oluşturuyor. Bu doğal yapı sayesinde hayvanlar yılın önemli bölümünde tabii otlaklarda, zengin bitki örtüsü içerisinde besleniyor.
Prof. Dr. Kaya’ya göre bu doğal beslenme düzeni; etin lif yapısını, yağ dağılımını ve aromatik karakterini doğrudan etkileyerek belirgin bir kalite üstünlüğü sağlıyor. Yaylalarda yetişen hayvanların eti, kapalı ve suni sistemlerde beslenen hayvanlara kıyasla daha dengeli ve daha lezzetli bir nitelik kazanıyor.
2022’de tescillendi
Ağrı’da kırmızı et merkezli mutfak kültürünün tesadüfi olmadığını belirten Kaya, bunun doğrudan hayvancılığa dayalı üretim yapısının sonucu olduğunu ifade etti.
Ağrı Yaprak Döneri, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu kapsamında 2022 yılında, Ağrı İl Özel İdaresi adına 1271 numaralı mahreç işareti ile tescil edilerek hukuki koruma altına alındı. Tescil şartnamesine göre üretimin tüm aşamalarının Ağrı sınırları içerisinde gerçekleştirilmesi gerekiyor.
Teknik şartnamede dönerin tamamen genç sığır etinden hazırlanabileceği gibi, yüzde 70 dana eti ile yüzde 30 kuzu veya genç koyun eti ve kuyruk yağı karışımıyla da üretilebileceği belirtiliyor. Kuzu etinin kattığı aroma derinliği, ürünün gastronomik değerini artıran unsurlar arasında gösteriliyor.
Hayvancılıkta Güçlü Rakamlar
Ağrı, 2024 yılı verilerine göre 1 milyon 585 bin 614 küçükbaş hayvan varlığı ile Türkiye’de yedinci, 313 bin 407 büyükbaş hayvan varlığı ile ise on altıncı sırada yer alıyor. Bu tablo, özellikle küçükbaş hayvancılık bakımından ilin önemli bir potansiyele sahip olduğunu ortaya koyuyor.
Ancak Prof. Dr. Kaya, bu güçlü hayvancılık altyapısının henüz entegre bir sanayi modeline dönüşmediğine dikkat çekiyor.
Günlük 300 Kilogram Üretim Yeterli mi?
Et ve Süt Kurumu Ağrı Et Kombinası’nda coğrafi işaret logosuyla günlük yaklaşık 300 kilogram üretim yapıldığı belirtiliyor. Kaya, bu miktarın önemli bir başlangıç olduğunu ancak ilin tanıtımı, istihdam oluşturulması ve ekonomik çarpan etkisi için yeterli olmadığını ifade ediyor.
Dönerin yalnızca bir yemek değil, hayvancılığa dayalı entegre bir sanayi zincirinin önemli bir halkası olduğunu belirten Kaya; et işleme tesisleri, paketli ve dondurulmuş ürünler, soğuk zincir lojistiği, gastronomi turizmi ve markalı restoran zincirlerinin bu yapının temel parçaları olduğunu dile getiriyor.
Marka Kimliği Sorunu
Türkiye’de bazı ürünlerin şehirlerle özdeşleştiğini hatırlatan Kaya; Afyon’un sucuğu, Kayseri’nin pastırması, Kars’ın kaşarı, Malatya’nın kayısısı ile anıldığını ifade ediyor. Ağrı Yaprak Döneri’nin de aynı kalite ve özgünlüğe sahip olmasına rağmen henüz güçlü bir marka kimliği oluşturamadığını belirtiyor.
Denetimin düzenli yapılmasının ve üretim standardının korunmasının coğrafi işaretli ürünün itibarı açısından büyük önem taşıdığına dikkat çekiliyor. Restoranların hijyen, estetik ve sunum açısından geliştirilmesi gerektiği de vurgulanıyor.
Göçü Azaltabilecek Bir Model
Prof. Dr. Faruk Kaya’ya göre hayvancılık, Ağrı’nın en güçlü kalkınma dinamiği. Ağrı Yaprak Döneri ise bu potansiyelin en görünür ve anlatılabilir yüzü.
Planlı üretim, kurumsal markalaşma, kooperatifleşme ve kamu–özel sektör iş birliğiyle desteklenen bir modelin hayata geçirilmesi durumunda, Ağrı Yaprak Döneri’nin yalnızca gastronomik bir değer olmaktan çıkıp istihdam yaratan ve göçü azaltan bir kalkınma aracına dönüşebileceği ifade ediliyor.
Kaya, kalıcı istihdam alanları açan, üretimi ve markalaşmayı birlikte ele alan bütüncül adımların atılması hâlinde, bu sürecin yalnızca ekonomik değil, toplumsal açıdan da olumlu sonuçlar doğuracağını belirtiyor.


