Altın fiyatlarındaki düşüş Türkiye için fırsata mı dönüşüyor?
Küresel belirsizliklerin ve jeopolitik risklerin arttığı dönemde altının stratejik öneminin yükselmesi, Türkiye için yerli üretimi artırma ve bölgesel bir altın merkezi olma fırsatını beraberinde getiriyor.
Küresel ekonomide artan belirsizlikler ve devam eden jeopolitik gerilimler, altını yeniden güvenli liman olarak öne çıkarırken, Türkiye’nin yer altı kaynaklarını daha etkin kullanarak altın üretimini artırması gerektiği yönündeki değerlendirmeler güç kazanıyor. Sektör temsilcilerine göre bu adımlar, hem ekonomik güvenliği pekiştirebilir hem de Türkiye’yi bölgesel ölçekte stratejik bir konuma taşıyabilir.
Altın piyasalarında yaşanan kısa vadeli dalgalanmaların temelinde küresel faiz beklentileri, doların seyri ve kontrat piyasalarındaki kaldıraçlı işlemlerin etkili olduğu belirtilirken, jeopolitik risklerin hâlâ gündemde olduğu vurgulanıyor. İran krizi ve Rusya-Ukrayna savaşı gibi gelişmelerin sürmesi, altına olan talebin canlı kalmasına neden oluyor. Uzmanlar, kısa süreli geri çekilmelerin olağan olduğunu ancak uzun vadede altının yönünün yukarı olduğuna dikkat çekiyor.
Altın fiyatlarındaki gerilemenin Türkiye açısından bir krizden ziyade önemli bir fırsat sunduğu ifade ediliyor. Bu dönemin, altını stratejik bir ürün olarak ele alıp yerli üretimi artıracak teşviklerin devreye alınması için uygun bir zemin oluşturduğu değerlendiriliyor. Yerli üretimin güçlenmesiyle ithalata bağımlılığın azalacağı, bunun da cari açık üzerindeki baskıyı hafifleteceği öngörülüyor.
Dünya genelinde yıllık altın üretiminin yaklaşık 3 bin 500 ton seviyesinde kalmasına karşın, küresel talebin 5 bin tonun üzerine çıkması arz-talep dengesizliğini derinleştiriyor. Bu farkın fiyatlar üzerinde yukarı yönlü baskı oluşturduğu belirtilirken, merkez bankalarının artan altın alımlarının bu eğilimin geçici değil yapısal olduğuna işaret ettiği ifade ediliyor.
Türkiye’nin mevcut yıllık altın üretiminin yaklaşık 28 ton seviyesinde olduğu, buna karşılık test edilmiş altın kaynaklarının 6 bin 500 ton civarında bulunduğu aktarılıyor. Bu potansiyelin zamanla 8 ila 10 bin tona ulaşabileceği belirtilirken, uygun yatırım ve düzenlemelerle üretimin ciddi biçimde artırılabileceği vurgulanıyor.
Sektör temsilcilerine göre izin süreçlerinin hızlandırılması ve finansmana erişimin kolaylaştırılması halinde, 5-10 milyar dolarlık ilave yatırımla Türkiye’nin 5 yıl içinde yıllık 100 ton üretim seviyesine ulaşması mümkün. Kamuoyu baskısı, uzun izin süreçleri ve yatırım ortamındaki belirsizliklerin bugüne kadar üretimi sınırladığı ifade edilirken, net ve kararlı bir stratejiyle bu engellerin aşılabileceği belirtiliyor.
Güçlü rafineri ve kuyumculuk altyapısına sahip olan Türkiye’nin, üretim artışıyla birlikte yalnızca kendi altınını işleyen bir ülke olmaktan çıkıp, çevre ülkelerin altınını da rafine eden ve ticaretini gerçekleştiren bölgesel bir merkez haline gelebileceği değerlendiriliyor.